Ülkemizde Nükleer Santral KurulmasıTtartışmaları
Ülkemizin nükleer santrale ihtiyacının olup olmadığı konusunda değişik görüşler
bulunmaktadır. Ülkemizin nükleer santrale ihtiyacının olmadığı, bu görüşlerden biridir. Görüş
ülkemizde nükleer santral kurulmasını savunanları ikiye ayırmaktadır. Buna göre, birinci grup
kaynakların kısıtlılığı nedeniyle nükleer santrallere olan ihtiyacı savunmaktadır. İkinci grup ise,
“Nükleer teknoloji ancak nükleer santral kurarak öğreniriz. Daha sonra nükleer silah yaparız ve
Ortadoğu’nun en güçlü ülkesi oluruz.” diyenlerdir. Nükleer karşıtı olanlara göre, ikinci yaklaşım son
derece yanlış bir yaklaşımdır. Ancak asıl tehlikeli olan birinci yaklaşımdır. Çünkü ülke kaynaklarının
tanımlanması ve kullanımında kamuoyu yanlış ve eksik bilgilerle yanıltılmaktadır. Bu görüşü
savunanlara göre, aşağıdaki nedenlerden dolayı ülkemizin nükleer enerjiye ihtiyacı yoktur.
2010 yılında planlanan tüketim değeri 36 736 38 MW olacak, kurulu gücümüz ise 54 785 86
MW olacaktır. Yani enerji eksiğimiz değil, enerji fazlamız olacaktır.
Ülkemizin kapasite kullanım oranı son derece düşüktür. Bir takım nedenlerle (sulama amaçlı
kesintiler, arıza, bakım gibi) kurulu gücün ancak %50.97’ si kullanılmaktadır.
Enerji idaresi beceriksizdir. İletim teknolojisi düşüklüğü nedeniyle, üretilen enerjinin ancak
%68.92’ si net olarak kullanılmaktadır. Ülkemizin bilinen jeotermel enerji potansiyelinin (2450 MW)
çok az (%2.97) bir kısmı kullanılmaktadır. Hidroelektrik enerjisi potansiyelimizin %20’ si
kullanılmaktadır.
Ülkemiz güneş enerjisi potansiyelinden hiç yararlanmamaktadır.
Nükleer santraller geçmişin teknolojisidir. Geleceğin teknolojisi ise, su, güneş, biokütle ve
rüzgardır.
Uranyum ve toryum yataklarımızın zenginliğinden bahsedilmektedir. Oysa günümüzde
toryumla çalışan nükleer santraller yoktur. Uranyum, petrol gibi dışarıdan alınacaktır. Çünkü
uranyumun doğrudan tüketimi söz konusu değildir. Dışarıda uranyum zenginleştirilmesi pahalıdır ve
zenginleştirme kirletici yöntemlerle yapılmaktadır.
Fransa nükleer santrallerden para kazanıyor mu? Yoksa asıl amacı nükleer silah üretmek değil
midir? Örnek olarak aldığımız Fransa, nükleer bomba endüstrisi ile nükleer enerji endüstrisinin
ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu göstermiyor mu?
Nükleer santralleri sigortalayan sigorta şirketleri var mıdır? Risk az ise neden sigorta
şirketleri nükleer santralleri sigortalamıyor?
Nükleer santral koruma kabukları güvenilir değildir.
1990-1992 yıllarında ABD’ de 111 lisanslı reaktörde çalışan personelin aldığı radyasyon
miktarı 87 312 rem olduğu görmezlikten gelinebilir mi?
ABD reaktörlerinin 80 km çevresinde yaşayan kadınlarda, 1950 yılına göre meme kanseri
%40 artmıştır.
Çernobil kazası sonuçlarının BM, WHO ve Ukrayna Sağlık Bakanlığının açıkladığı resmi
verilere rağmen, çeldirerek nasıl açıklarsınız. 31 kişi yaşamını yitirmiştir, renkli televizyonlardan
daha fazla radyasyon aldık ifadeleri bilimsel bir tavır değildir.
35
Kaza riski olmadığı iddia edilen ve en son teknoloji ile donatılmış Japonya reaktörlerinde bile
1992 yılında 222 kaza meydana gelmiştir.
Nükleer kartel, nükleer enerjinin gelecekte dünya elektrik üretimindeki payını ifade ederken,
olayı abartmamış mıdır? Çünkü onlara göre (IAEA), ABD’ de 2000 yılına kadar 500 nükleer santral
yapılmaz ise, bu ülkenin karanlıkta kalacağı söylenmektedir. ABD 1978 yılından beri nükleer santral
yapmadığı halde, halen dünyanın tek süper gücü değil midir?
Ülkemizde nükleer santralin yapılacağı yerde, olası bir kaza esnasında halkın boşaltılması ile
ilgili herhangi bir çalışma mevcut değildir.
Çalışma esnasında nükleer santralden 2-3 yılda çıkacak radyoaktif artığı nereye depo
edeceksiniz?
Santralin kuruluşu için ne kadar alan ve paraya ihtiyaç olduğu belli değildir.
Nükleer enerji konusunda kendini otorite kabul eden insanlar acaba bu hususta yeterli midir?
Nükleer santralin getirdiği çevresel ve ekonomik problemler, tesisin ekonomik ömrü
tamamlandıktan sonra bitmemektedir.
Nükleer santraller ilk askeri hedef, ulusal risk kaynağı değil midir?
Nükleer santraller istihdamı artırır mı? Ülkede bulunan on binlerce ziraat mühendisini bu
santralin bahçe düzenlemesinde mi kullanacaksınız?
Kurulması düşünülen nükleer santral tamamlandığında, kurulu güç içindeki payı%2 olacaktır.
Enerji üretim ve dağıtım hatlarında meydana gelen kayıplar %30’lara varmıyor mu? (TMMOB, 1997)
Ülkemizde nükleer santral kurma çalışmalarına 1970’li yılların başında başlanmıştır. Sinop,
İğneada ile birlikte Akkuyu bölgesinde yer seçimi çalışmaları çerçevesinde 1976 yılında Akkuyu için
TAEK’dan lisans alınmıştır. Oysa nükleer enerji karşıtlarına göre, Silifke-Akkuyu nükleer santral
kurulması için hiç de uygun bir konum değildir. Bu durumun nedenleri aşağıdaki gibidir:
*Her ne kadar nükleer santraller depreme karşı dayanıklı yapılırsa da Akkuyu’ nun Ecemiş fay
hattına 25 km uzakta olması nedeniyle konumu uygun değildir.
*Saha litolojik yapısı (karstik alanlar) nedeniyle de santral kurulmasına uygun değildir.
Bilindiği gibi karstik yapılar oldukça yaygın bir şekilde yer altı boşlukları ve mağaralar ihtiva
etmektedir. Bir an bu boşlukların tespit edildikleri düşünülürse bile, on binlerce ton çimento ile sorun
giderilemez.
*Ülkemiz çeşitli sözleşmelerle taahhüt ettiği hükümleri yerine getirmemekten dolayı yüklü
tazminatlar ödemeye mahkum edilecektir. Ülkemiz “Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Ait
Sözleşme”, “Dünya Kültürel ve Doğal Varlığın Korunmasına Dair Sözleşme”, Avrupa’ nın Yaban
Hayatı ve Yaşam Ortamlarının Korunması Sözleşmesi”, Sulak Alanların Korunmasına Dair Sözleşme”
gibi sözleşmelere imza atmıştır. Göksu Deltası Kuş Cenneti, nükleer santral yerine yakın olması
nedeniyle etkilenecektir.
*Başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere, Afrika ve Avrupa’ya sularımızın pazarlanması yakın
zamanlarda ülkemiz için önemli bir gelir kaynağı olacaktır. Oysa Akkuyu Akdeniz’e ve su kaynağı
olacak akarsularımız yakındır. Bu durum su kaynaklarımızın ekonomik değerlendirilmesini ortadan
kaldıracaktır.
*Kurulacak santral enerji tüketim merkezlerine (Marmara ve Ege Bölgeleri) yaklaşık olarak
1200-1600 km uzaklıktadır. Üretim ve tüketim merkezlerine enerji nakil hattının çekilmesi pahalıya
mal olacak ve nakil esnasında önemli ölçüde enerji kaybı meydana gelecektir (MEYAD).
*Akkuyu’da çeyrek yüzyıl öncesinde verilen lisans bugün geçerli sayılamaz. Çünkü söz
konusu lisans Turizm Etki Değerlendirmesini (TED) kapsamaktadır. Santral kurulduktan sonra,
rakiplerimizin ortaya atacağı sabotaj söylentileri veya karşı propogandalar ile turizm gelirlerimizde
büyük ölçüde azalma olacaktır (Türkiye Enerji Forumu, 2001: 167).
*Başlangıçta Trakya’da kurulması düşünülen nükleer santral için Akkuyu’nun konumu uygun
değildir. Çünkü dünyada siyasi yapı değişmiş ve doğu bloku yıkılmıştır. Ancak güneyde Yunanistan
halen tehdit kaynağı olmaya devam etmektedir. Kıbrıs veya Girit’e yerleştirilmesi düşünülen orta
36
menzilli füzeler dolayısıyla, Akkuyu daha stratejik bir konumda bulunmaktadır (Türkiye Enerji
Forumu, 2001:167)
*Santrali soğutmak üzere kullanılan su ne kadar soğuk olursa, üretilen ısının büyük bir kısmı
mekanik enerjiye çevrilebilir. Akkuyu’da dolayısıyla Silifke yakınlarında yazları sıcaklık 30 C’ye
çıkmaktadır. Bu durum hamam suyuyla nükleer santral soğutmakla aynı anlama gelmektedir (Türkiye
Enerji Forumu, 2001: 168).
*Ülkemizde nükleer teknolojinin kurulmasını savunanlara göre, durum hiç de yukarıda ifade
edildiği gibi değildir. Bu görüşü savunanlar tezlerini aşağıdaki gibi savunmaya çalışmışlardır:
*Dünya nükleer enerjiden vazgeçmiyor. 2015 yılında dünya nükleer santral gücü 473 000
MW’ a kadar yükselecektir. 19 tanesi ABD’ de olmak üzere, dünyada kapatılan nükleer santral sayısı
67 adet kadardır. Bunların çoğu ekonomik ömrünü tamamlamış, ufak güçlü eski santraller ve
görevlerini yerine getirmiş deneysel reaktörlerdir. Nükleer teknoloji ve santrallere sahip bazı gelişmiş
ülkelerde, son yıllarda yeni nükleer santral siparişleri yapılmamaktadır. Bunun nedeni, nükleer
santrallerin toplam elektrik üretimi içindeki paylarının %20-80 gibi oranlarda doyum noktasına
ulaşması, kişi başına yıllık enerji tüketim düzeylerinin üst sınır grubunda yer alması, nüfus artış
hızının düşük oluşu ve sanayi büyüme hızlarının da küçülmesidir. Enerji doygunluğundan
kaynaklanan ülke tercihleri nedeni ile kapatılan nükleer ünitelerin toplam ünite sayısının %1’ini
aşmazken, amortismanı tamamlanan ve ekonomik ömrü dolmaya yaklaşan santrallerin kapatıldığı
görülmektedir (TÜSİAD, 1998: 153).
*Nükleer enerji yüksek kalite standartları ile çalışan bir teknolojidir ve kurulacak nükleer
santral yüksek teknolojiye geçiş sürecinde olan Türkiye’ye önemli avantaj sağlayacaktır. Ayrıca
nükleer teknoloji kullanan ve bu teknolojiye sahip olan ülkeler arasına girmek hiç şüphesiz ülkemizin
uluslararası itibarını artıracaktır (TAEK, 2000:1).
*Enterkonnekte sistemimizdeki kayıp dünya standartlarının altındadır. Hiçbir zaman %30’
lara varmamıştır. 1995 yılı verilerine göre, iletişim şebekelerinde %2.5, dağıtım şebekelerinde ise
%14.3’ lük olmak üzere, toplam kayıp %16.8 kadardır. Kaldı ki dağıtım şebekelerimizdeki kayıpların
önemli bir kısmından büyük şehirlerimizdeki (İstanbul, Ankara, İzmir) ve Güneydoğu Anadolu’ daki
kaçak elektrik kullanımı sorumludur.
*Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, 2000 yılı genel enerji dengesi verileri incelendiğinde;
82226 BTEP olan toplam enerji tüketilen enerjinin %32’si yerli üretimden, %68’i de ithalat yoluyla
sağlanmaktadır. Bu değerler, Türkiye enerji ihtiyacının 2/3’ünün dışardan temin edildiğini
göstermektedir (Çizelge 5). İthal edilen enerji kaynakları arasında ise petrol, doğalgaz ve taşkömürü
gibi enerji ve ekonomik değeri oldukça yüksek kaynaklar yer almaktadır.
Önümüzdeki yıllara ait enerji projeksiyonları ele alındığında yerli üretimin yanında ithalat
projeksiyonunun da artış göstermekte ve yerli üretimin toplam enerji talebini karşılama oranı giderek
azalmaktadır. 2000 yılında 82226 BTEP olarak gerçekleşen toplam enerji talebi, 2010 yılında 2 kat
artışla 171339 BTEP’ e, 2015 yılında 2.7 kat artışla 225387 BTEP’ e, 2020 yılında ise 3.6 kat artışla
298448 BTEP’ e yükselecektir. 2000 yılında %32 olan karşılama oranı 2010 yılında %28’e, 2015
yılında %25’e ve 2020 yılında ise %24’e gerileyecektir (Çizelge 6). Yerli enerji üretiminin toplam
talebi karşılama oranındaki bu azalmayla birlikte enerji ihtiyacı bakımından önümüzdeki yıllarda
ülkemizin daha fazla dışa bağımlı hale geleceğini işaret etmektedir. Bu nedenle gittikçe artan bu
bağımlılığın azaltılmasında ülkemizin, kullanabileceği alternatif enerji kaynakları içinde nükleer
enerjinin de rolü büyük olacaktır. Yapılan tahminlere göre nükleer enerjinin ülke enerji üretimindeki
payı 2010 yılında %3, 2020 yılında ise %9 olacaktır.
*Nükleer santrallerden sadece elektrik üretimi için istifade edilecektir. Ayrıca ülkemiz
“Nükleer Silahsızlaşma Antlaşmasına (1968)” ve “Nükleer Malzemenin Denetlenmesi Antlaşmasına
(1983)” imza koymuş durumdadır.
*Daha önce ifade edildiği gibi nükleer santraller çevre dostudur. Çernobil benzeri kaza bizde
olmaz. Rusların güvenlik anlayışında insan faktörü ön plandadır. Kaza insan hatasından
37
kaynaklanmıştır. 1976 yılında ABD’ de benzer kaza (Three Mile Island) olmasına karşılık güvenlik
kabuğu nedeniyle çevreye bir sızma olmamıştır.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/33/823/10456.pdf