Gönderen Konu: Herşeye Rağmen Madencilik!!!  (Okunma sayısı 268 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7468
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Herşeye Rağmen Madencilik!!!
« : 15 Haziran 2009, 16:00:04 »
Baz istasyonlarının kirlilik yarattığı gerekçesi ile  cep telefonu, termik santrallerin çevreyi kirlettiği için elektrik  kullanmayan, çevrenin daha az kirlenmesi için  özel aracı  yerine  toplu taşıma araçlarını kullanan, evinde ve iş yerinde yanan iki ampulden birini söndüren  biri misiniz? Ya da etrafınızda böyle kaç kişi tanıyorsunuz, hayatınızda kaç ağaç diktiniz, diktiğiniz ağaçları  kaç kez suladınız?

Modern bir ülkede teknolojinin  olanaklarınızdan yaralanarak mı, yoksa önünüzü-arkanızı hayvan derisi  ile kapatıp  elinizde taştan yapılmış bir balta, yontma taş devrinde mağarada mı yaşamak istersiniz?

Kömüre dayalı termik santrale karşı çıkanlar,  nükleer enerjiye hayır diyenler, hidrolik santral   gündeme geldiğinde  kıyametler koparanlar, rüzgar enerjisi   jeneratörü için gerekli  metalin  üretildiği  madenciliğe  karşı çıkanlar, size bir önerim var; “Siz   tezek yakın ya da mum ışığında oturun”

Anayasamızda   “Ekonomik Hükümler”  başlığı altında yer alan   “ Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi” ile ilgili 168nci maddesinde  “Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” denilmiştir. Bu maddedeki tabi servetlerin başında  “madenlerimiz”, kaynaklarımızın başında da “ormanlarımız” gelmektedir. Tabii servetlerimiz  kullanıldığında biten, yerine konulamayan, oldukları yerde üretilmesi  zorunlu  zenginliklerimiz  iken,  kaynaklarımızın büyütülmesi, tükendikçe   yenilenmesi mümkündür. Servetlerimizle kaynaklarımızı birbirinden ayıran en önemli özellik de budur. Anayasamızın bu  maddesinde  belirtilen  kanunlar da “Maden Kanunu” ile “Orman Kanunu”dur.

Ülkemizin  alanı  77.8 milyon hektar olup bu alanın 21.2 milyon hektarı  devlet  kayıtlarında  “ormanlık alan” olarak görülmektedir. 21.2 hektarlık  alanın  da 8.9 milyon  hektarı normal koru, 6.5 milyon hektarı da bozuk koru ormanıdır. Geri kalan 5.5 milyon hektar da baltalık orman diye isimlendirilen ve genellikle çalı bile bitmemiş alanlardır.
Son 5 yılda yanan orman alanı toplam 30.000 hektardır. Orman yangınları ile ilgili istatistikleri incelediğinizde  önemli bir artışın  olmadığını, hatta son  yıllara bakıldığında orman yangınları ile mücadele etmek için  çok ciddi önlemler alındığı görülmektedir.  Ancak  alınan önlemlere  karşın  orman yangınlarının önüne geçmek mümkün olmamıştır. 

İnsanoğlunun var olduğundan  bu yana iki vazgeçilmesi “su” ve “ağaç” olmuştur. İnsanlar yaşamlarını sürdürmek için  ağaç ve suyun olduğu  yerleri seçmişlerdir.  Zaman içinde artan nüfus ile birlikte kesilip  kullanılan ağaç sayısı da artmıştır. Ağaçlar kesilip ormanlar  yok edilirken, bu gün ülkemizde havayı kirlettiği gerekçesi ile kullanımı  yasaklanan  yerli kömürün enerji kaynağı olarak  kullanılmaya  başlanması ile  ormanlar  insanoğlunun  elinden tamamen  yok olmaktan kurtulmuşlardır.

Orman Kanunu “ağaç kesilmez”, “ormanlık alanlarda ekonomik faaliyette bulunulmaz” ya da “ormanlık alanlarda bina yapılamaz” gibi hükümler içermemekte, içermesi de gerekmemektedir. Dayanağını Orman Kanunundan alan ve şu anda yürürlükte olan  orman alanlarının kullanımı ile ilgili birkaç yönetmelik vardır. Bu yönetmeliklerde   orman alanlarının nasıl kullanılacağı ile ilgili hükümler net ve açıktır. Ormanlık alanlarda madencilik faaliyetinin nasıl yapılacağı da  bu yönetmeliklerde belirlenmiştir. Madencilik faaliyeti için ağaç kesilmesi gerektiğinde Çevre ve Orman Bakanlığından yasa çerçevesinde gerekli izinler  alınmakta, kesilecek ağacın bedeline ek olarak kesilen ağaçların yerine yenilerini  dikmek için gerekli bedel ile her yıl orman idaresine belirli bir kira ödenmektedir.  Ayrıca madenci orman alanlarındaki faaliyeti için ürettiği maden karşılığı belirli bir miktar da orman idaresine Devlet Hakkı adı altında bir bedel de ödemektedir.  Ülkemizde yapılan ağaçlandırmalar  için kullanılan  en önemli  kaynak madencilerin ödediği bu bedellerdir.

2008 yılı itibarı ile Orman Kanununa dayalı olarak  madencilik faaliyetleri için orman alanlarında  verilmiş toplam izin  20.000 hektardır. Bu alan 21.9 milyon hektar toplam orman alanının %0.1’i, normal koru orman alanlarının da %0.2’si kadardır. Başka bir ifade ile orman alanlarında madencilik yapılan alanlar bir bardak suyun   bir damlasıdır.

Ülkemizin 77.8 milyon hektar alanının da ancak %0.4’ünde  madencilik yapılmaktadır. Bazı çokbilmiş çevrelerce koparılan yaygaranın büyüklüğü de budur. Diğer taraftan madenci ayrıca faaliyetini sonlandırdığı zaman da çalıştığı alanları ağaçlandırmaktadır. Bunun  örneklerini başta İstanbul ve Ege bölgesinde olmak üzere  Ülkemizin her yerinde görmek mümkünüdür.
Madencinin çalıştığı yerde ağaç yoksa ilk yaptığı şey  şantiyesinin  etrafını  ağaçlandırmaktır. Madenci orman alanında faaliyette bulunmak için yol yapmakta, çalıştığı bölgeyi korumakta ve ormana sahip çıkmaktadır. Bu yollar ormanların kan damarı gibidir. Madenci, ormancı, köylü  bu yoları kullanırlar. Madencilik yapılan bölgelerde orman yangın riski de azdır. Ormancı ile madenci birbirlerinin en iyi dostudur.   Bu dostluk yıllardan bu yana da  süregelmektedir. 

Orman ve turizm denildiğinde ilk aklıma gelen yerlerden biri Bolu-Abant’dır. Abant gölü çevresindeki  oteller doğa ile bütünleşmiştir. Ancak göl etrafındaki oteller bu gün  yapılmak istenmiş olsaydı yapanların karşısına  muhtemelen medyayı arkasına  almış, her şeye  bilinçsizce muhalefet eden bir grup çıkardı.

Ormanda alanlarında turizm tesisleri yapılmasının  sakıncasını anlamak mümkün değildir.  Bir taraftan turizmin en önemli döviz kaynağımız olduğunu yüksek sesle söylerken  diğer taraftan da ormanlık alanlarda  turizm tesislerinin yapılmasını engellemenin mantıkla açılanacak bir gerekçesi olamaz. Ülkemizin  turizm politikası çerçevesinde 2010-2015 ve 2020 yılında beklenen turist ve gerekli  yatak sayısı ile yatak açığının   kapatılması için yapılması gerekli turizm tesisi sayısı belirlenmiştir. Turizm   tesislerinin  gerekirse ormanlık alanlara, gerekirse koylara, yaylalara  yapılmasının ne sakıncası olabilir.  Ancak bu tesislerin kapasite ve yerleri  yapılacak turizm planlarına göre iyi belirlenmeli, yer tahsisleri de   “birilerine peşkeş çekilmeden”  yapılmalıdır. Devlet turizm tesisi yapılacak  yerlerin tahsisini yaparken bazı kurlar  koymalıdır. Örneğin; tesisin yapılması  için ağaç kesilmesi gerekiyorsa kesilen  ağaç  sayının belirlenecek katı kadar bir başka bölgede ağaçlandırma yapılması için gerekli bedelinin ödenmesi, ağaçlandırılan bölgenin  bakımını 5 yıl üstlenilmesi ya da karşılığının devlete ödenmesi  gibi kurallar getirilmelidir.  Bu sistem içinde vatandaş olarak bize düşen görev de her şeye muhalefet etmek yerine sivil toplum örgütleri şemsiyesi altında bir araya gelerek,  yönlendirici, yol gösterici ve en önemlisi de denetleyici olmaktır.
Turizm yatırımı yol ve inşaat demektir.  İnşaatın da olmazsa olmazı çimento-kum-çakıl-agregadır. Agreganın  uzaktan taşınması  durumunda yapılan inşaat ve alt yapıların   maliyetleri çok yükselmekte, maliyetler de vatandaşa kira ve ev fiyatı olarak yansımaktadır.  Antalya’da, Bodrum’da turizm gelişiyorsa inşaat sektörü de gelişiyor demektir. İnşaat sektörünün gelişmesi de bu sektöre hammadde sağlayan madencilik sektörünün de sistem içinde  yerini alması gerekmektedir.

Ülkemizde bir yılda  bina temeli yapmak için  kazılan  temel alanı ve  hafriyatının madencilik faaliyetlerinde kullanılan  alan ve  hafriyat olarak hiç karşılaştırdınız  mı? Madencilik amaçlı hazı ile  bina temeli  açmak için yapılan kazı arasında ne fark vardır? Sözde çevreciler bina yapımına  neden karşı çıkmıyorlar? Ege bölgesinde yazlık ve konut yapmak için kesilen ağaçlara neden göz yumdular? Madencilerin doğayı tahrip ettiğine inanmıyorum. Oturup  bir hesap yapın, dünyada madencilikten kaynaklanan  toprak hareketi, hafriyat, dolgu  ile  yerleşim yeri, alt yapı ve diğer amaçlar için   gerçekleştirilen hafriyat ve dolgu miktarını karşılaştırın.

Madenciliğe karşı  çıkıyorsanız önce  teknolojiyi kullanmamalısınız,  arabaya binmemelisiniz, cep telefonu kullanmamalısınız, apartman dairesi yerine  gidip mağarada yaşamalısınız. Çünkü bina  agregadan, kalkerden, kumdan, çimentodan, araba da  bilmem kaç çeşit maden ürününden yapılmıştır.  Cam bardak da porselen tabak da kullanmayın. Elektriği  kullanmayın, kömürden üretilir. Rüzgardan üretiliyorsa  rüzgar  santralı da metalden, madenden yapılmıştır. Isınmak için doğal gaz da kullanmayın, evinize gelinceye kadar doğalgazın taşınması için  metal malzemeler kullanılır, hele kombiyi hiç kullanmayın. Siz ağaç kesip de  ısınamazsınız, kesseniz bile size soba lazım. Soba  da   saçtan yapılmıştır. Siz tezek yakın. Siz doğayı  çok seviyorsunuz,  her hareketinizle doğaya zarar verdiğinizi düşünüyorsunuz, en iyisi  siz hiç yaşamayın.

Orman alanlarımızın  mevcut durumunu bile  bekçilik yaparak korumanın  kesinlikle mümkün olmayacağını herkesin anlamsı gerekir.  Öncelikle  ülkemizdeki orman varlığımızdan en iyi nasıl yararlanırız,  mevcut orman alanlarımızı nasıl genişletebiliriz  bunları tartışmalıyız. En kolay yol da;  Ülkemizde  kesilen ağaç, yanan orman alanından daha çok  alana ağaç dikerek  orman varlığımız büyütmek,  VE EN ÖNEMLİSİ  DE AĞACI DİKTİKTEN SONRA ARKAMIZI DÖNÜP GİTMEMEKTİR.   Ormanlık alanlara özel ev, villa yapılmamalıdır. Ancak orman alanlarında madencilik,  turizm tesisi, hastahane, üniversite  yapılmasının ne sakıncası olabilir ki? Her yapılana muhalefet etmenin kimlere yarar getireceğini  iyi düşünmek gerekir. Ormanı olan fakir bir toplum yerine, daha büyük ormanı olan  zengin bir toplum olmayı kim istemez  ki.

Madenler üretilecek, doğa da tahrip edilecek,  tahrip edilen doğa kendi haline bırakılsa bile kendini  düzeltecek, yenileyecektir. Madencilik yapılan yerin eski haline getirilme olanağı yoktur. Bu süreç içinde  madencilerin yapması gereken kendini yenileyecek doğaya  yardımcı olmaktır. Madenciliğe karşı çıkanlar, çevreciliğe  önce madenciliğin insanoğluna  sağladığı nimetlerden yararlanmamakla başlamalıdır. Ancak böyle inandırıcı olabilirler. Ben çevrenin ne olduğunu, nasıl korunmasın gerektiğini   bilirim,  çevreyi de çok severim, ama ben  çevreci değilim. Şu andaki gibi teknolojiye, kalkınmaya, her yatırıma, her yeniliğe   karşı çıkan çevreci de  olmak da istemem.  “Çevre ile uyumlu madenciliği” savundum,  artık savunmuyorum.  Artık sloganım;  “ÇEVREYE   RAĞMEN   MADENCİLİK”, “HER ŞEYE   RAĞMEN   MADENCİLİK”, “İNADINA MADENCİLİK”.

Alıntı
NECATİ YILDIZ

Çevrimdışı omur_sonmez

  • İleti: 111
  • Liked: 1
  • İtibar: +728/-0
Ynt: Herşeye Rağmen Madencilik!!!
« Yanıtla #1 : 15 Haziran 2009, 21:10:10 »
çevreci geçinen o çok bilmişlere en güzel cevap !!

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7468
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Herşeye Rağmen Madencilik!!!
« Yanıtla #2 : 15 Haziran 2009, 21:26:16 »
aynen katılıyorum herşeyi cok biliyorlar ya ;)

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7468
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Herşeye Rağmen Madencilik!!!
« Yanıtla #3 : 18 Haziran 2009, 00:58:00 »
Arkadaslar dun gece yarısı BAY ÇEVRE diye kendiniz bilmez birisi cikmiş madencilik ve cevre uzerine konusuyor ama bos konusuyor.. Madencinin biri diyorki bizim yaptigimiz maden için bir tahribattır tamam öle gorunuyor olabilir ancak burada maden  bittikten sonra biz burayi düzenliyoruz eski halina getiriyoruz diyor... Sizin dediğiniz gibi maden katliyamı diye ortada birşey yok abartıyorsunuz dedi...

Daha sonra cevreci biri cikti diyoki ormanlarımızı korumaliyiz bir tane agacimizi bir madene değişmem diyor.. Bazi mercilerle konustum diyor madencilere engel olmamiz gerek demektedir... BAY ÇEVRE denen şahıs ise diyorki bende size katılıyorum ve herkesi Atatürk' ün 1909 ormanlarımızın uzerineden gecen tren raylarının yonunu taa o tarihte değiştirmiştir diyor bunu araştirmanizi isterim diyor... Yahu tmm ole olabilir ULU ÖNDER ATATÜRK' ümüz cok duzgun birşey yapmiştir biz madenciler olarak değil halk olarak her yaptiginin sonuna kadar arkasındayız buna diyecegimiz yok.... Ancak ATATÜRK madenciliğin gelişmesi için neler yapmiştir ilk onun zamanında yine kendisinin buyuk katkıları ile olmustur.. Madenlerimizin nekadar önemli oldugunu taaa ozaman da solemişti hiç bir cevreci bundan bahsetmesken basit basit boş boş cok bilmiş gibi konusmalarına gercekten cok sinir oldum :////

Madenci kardesimiz abimiz o BAY ÇEVRE pardon BAY BİLMİŞ' e diyorki;

Bu madenlerimiz olmazsa nelerin olmayacagını hiç dusunen yok nasıl gelişecegimizi konusan yok... Bu boyle gitmes... Madencilerle Çevreciler bir olmak zorundadır dedi.. DÜnyanın heryerinde bu boyleyken neden bizde olamamaktadır dedi...

Bakın sevgili arkadaslar bunun neden olmadıgını araştıranlar gercekten bilirlerkei dış kuvvetlerin eli oyunları cok buyuktur... Ancak bizim içimizdeki bazı şahısların beyinlerini değiştirmedigimiz surece dış kuvvetlerin bazı kesimlerimizin beynini kolayca yıkasına şaşırmamamız gerekmektedir...

Tags: