“5177 sayılı Kanun sonrası hiçbir anlam ifade etmeyen “içi boş” bir İzin Yönetmeliği çıkarılmıştır. Bu yönetmeliğin bazı maddelerinin iptali için muhalefet partisi ile bazı sivil toplum örgütleri Anayasa Mahkemesine dava açmıştır. Temennim Anayasa Mahkemesi bu yönetmeliğin tamamını iptal etmesi, madencilerin de bu yönetmeliğin dayanağı olan Kanunun ilgili maddesinden kurtulup eskiye dönülmesidir.” demiştim.
28.Ocak.2009 tarihinde de “Anayasa Mahkemesi Maden Kanunun 7.maddesinin 1.fıkrasını iptal etmiştir.” başlığı ile web sayfasında bir yazım olmuştu. Bu yazımda da “Acaba Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Kanunun 7.maddesinin ilk fıkrası ile Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği madenciliğe ne kazandırmıştır? Şu anda iptal edilen fıkra ile İzin Yönetmeliği hiç olmasaydı madencilik faaliyetlerinde bir aksama olur muydu?” demiş bazı önerilerde bulunmuştum.
Danıştay İZSU ve bazı kişilerin açtığı Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinin Bazı Maddelerinin İptali ile ilgili olarak açtıkları iki dava sonuçlanmıştır. Dava sonucuna göre mevcut İzin Yönetmeliğinin 9, 54, 57, 78, 79, 81, 82, 82A, 82C maddeleri ile 21.04.2007 gün ve 26500 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 2, 3, 5, 6, 7, 10, 12, 14, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 34, 35, 36, 38, 30 ve 40ıncı maddelerinin yürütülmesinin durdurulması kararı verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Maden Kanunun 7.maddesinin 1.fıkrasını iptal ettiğinde hemen bir çalışma başlatılıp şu anda Sektörün elinde hazırlanmış “Kanun Taslağı, Yönetmelik Taslağı” gibi bir çözüm önerisi olması gerekir. Ama herkesin arkasına sığındığı mazeret “Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının beklendiği”dir. Bence bir çalışma yapmak için geçerli bir mazeret değildir. Çünkü gerekçenin ne olacağını tahmin etmek hiç de zor değildir. Bu nedenle çalışma yapmak için beklemeye gerek yoktur.
Şu anda ARTIK KARAR VERME ZAMANI geldi diye düşünüyorum. Yasama ve Yürütme organları artık aşağıdaki sorulara yanıt verip karar almalıdır:1-Ülkemizde madencilik yapılması isteniyor mu?
2-Bu ülkedeki yerli madencilere değer veriliyor mu?
3-Yoksa madenlerimiz yabancı firmalara mı teslim edilmek isteniyor?
Yabancı sermaye ile ilgili görüşlerimi iki yazımdan alınmış iki alıntı ile ifade edebilirim:
Türkiye 16. Madencilik Kongresi, Ankara 1999, “20. Yüzyılın Sonunda Ülke Madenciliğinin Sorunlarına Bir Bakış”:
“………………Ülkemizde sanayi yabancı sermayeye açıktır. Yabancı sermayenin ülkemizi kalkındırmak için gelmeyeceği bir gerçektir. Bu sermaye yatırımlarını yaparak, yasaların gerektirdiği vergilerini öder, istihdam yaratır, kazandığını da yasalar çerçevesinde alıp götürür. Sektörle ilgili yabancı sermaye konusunda tavrımız açık ve net olarak ortaya konulmalıdır.”
Boyut, Düşün, Sanat ve Eğitim Dergisi, Ankara 2003:“………Böyle bir ortamda madenciliğin kimin ya da kimler tarafından yapılacağı fazla bir önem taşımamaktadır. Önemli olan; madenlerin üretilerek ekonomiye katkı sağlaması, ülkemizde madenciliğin kaynak kaybı olmadan, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları çerçevesinde, çevre ile uyumlu sürdürülmesi, üretilenin ülke ekonomisine olan katkısının büyüklüğü, üretilenin üretenle devlet arasında ülke menfaatleri doğrultusunda paylaşımı ve bu paylaşımın topluma yansımasıdır.”
Eğer ülkemizde madenciliğin yapılması, madenciliğin ekonomi içindeki katkısının artırılması isteniyor, ülkemiz madencilerine eziyet edilmek istenmiyorsa şu anda bir fırsat doğmuştur. Yasama ve yürütme organları yanı sıra sektör bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Bu konudaki önerilerimi tekrar etmekte yarar görüyorum:
5177 sayılı Kanun ile değiştirilen Maden Kanununun 7. maddesi ve bu maddedeki yaptırımlar madencilik faaliyetleri için alınması gereken izinlerin tamamının Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından alınacağı hesabı üzerine düzenlenmişti. Kanun yürürlüğe girdikten sonra Bakanlık bu sorumluluğu üstlenmemiş, 2007 yılında da İzin Yönetmeliğinde yapılan yeni düzenleme ile yasal sorumluluktan tümü ile kurtulmuştur. Sonuçta Kanunun 7.maddesi düzenlenirken söylenenler rafa kaldırılmış, madenciler Kanunun 7. maddesindeki cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalmış, madencilik faaliyetleri durdurulmuş, ruhsat teminatları irat kaydedilmiştir. Bu gün gelinen durum itibarı ile iki seçenek vardır:
1-Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı madencilik faaliyetleri ile ilgili tüm izinleri madenci adına almalı madenciye sorunsuzca çalışabileceği izinleri alınmış bir ruhsat vermelidir.
2-Eğer Bakanlık bu sorumluluğu üstlenmeyecekse, 5177 sayılı Kanun öncesine dönüş yapılmalı, Maden İşleri Genel Müdürlüğü İşletme ruhsatı ve iznini vermeli diğer hiçbir izne karışmamalıdır. Madenci gerekli izinleri kendisi almalı, aldığı izinlerle ilgili olarak da izni aldığı kuruma karşı sorumlu olmalıdır. Hiç değilse bu uygulama ile madenci 2004 yılı sonrası ciddi boyutta ruhsat güvencesini tehdit eden Kanunun 7.maddesine dayalı olarak yapılan teminat iratlarından kurtulacaktır.
Diğer taraftan artık madenciye çalışmasına izin verilmeyecek alanlara arama ruhsatı verilmemelidir. Ancak böyle bir uygulama da her önüne gelen kurumun madenciliğe izin vermeme sakıncasını gündeme getirecektir. İşte burada yasama organına önemli görevler düşmektedir. Değişik kurumlarca bilimsel dayanaktan yoksun sit, avlak, mera, koruma alanı vs gibi değişik isimler altında alanlar belirleyerek madencilik kısıtlanmamalıdır.
Şu anda Maden Kanunun aynı fiili işleyen ruhsatlara uygulanan teminat iratları arasında uçurum vardır. Bu uçurumu da “ruhsat teminatlarını” “idari para cezalarına çevrilerek” düzeltmek mümkündür. Diğer bir yanlışlık da Kanuna göre işlenmiş bir fiil için birden fazla ceza uygulanmasıdır. Örnek vermek gerekirse mera alanında izinsiz çalışıldığında Maden Kanununa göre faaliyet durdurulurken teminat irat kaydedilmekte, diğer taraftan da Mera Kanununa göre ruhsat sahibine üçüncü bir ceza verilmektedir.
Tekrar etmekte yarar görüyorum; Şu anda yaşanan izinlerle ilgili fiilili durumun çözümlenmesi için beklenmemelidir. Madencilik sektöründeki meslek örgütleri bir araya gelerek ortak hareket etmeli, sorunlarının çözümü için kıpırdanmalı, Maden İşleri Genel Müdürlüğü yetkilileri ile iyi bir diyalog kurulmalıdır.
Necati Yıldız