ÇAYELİ BAKIR, MANGANEZ
ve ÇİNKO MADENLERİ
Osmanlı'nın 100 Yıl Önceden İşletmeye Açtığı Madenler
Vasilaki Yuvanidi ve ortağı Vasilaki Serakyoni ile Hacı Molla oğlu Ali ile Yahya oğlu Mesut Efendiler bundan 90 sene evvel Mapavri'ye bağlı Latom (Madenköy) köyünde madencilik yapıyorlardı. Yıllık üretimleri biner tondan ikibin tondu. Darülaceze'ye varıncaya kadar pek çok yerlere vergi, harç ve bağış veriyorlardı. Bu iki maden ocaklarından birinin alanı 142 dönüm diğenin alanı ise 598 dönümden ibaretti.
Muhammet Safi
Başbakanlık Osmanlı Arşivi Uzmanı
muhammetsafi.blogcu.com
muhammetsafi@gmail.com Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Madenler Diyarı Karadeniz
Bu yazı kaleme alındığı sırada Türk yazılı ve görsel medyası kamuoyunu şu haberle aydınlatıyordu(!): "Güney Afrika Cumhuriyeti'ne ait olan dünyanın en uzun pastası rekoru Alanya'da kırıldı. Alanyalı aşçılar 2.710 metre uzunluğundaki pastaları ile Guinness rekorlar kitabına girmeye hak kazandılar!.."
Oysa siz bu yazıyı okurken Türkiye'nin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının tamamının tespiti yapılmıştır. Biz kahvede oyunumuzu oynayalım, mevsimi geliyor, atmacacılıkla ilgili hazırlıklarımızı yapalım!
Yani gözümüzü Afrikalıların kırdıkları rekorlara dikmişiz. Çünkü modern ve çağdaş ülkelerin teknolojik buluşları bizleri ilgilendirmiyor! Ben de sizlere memleketi kurtaracağım diye Osmanlı'da madencilikle ilgili bilgi vermenin telaşına düşmüşüm. Boşuna heves ya! "Bir iyilik yap denize at, balık bilmezse Halık (Allah) bilir!.."
Karadenizle ilgili en eski anonim kitaplarla seyahatnameler ve bu bölge ile ilgili olarak kaleme alınan eski eserlerin tamamında zengin maden yataklarının varlığından sözedilir.
Bu bilgiler Mahmut Goloğlu'nun "Türkün Milli Devleti Pontus" ve Mehmet Bilgin'in "Sürmene Tarihi" ve "Doğu Karadeniz Tarih, İnsan, Kültür" adlı eserlerinde kapsamlı olarak ele alınmıştır. Bu bilgilerden çıkan ilk sonuç, MÖ. 2000 yıllarında Anadolu'da varlıklarını sürdüren Etilerin demir çelik ihtiyaçlarının Trabzon taraflarından karşılandığı şeklindedir. Yani Karadeniz'de 4.000 seneden beri madencilik vardır ve dahası madencilik yapılmaktadır.
Yakın zamanlarda bilhassa Maden Tetkik Arama Enstitüsü'nün yayınladığı raporlarda ve maden haritalarında Karadeniz bölgesinin zengin maden yataklarına sahip olduğu yeniden tespit edilmiştir. Rize ili dahilinde olarak bunlar, Çayeli Madenköy sahası, Fındıklı Kartiba sahası, Ardeşen Ayder sahası, Fındıklı Kube mahallesi sahası, Ardeşen Issızdere sahası, Fındıklı Aslandere, Salma sahası, Çamlıhemşin Topluca sahası, Ardeşen Bayırcık sahası, İkizdere Memişoğlu, Keçikayası sahaları, Ardeşen Başmahalle Sahası olarak verilmiştir.
Doğu Karadeniz bölgesinde 72 metalik maden, 33 endrüstriyel hammadde ve 3 enerji hammadde yatağı bulunduğu bilinmektedir. Bunların ekonomiye kazandırılmaları durumunda ülke ekonomisine katkılarının rezerv itibariyle 100 milyar doların üzerinde olduğu hesaplanmıştır. (Biz Senegalliler gibi, Kenyalılar gibi, Hindistanlılar gibi yağmur çamur demeden çay toplayalım. Bu kadar para bize çok gelir. Para değil mi, adamı şaşırtır, Allah korusun... Nene gerek yüz milyar dolar?! Sahi hükümet bu sene çaya kaç kuruş verecek acaba?!)
Uydu fotoğraflarının çözümlenmesi sonucunda da bölgede bilinen madenler olan bakır, çinko ve bentonit dışında altın ve uranyum yatakları da bulunduğu belirlenmiştir. Ordu'nun Ünye ve Ulubey, Giresun'un Görele ilçelerinde altın damarları tesbit edilirken yine Giresun'un Şebinkarahisar ilçesi sahasında da uranyuma rastlanmıştır. Çayeli'ndeki bakır yataklarında çinko ile karışık olarak altın madeninin de bulunduğu bilinmektedir.
Savaşçı Karadeniz Kadınları: Amazonlar
Üzerinde bulunduğu coğrafya itibariyle yurdumuzun genelindede oldukça zengin maden kaynakları olduğu bilinmektedir. Doğu Karadeniz bölgesinin Osmanlılar tarafından fethedilmesi tarihi olan 1461 senesinden öncesinde buradaki hayat hakkında verilen bilgilerin madencilik ve ticaret yolları etrafında yoğunlaştıklarını biliyoruz. Kolonizasyon yöntemiyle başta Yunanlılar olmak üzere pek çok gemi korsanları vasıtasıyla buralar evvel zamanlarda sık sık yağma ve talan edilmişlerdir. Sahip oldukları zenginlikleri korumak için verdikleri mücadele yöre halkını savaşçı yapmıştır. Sağ memelerini daha iyi yay germek ve ok atmak için kesen kadın savaşçılar Amazonlar bile bu düşünce kapsamında ele alınabilirler. Yerüstü kaynaklarının kıtlığı insanları yeraltı kaynaklarının ticaretine yöneltmiştir. Yöre madencilikle anılır hale gelmiştir. İpek yolu ile ilgili anlatılanlar kapsamında yeralan Trabzon ve çevresi için herkes limanını ve ticaret yollarına olan yakınlığını söyler durur eskiden beri. Halbuki bu kolaycı bir yaklaşım ve baszitçe bir izah tarzıdır. Trabzon, Gümüşhane, Bayburt üçgeni tarihi madencilik havzasıdır ve buralarda yeraltı kaynakları çıkartılıp ticaretleri yapılmakta, hatta o zamanlardan kalma buluntulara göre sanat ve zanaat şeklinde madencilik mesleğinin yaygın olarak yapıldığına rastlamaktayız. Bu kaynakların pazarlanması, sömürülmesi veya elde edilmesi mücadeleleri bizlere tarihi uzun ve sürekli kavgaları intikal ettirmiştir. Romalıların bir türlü elde edemedikleri Pontus coğrafyasının 1461�lere kadar güvenli bir şekilde varlığını sürdürmesi ticaret ve ulaşım yollarına yakın oluşundan kaynaklanmamaktadır. Fatih Sultan Mehmet Gümüşhane arkalarından Zigana etrfındaki sarp kayalıklı dağları tırnaklarıyla tırmalayarak aşabilmiştir. Yol yoktur buralarda. Buraların kıymeti ipek yolundan veya limanından değil, sahip olduğu madenlerinden ileri gelmektedir. Madenin kıymetini bilenler Doğu Karadenizi ellerinde tutmak istemişlerdir veya buradakilerle iyi geçinip ticaret yoluyla bu imkandan yararlanmak yolunu tercih etmişlerdir.
Efsanevi olsa da bazı bilgiler bunları doğrulamaktadır. Eski kitaplarda seyyahların anlattıkları söylentiler ve bazan da eski coğrafyacıların verdikleri bilgilere göre, daha İstanbul boğazı oluşmadan ve Karadeniz'in suları taşıp da Marmara'ya akmadığı zamanlarda Karadeniz'in sular o kadar yüksekmiş ki, bugünkü küçük dağ tepe başlarına kadar çıkıyormuş. Gemilerle ta iç kesimlere kadar girilebiliyormuş. 1800'lü yıllarda bile bugünkü coğrafyanın oldukça farklı bir hali olduğu buraları ziyaret edenlerin eserlerinde anlatılmaktadır. Dağ ve tepe başlarında veya bazan da iç kesimlerde görülen gemi halat bağlama yerleri ile demirci ve madenci artıkları ve kalıntıları olarak tahmin edilen bulguların, buraları ziyarete ve daha doğrusu talan etmeye gelen gemicilerin gemilerini bağladıkları yerler ve maden alışverişi yaptıkları mahaller oldukları kuvvetle tahmin edilmektedir.
Her ne kadar geçmişe dönmek niyetinde değilsek de vakıa şudur ki, bölgemiz oldukça zengin doğal kaynaklara sahiptir. Günümüzde daha tam manasıyla ve yeteri düzeyde işlenmeyen yeraltı zenginliklerimizi gözardı etmememiz gerekmektedir. Unutulan ve bu yüzden kolayca sömürülen madenlerimizin zenginliğine dikkat çekmek için buralardaki faaliyetin küçük bir örneği olarak Osmanlı dönemindeki Çayeli Bakır ve Çinko madeninin kimlere nasıl ihale edildiğini kısaca da olsa incelemek istedim.
Osmanlı Döneminde Çayeli'nde Madencilik
Giresun, Trabzon ve Rize yöresinin maden bakımından oldukça zengin olduğuna dair Osmanlı belgelerinde pek çok bilgilere ulaşmak mümkündür. Şu anda elimizde bulunan belgelerin prestijli bir albüm kitap olarak neşri yöremizin madencilik tarihine ışık tutacak ve buradan mali katkı sağlayanların yöreye hiç değilse bıraktıkları bir yadigar olacaktır.
Bunlar içinden bir tanesi de Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan, Y.PRK.BŞK. 68/84 numaralı belgedeki haritadır. Bu haritada hem maden ve hem de zirai durumun verileri verilmektedir. Maden çıkartılan yerler Mapavri, Artvin, Of, Sürmene, Gümüşhane, Vakfıkebir, Şarlı, Görele, Keşap ve Giresun olarak belirtilmiştir. Diğer zenginlikler ise tarım ve orman ürünleri olarak ki, bunlar da, kenevir, pirinç, orman, mısır, fasulye, arpa, buğday, tütün, zeytin, fındık, balık yağı olarak belirtilmişlerdir.
Osmanlı Arşivlerinin, dünyayı avuçlarının içinde asırlarca idare eden büyük kültür ve medeniyet sahibi Türklerin son muhteşem devletleri olan Osmanlı İmparatorluğunun arşivlerinin ne kadar zengin olduğunu söylemek zaiddir, malumunuz. Tabiki ki bunlar arasında maencilikle de ilgili belgeler bulunacaktır. Çayeli'nde madencilik yapıldığına ve üretime geçildiğinin belgelerine ulaşabildik.
Çok önceden, 1999 senesinde elde ettiğim ve halen bende olan bir belge beni hep meşgul etmiştir. Mapavri'nin Latom köyündeki bakır ve çinko madeninin işletmesinin 99 yıllığına Vasilaki Yuvanidi ve ortağına verildiğinden bahsediyordu bu belge. Haritası bile vardı. Isırlık tepesi, Mezarlık tepesi, İlya'nın evi, Düz tepe gibi haritada bugünkü yerler bulunmaktaydı. Şimdiki madenin topografik bir çizimiydi. 142 dönümlük bir alanı kaplıyordu bu imtiyaz. Kimdi bu Vasilaki, bunun çocukları yok muydu, diye hep merak etmişimdir. Araştırdım, ama bulamadım. Sonunda bunların çocuklarının Yunanistan'da oldukları ve bunların aileleriyle ilgili olarak bir araştırmacının güzel bir makale hazırlamakta olduğunu öğrendim. Vasilaki II. Abdülhamit�in baş mimarı idi. Yanı saygın birisiydi. Peki İstanbul nere, Çayeli nere? Çayeli'ndeki madenden nasıl haberdar olmuştu? Burada başka bir konu akla geliyor: Misyoner okulları ve bilhassa Merzifon Amerikan Kolejinin yöredeki sözde dinsel faaliyetleri... Bütün bu dini(!) faaliyetler sonucunda Osmanlı coğrafyasının petrol ve maden yatakları tespit edilmiştir. Şu andaki dinlerarası diyalogla bu çalışma sürdürülmek istenmektedir ya, bu uzun mesele...
BaÅŸmimar Vasilaki Yuvanidi Efendi
Evet. Vasilaki Yuvanidi diye birisine 1898 yılında tanzim edilen bir haritada belirtilen yerde faaliyet göstermek üzere 99 yıllığına maden imtiyazı verildiğine dair belgeler dikkatimizi çekmişti. Biraz araştırma yapınca Vasilaki Yuvanidi'nin oldukça itibarli bir saray mimarı olduğunu öğrendik. "Vasilaki Kalfa (1821-1903), tersane başmimarlığı ile II. Abdülhamid'in başmimarlığını yapmıştır. Dedelerinden çoğu da tersanede görev almıştı. Abdülhamit'in kızlarının saraylarıyla, Yıldız sarayında pekçok yapının inşaatını ve tamiratını üstlenmiştir. Abdülhamit nezdinde önemli bir kalfaydı, bu sebeple padişah tarafından bir çok kez çalışmaları karşılığında nişanla ödüllendirilmiştir. Oğlu Yanko ile birlikte bazı inşaat işlerini birlikte yapmaktaydılar. Yanko da II. Abdülhamit'in mimarıydı. Her ikisi de Beyoğlu'nda ikamet ediyorlardı."
Tersane Başmimarı olarak da görev alan ve belgelerde bu sıfatla anılan Vasilaki'nin İstanbul'dan, Saray'dan Rize'ye gelmesi ve buralarda bakır araması hadisenin boyutlarını gözler önüne sermektedir.
Vasilaki, İstanbul'da ikamet etmektedir. Ortağı Vasilaki Serakyoni ile birlikte Trabzon vilayeti dahilinde Rize kazasına bağlı Latom (Madenköy) köyünde arama sonucunda buldukları Bakır ve Çinko madenini, Vasilaki Yuvanidi'nin vefatıyla ortağı ile mirasçıları arasında taksim edilmiştir. Bu paylaşım sonucunda madenin yarısı eşi Dimitri kızı İbrato, oğlu Yanko, diğer oğlu Yuvanidi, kızları Artemisya, Marika ve Potimya ile diğer yarısı da ortağı Vasilaki Serakyoni'ye olmak üzere verilmiştir.
Darülaceze'ye bile pay verilmektedir
Madenden çıkartılan cevherin miktarına göre ölçeklendirilmek suretiyle Gümrük İhracat Vergisi ile İstanbul Teshilat Sandığı, Askeriyye, Darülaceze, Hicaz Demiryolu, Muhacir İskan Komisyonu ve Ziraat Mektebi vergilerinin de verildiğini görüyoruz (ŞD. 537/4). Tarih 1906.
Ruhsatın 1893 senesinde verildiğinden bahseden aynı tarihli belgenin ilavesi olan Şura-yı Devlet (Danıştay) kararında maden arama ve çıkarma işlemlerinin Moruç ova deresi, Büyükdere İzlik (Isırlık) Tepesi ile Mapavri tarafındaki deniz ile sınırlı olduğu yazmaktadır. Vasilaki Serakyoni tarafından yapılan müracaat üzerine Trabzon vilayeti Fenni Heyet raporu ile Madenler Bakanlığının Fenni Heyeti tarafından düzenlenen mazbatada maden işletme ile ilgili safhalar uzun uzun anlatılmaktadır. Bütün formalitelerin tamamlanmasından sonra kesinleşen sınırları ile maden ruhsatı verilen yer şöyle tarif edilmektedir:
Vasilaki'nin Madeninin Yeri
Kuzeyden Mezarlık tepesinden başlayarak İlya'nın (veya İlyas'ın) hanesinden devam ederek Mese (veya Meşe) tepesi arasında kırılan bir hat ile ve doğudan Mezarlık tepesinden başlayarak Isırlık tepesi arasında düz bir hat ile ve güneyden yine zikrolunan tepeden Atamak (veya Asamak) tepesi arasında düz bir hat ile ve batıdan zikredilen tepeden başlayarak Düztepe�den geçerek sınırın başlangıç noktası olan Mezarlık tepesi arasında kırılan bir çizgi ile çevrili arazinin miktarı 142 dönümden ibarettir.
Maden çeşitleri
Burada bulunan madenler yüzde iki küsür bakırla karışık çinko olarak zikredilmektedir. Toplam 1790 Osmanlı altını peşin vergi olmak üzere hasılatından yukarıda zikredilen kurumlara belirli oranlarda pay verilmesi de sözleşmeye madde olarak konulmuştur. 1906 senesinden itibaren, madenin damar halinde bulunmasından ötürü 99 yıllığına Vasilaki Yuvanidi varisleri ile Vasilaki Serakyoni'ye ihale edildiği karara bağlanmıştır.
Senede bin ton maden cevheri için verilen akıl almaz mücadele
Tahmini çıkartılması düşünülen bir yıllık maden miktarının 1000 ton olduğu ve bunun için her türlü sihhi ve teknik önlemin alındığı da Orman Bakanlığı'nın izni ile tayin edilmiştir.
Madenin işletilmesi işlemlerinin serian bitirilmesi için işletmecilerin ard arda yaptıkları ısrarlı müracaatları neticesinde Orman ve Madenler Bakanı ile Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın pek çok kez yazı ile padişahtan bu konuda ferman buyurması istirhamlarına şahit oluyoruz. Sahiplerinin saraya yakınlıklarından ötürü bu derece ısrarlı ve üst düzey temasla bu madene tahil olmaları bugün bile düşündürücüdür. Buradaki maden öyle küçük ve dikkate alınmayacak kadar minicik bir imtiyaz hadisesi değildir. Ortalama 3.4 günde işlem bitiren bir hıza sahip Osmanlı bürokrasisinde Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın art arda bu konu ile padişaha neredeyse "lütfen sultanım, şu imtiyazı ver artık" derecesinde yalvarması dikkate şayandır.
Devlet bu imtiyazı vermemek için direnmiştir. Yasal çerçevede zaman kazanmaya çalışarak yıldırma ve bıktırma politikasını gütmüştür. Arazide keşif yapmak için gönderilen memurların sürekli değiştirilmesi, işletmecilerin evraklarında devamlı olarak eksikliklerin tespit edilmesi, maden çıkartılacak arazide askeri ve inşai her türlü yol ve bina yapımı sonucunda madencilerin bir hak sahibi olamayacakları, yakınlarda bir başka maden çıkması durumunda o maden arazisi ile bunlarınki arasında mühendislerin tespit edeceği miktarda mesafe bırakılması gibi müeyyideler ile iş zorlaştırılmış daha doğrusu "sağlamlaştırılmıştır."
Åžartname Maddeleri
İmtiyazın verilmesinden sonra düzenlenen şartname maddeleri şu başlıklar altında özetlenebilir:
1. Rize kazası Latom köyündeki Bakır ve Çinko madeni 99 yıllığına Vasilaki Yuvanidi ile Vasilaki Serakyoni uhdesine verilmiştir.
2. Maden için 142 dönüm arazi tahsis edilmiştir.
3. Yukarıda sıralandığı üzere gerekli yerlere gerekli vergi ve harçlar yatırılmıştır.
4. Bakır ve Çinko madeninden başka maden çıkarsa bunlarda işletmecilerin hakkı olmayacaktır.
5. 142 dönümlük arazi sadece maden işletme için tahsis edilmiştir.
6. Madenden çıkartılacak cevherden Askeriyye, Ziraat Mektebi'ne belirli oranda vergi verilecektir.
7. Maden iki yıl içinde işletmeye açılmak zorundadır. Açılmazsa ihalesi fesih edilecektir.
8. Belirlenen bedellerin ödenmemesi durumunda faiz işletilecektir. Bir defaya mahsus olmak üzere yurdışından maden çıkartmak için getirtilecek alet ve edevattan gümrük vergisi alınmayacaktır.
9. Madenin belirlenen vergileri ve harçları ferman çıktığı anda ödenecektir.
10. İşletmeciler Osmanlı devleti kanun ve nizamlarına harfiyyen uyarak maden çıkartma işini yürüteceklerdir.
11. Hangi sınıfa ait ise o sınıfın Patent Vergisi'ni de ödemek zorundadır.
12. İşletmeciler, madenin ihracı esnasında ödemekle yükümlü oldukları paraların ödenmesi esnasında Darülaceze ve Ziraat Mektebi vergilerini de beraber ödeyeceklerdir.
Özel Madde: İşletme sahipleri, askeri amaçlı olarak maden üzerinde veya civarında veyahutta bacalar etrafında mağaralar, yollar yapılması gibi her türlü inşaattan ötürü bir tazminat talebinde bulunamayacaklardır.
Bundan sonra bu maddeleri genişçe ele alan ve ilave takviye maddelerin bulunduğu teknik şartnamenin bulunduğu belge gelmektedir. Bu belge de elimizdedir.
Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın 1907 ve 1908 senelerindeki maden hakkındaki fermanın verilmesi yolundaki başvurularından sonra faaliyete başlayan Çayeli Bakır ve Çinko madeni işletmesi rutin üretime geçmiştir. Bu yıllar Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim buhranı yaşadığı dönemlerdir. İttihat ve Terakki'nin II. Abdülhamit'i alaşağı etmek istediği en hararetli senelerdir.
Latomlular Madeni basıyor!
Maden artık üretime geçmiştir.
"Para basmaktadır." O zamanki maden nizamnamesine göre maden çıkartılan bölgeye işletmeciler belirli katkıları sağlamak zorundadırlar. Yöre halkı bunu bekliyor. Normal hayatın bütün cilveleri burada da karşımıza çıkmaktadır. Mapavri henüz nahiyedir. Belediye teşkilatı kurulmamıştır. Jandarma sayısı oldukça azdır. Madenin çıkartıldığı Latom köyü, yani bugünkü Madenli oldukça uzaktadır. Güvenlik ihmal edilmiştir. Buradaki maden ocağına ve işletmesine etraftan saldırılar olmuş ve çevredekiler tarafından zarar(!) verilmiştir. Maden sahipleri olayı direkt İstanbul'daki İçişleri Bakanlığı'na iletmişlerdir. Bakanlığın sıcak ve seri takibi sonucunda müesseseye zarar verenler adına köylüden tazmin edilen para ile madencilerin zararları karşılanmıştır. İşletmecilerin istekleri üzerine de daha önceden burada görevlendirilen ve ihtiyaç kalmadı diye nahiye merkezine çekilen iki tane jandarma neferi tekrar buraya yollanmıştır.
Katrine Hanıma Köylüden 12 lira tazminat
Katrine Serakyoni ve Yanko Yuvanidi adlı maden işletmecisi iki ortak bu konuda oldukça girişimcidirler. İçişleri Bakanlığı'nı devreye sokarak zararları karşılığı köylüden aldıkları para on iki liradır. Bu paranın madenin amele başısına verildiğini Trabzon Vali Vekili Ömer Fevzi'nin 1913 tarihli ve DH.İD. 105-2/41 numaralı belgesinden öğreniyoruz. Köylüye katkı sağlayacaklarına eşkiyanın vaki saldırısının bedelini onlardan tahsil ediyor. Tarihte asla değişen bir durum yoktur.
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi'ndeki bir belgede de bu madenin 1910 ve 1925 senelerinde de işletildiğini dair bilgileri görüyoruz.
Hacı Molloğlu Ali ve Hacı Yahyaoğlu Mesut Efendiler
2001 senesinden beri Hacı Mollaoğlu Ali ile Hacı Yahya oğlu Mesut Efendilerin çocuklarını veya torunlarını arıyorum. Gezmediğim kahve oturmadığım kayve kalmadı, bulamadım! Adamlar zamanında çok büyük bir girişimcilik yapmışlar ve herkesin unuttuğu bir alana 90 sene öncesinden bir kenar mahalle Türkü olmalarına rağmen atılmışlardır. Biri nahiye müdürlüğünde memurmuş, diğeri de Nahiye Meclis Üyesi imiş. Sıradan bir adam değiller hani. Ancak bu adamların çocuklarının veya torunlarının izine rastlayamadım. Vasilaki Kalfa'nın ailesi Yunanistan�da, ama bizim 'komşumuzun' nerde olduğu belli değil. Yaşasın boşvermişlik, vurdumduymazlık!.. Adamlar 598 dönümlük bir alanda madencilik yapmışlar. Çayeli hatta Rize tarihi için, belki de Türkiye madencilik tarihi için bu büyük bir husustur. Fakat ortalıkta hiç bir izleri yok. Demekki, para, ticaret, zenginlik yetmiyor. Soyluluk, asillik, asilzadelik gerekiyor. Kültürlü ve entellektüel olmak gerekiyor. İlime ve ilim dünyasına yakın durmak gerekiyor. Köylülük yetmiyor, işe de yaramıyormuş!..
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde İ.MMS. 191/1333 S 16 numaralı ve 1914 tarihli bir iradede buradaki bir başka maden imtiyazının Ali ve Mesut Efendilere verildiğini görmekteyiz.
Bu belgede şöyle denmektedir:
Hacı Mollazade Ali ve Hacı Yahyaoğlu Mesut Efendilerin madeni
"Trabzon vilayeti dahilinde Rize'nin Mapavri nahiyesindeki Latom (Madenköy) ve Aytoroz (Kaptanpaşa) köylerindeki Çinko ve Manganez madeni 99 seneliğine şartları dahilinde Hacı Mollaoğlu Ali ve Hacı Yahya oğlu Mesut Efendilerin uhdelerine Şura-yı Devlet (Danıştay) kararı ile ihale edilmiştir."
Padişah olarak altındaki mühür Sultan Mehmet Reşad'ındır. II. Abdülhamid gitmiştir. Yerine Mehmet Reşat çıkmıştır.
Kararın detayında Ali Efendi'nin Nahiye Belediye memuru ve Mesut Efendi'nin de Nahiye İdare Meclisi azası olduğundan bahsetmektedir.
Bu iki Türk ortağın madendeki komşuları olan Vasilaki Serakyoni ve Vasilaki Yuvanidi varisleri tarafından şiddetle itiraza uğradıklarını görmekteyiz. İtirazlardan birisi de maden komşularının kendilerine zarar verebilecekleri noktasıdır. Daha sonra bu iki kişinin haklarındaki iddialar sonucunda görevlerinden istifa etmişler ve yukarıda anlatılan uzun uzadıya prosedürleri yerine getirerek imtiyaz hakkını elde etmişlerdir.
Kendilerine verilen yer haritada gösterilmekle birlikte şöyle tarif edilmektedir:
Maden alanının sınırları
Kuzeyden Latom köyü camii mevkiinden başlayarak Andonlu tepesine düz bir hat ile, doğudan zikredilen tepeden başlayarak Kirazlık Irmağıyla Latom deresinin kavuşma noktasına doğru düz bir çizgi ile, güneyden zikredilen noktadan başlayarak Isırlık ve Meşe tepeleriyle İlya'nın hanesi mevkiinden geçerek Mezarlık tepesine kırılan bir hat ile, batıdan zikredilen tepeden başlayarak başlangıç hududu olan Latom köyü camii mevkiine düz bir çizgi ile sınırlı 598 dönümlük alanı kapsar.
Bunlardan da aynı vergiler tahsil edilmektedir. Şartnameleri ve sözleşmeleri o zamanki diğerleri gibi standart maddeleri içermektedir.
Tarihi ve doğal güzellik ve zenginliklere sahip olan yöremizin bu "Allah vergisi" nimetlerinden yine yöremizin ve yurdumuzun insanlarının yararlanmasını diliyorum.
Muhammet Safi
Başbakanlık Osmanlı Arşivi Uzmanı
muhammetsafi@gmail.com