Baz istasyonlarının kirlilik yarattığı gerekçesi ile cep telefonu, termik santrallerin çevreyi kirlettiği için elektrik kullanmayan, çevrenin daha az kirlenmesi için özel aracı yerine toplu taşıma araçlarını kullanan, evinde ve iş yerinde yanan iki ampulden birini söndüren biri misiniz? Ya da etrafınızda böyle kaç kişi tanıyorsunuz, hayatınızda kaç ağaç diktiniz, diktiğiniz ağaçları kaç kez suladınız?
Modern bir ülkede teknolojinin olanaklarınızdan yaralanarak mı, yoksa önünüzü-arkanızı hayvan derisi ile kapatıp elinizde taştan yapılmış bir balta, yontma taş devrinde mağarada mı yaşamak istersiniz?
Kömüre dayalı termik santrale karşı çıkanlar, nükleer enerjiye hayır diyenler, hidrolik santral gündeme geldiğinde kıyametler koparanlar, rüzgar enerjisi jeneratörü için gerekli metalin üretildiği madenciliğe karşı çıkanlar, size bir önerim var; “Siz tezek yakın ya da mum ışığında oturun”
Anayasamızda “Ekonomik Hükümler” başlığı altında yer alan “ Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi” ile ilgili 168nci maddesinde “Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” denilmiştir. Bu maddedeki tabi servetlerin başında “madenlerimiz”, kaynaklarımızın başında da “ormanlarımız” gelmektedir. Tabii servetlerimiz kullanıldığında biten, yerine konulamayan, oldukları yerde üretilmesi zorunlu zenginliklerimiz iken, kaynaklarımızın büyütülmesi, tükendikçe yenilenmesi mümkündür. Servetlerimizle kaynaklarımızı birbirinden ayıran en önemli özellik de budur. Anayasamızın bu maddesinde belirtilen kanunlar da “Maden Kanunu” ile “Orman Kanunu”dur.
Ülkemizin alanı 77.8 milyon hektar olup bu alanın 21.2 milyon hektarı devlet kayıtlarında “ormanlık alan” olarak görülmektedir. 21.2 hektarlık alanın da 8.9 milyon hektarı normal koru, 6.5 milyon hektarı da bozuk koru ormanıdır. Geri kalan 5.5 milyon hektar da baltalık orman diye isimlendirilen ve genellikle çalı bile bitmemiş alanlardır.
Son 5 yılda yanan orman alanı toplam 30.000 hektardır. Orman yangınları ile ilgili istatistikleri incelediğinizde önemli bir artışın olmadığını, hatta son yıllara bakıldığında orman yangınları ile mücadele etmek için çok ciddi önlemler alındığı görülmektedir. Ancak alınan önlemlere karşın orman yangınlarının önüne geçmek mümkün olmamıştır.
İnsanoğlunun var olduğundan bu yana iki vazgeçilmesi “su” ve “ağaç” olmuştur. İnsanlar yaşamlarını sürdürmek için ağaç ve suyun olduğu yerleri seçmişlerdir. Zaman içinde artan nüfus ile birlikte kesilip kullanılan ağaç sayısı da artmıştır. Ağaçlar kesilip ormanlar yok edilirken, bu gün ülkemizde havayı kirlettiği gerekçesi ile kullanımı yasaklanan yerli kömürün enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlanması ile ormanlar insanoğlunun elinden tamamen yok olmaktan kurtulmuşlardır.
Orman Kanunu “ağaç kesilmez”, “ormanlık alanlarda ekonomik faaliyette bulunulmaz” ya da “ormanlık alanlarda bina yapılamaz” gibi hükümler içermemekte, içermesi de gerekmemektedir. Dayanağını Orman Kanunundan alan ve şu anda yürürlükte olan orman alanlarının kullanımı ile ilgili birkaç yönetmelik vardır. Bu yönetmeliklerde orman alanlarının nasıl kullanılacağı ile ilgili hükümler net ve açıktır. Ormanlık alanlarda madencilik faaliyetinin nasıl yapılacağı da bu yönetmeliklerde belirlenmiştir. Madencilik faaliyeti için ağaç kesilmesi gerektiğinde Çevre ve Orman Bakanlığından yasa çerçevesinde gerekli izinler alınmakta, kesilecek ağacın bedeline ek olarak kesilen ağaçların yerine yenilerini dikmek için gerekli bedel ile her yıl orman idaresine belirli bir kira ödenmektedir. Ayrıca madenci orman alanlarındaki faaliyeti için ürettiği maden karşılığı belirli bir miktar da orman idaresine Devlet Hakkı adı altında bir bedel de ödemektedir. Ülkemizde yapılan ağaçlandırmalar için kullanılan en önemli kaynak madencilerin ödediği bu bedellerdir.
2008 yılı itibarı ile Orman Kanununa dayalı olarak madencilik faaliyetleri için orman alanlarında verilmiş toplam izin 20.000 hektardır. Bu alan 21.9 milyon hektar toplam orman alanının %0.1’i, normal koru orman alanlarının da %0.2’si kadardır. Başka bir ifade ile orman alanlarında madencilik yapılan alanlar bir bardak suyun bir damlasıdır.
Ülkemizin 77.8 milyon hektar alanının da ancak %0.4’ünde madencilik yapılmaktadır. Bazı çokbilmiş çevrelerce koparılan yaygaranın büyüklüğü de budur. Diğer taraftan madenci ayrıca faaliyetini sonlandırdığı zaman da çalıştığı alanları ağaçlandırmaktadır. Bunun örneklerini başta İstanbul ve Ege bölgesinde olmak üzere Ülkemizin her yerinde görmek mümkünüdür.
Madencinin çalıştığı yerde ağaç yoksa ilk yaptığı şey şantiyesinin etrafını ağaçlandırmaktır. Madenci orman alanında faaliyette bulunmak için yol yapmakta, çalıştığı bölgeyi korumakta ve ormana sahip çıkmaktadır. Bu yollar ormanların kan damarı gibidir. Madenci, ormancı, köylü bu yoları kullanırlar. Madencilik yapılan bölgelerde orman yangın riski de azdır. Ormancı ile madenci birbirlerinin en iyi dostudur. Bu dostluk yıllardan bu yana da süregelmektedir.
Orman ve turizm denildiğinde ilk aklıma gelen yerlerden biri Bolu-Abant’dır. Abant gölü çevresindeki oteller doğa ile bütünleşmiştir. Ancak göl etrafındaki oteller bu gün yapılmak istenmiş olsaydı yapanların karşısına muhtemelen medyayı arkasına almış, her şeye bilinçsizce muhalefet eden bir grup çıkardı.
Ormanda alanlarında turizm tesisleri yapılmasının sakıncasını anlamak mümkün değildir. Bir taraftan turizmin en önemli döviz kaynağımız olduğunu yüksek sesle söylerken diğer taraftan da ormanlık alanlarda turizm tesislerinin yapılmasını engellemenin mantıkla açılanacak bir gerekçesi olamaz. Ülkemizin turizm politikası çerçevesinde 2010-2015 ve 2020 yılında beklenen turist ve gerekli yatak sayısı ile yatak açığının kapatılması için yapılması gerekli turizm tesisi sayısı belirlenmiştir. Turizm tesislerinin gerekirse ormanlık alanlara, gerekirse koylara, yaylalara yapılmasının ne sakıncası olabilir. Ancak bu tesislerin kapasite ve yerleri yapılacak turizm planlarına göre iyi belirlenmeli, yer tahsisleri de “birilerine peşkeş çekilmeden” yapılmalıdır. Devlet turizm tesisi yapılacak yerlerin tahsisini yaparken bazı kurlar koymalıdır. Örneğin; tesisin yapılması için ağaç kesilmesi gerekiyorsa kesilen ağaç sayının belirlenecek katı kadar bir başka bölgede ağaçlandırma yapılması için gerekli bedelinin ödenmesi, ağaçlandırılan bölgenin bakımını 5 yıl üstlenilmesi ya da karşılığının devlete ödenmesi gibi kurallar getirilmelidir. Bu sistem içinde vatandaş olarak bize düşen görev de her şeye muhalefet etmek yerine sivil toplum örgütleri şemsiyesi altında bir araya gelerek, yönlendirici, yol gösterici ve en önemlisi de denetleyici olmaktır.
Turizm yatırımı yol ve inşaat demektir. İnşaatın da olmazsa olmazı çimento-kum-çakıl-agregadır. Agreganın uzaktan taşınması durumunda yapılan inşaat ve alt yapıların maliyetleri çok yükselmekte, maliyetler de vatandaşa kira ve ev fiyatı olarak yansımaktadır. Antalya’da, Bodrum’da turizm gelişiyorsa inşaat sektörü de gelişiyor demektir. İnşaat sektörünün gelişmesi de bu sektöre hammadde sağlayan madencilik sektörünün de sistem içinde yerini alması gerekmektedir.
Ülkemizde bir yılda bina temeli yapmak için kazılan temel alanı ve hafriyatının madencilik faaliyetlerinde kullanılan alan ve hafriyat olarak hiç karşılaştırdınız mı? Madencilik amaçlı hazı ile bina temeli açmak için yapılan kazı arasında ne fark vardır? Sözde çevreciler bina yapımına neden karşı çıkmıyorlar? Ege bölgesinde yazlık ve konut yapmak için kesilen ağaçlara neden göz yumdular? Madencilerin doğayı tahrip ettiğine inanmıyorum. Oturup bir hesap yapın, dünyada madencilikten kaynaklanan toprak hareketi, hafriyat, dolgu ile yerleşim yeri, alt yapı ve diğer amaçlar için gerçekleştirilen hafriyat ve dolgu miktarını karşılaştırın.
Madenciliğe karşı çıkıyorsanız önce teknolojiyi kullanmamalısınız, arabaya binmemelisiniz, cep telefonu kullanmamalısınız, apartman dairesi yerine gidip mağarada yaşamalısınız. Çünkü bina agregadan, kalkerden, kumdan, çimentodan, araba da bilmem kaç çeşit maden ürününden yapılmıştır. Cam bardak da porselen tabak da kullanmayın. Elektriği kullanmayın, kömürden üretilir. Rüzgardan üretiliyorsa rüzgar santralı da metalden, madenden yapılmıştır. Isınmak için doğal gaz da kullanmayın, evinize gelinceye kadar doğalgazın taşınması için metal malzemeler kullanılır, hele kombiyi hiç kullanmayın. Siz ağaç kesip de ısınamazsınız, kesseniz bile size soba lazım. Soba da saçtan yapılmıştır. Siz tezek yakın. Siz doğayı çok seviyorsunuz, her hareketinizle doğaya zarar verdiğinizi düşünüyorsunuz, en iyisi siz hiç yaşamayın.
Orman alanlarımızın mevcut durumunu bile bekçilik yaparak korumanın kesinlikle mümkün olmayacağını herkesin anlamsı gerekir. Öncelikle ülkemizdeki orman varlığımızdan en iyi nasıl yararlanırız, mevcut orman alanlarımızı nasıl genişletebiliriz bunları tartışmalıyız. En kolay yol da; Ülkemizde kesilen ağaç, yanan orman alanından daha çok alana ağaç dikerek orman varlığımız büyütmek,
VE EN ÖNEMLİSİ DE AĞACI DİKTİKTEN SONRA ARKAMIZI DÖNÜP GİTMEMEKTİR. Ormanlık alanlara özel ev, villa yapılmamalıdır. Ancak orman alanlarında madencilik, turizm tesisi, hastahane, üniversite yapılmasının ne sakıncası olabilir ki? Her yapılana muhalefet etmenin kimlere yarar getireceğini iyi düşünmek gerekir. Ormanı olan fakir bir toplum yerine, daha büyük ormanı olan zengin bir toplum olmayı kim istemez ki.
Madenler üretilecek, doğa da tahrip edilecek, tahrip edilen doğa kendi haline bırakılsa bile kendini düzeltecek, yenileyecektir. Madencilik yapılan yerin eski haline getirilme olanağı yoktur. Bu süreç içinde madencilerin yapması gereken kendini yenileyecek doğaya yardımcı olmaktır. Madenciliğe karşı çıkanlar, çevreciliğe önce madenciliğin insanoğluna sağladığı nimetlerden yararlanmamakla başlamalıdır. Ancak böyle inandırıcı olabilirler. Ben çevrenin ne olduğunu, nasıl korunmasın gerektiğini bilirim, çevreyi de çok severim, ama ben çevreci değilim. Şu andaki gibi teknolojiye, kalkınmaya, her yatırıma, her yeniliğe karşı çıkan çevreci de olmak da istemem. “Çevre ile uyumlu madenciliği” savundum, artık savunmuyorum. Artık sloganım;
“ÇEVREYE RAĞMEN MADENCİLİK”, “HER ŞEYE RAĞMEN MADENCİLİK”, “İNADINA MADENCİLİK”. NECATİ YILDIZ