Gönderen Konu: MADEN İHRACATI  (Okunma sayısı 318 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı omur_sonmez

  • İleti: 111
  • Liked: 1
  • İtibar: +728/-0
MADEN İHRACATI
« : 17 Temmuz 2009, 21:42:56 »
Ülkemizde öncelikle madencilik sektörünün kendisini önemsemesi gerekmektedir. Madencimizin  hala  yaptığı işin önemini anlamadığı bir ortamda  başkalarının da  anlamamış olmalarını  yadırgamamak gerekir. Sektöre  öncülük ettiğini düşünenler  bu gerçekten yola çıkarak  sorunlar çözülünceye kadar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önüne yatağını yorganını   atmalı,  boş laflarla değil, uygulama ve eylemlerle sektöre sahip çıkmalıdır.

“Gayri Safi  Milli Gelir içindeki madenciliğin payı  düşük görülmesine karşın, gerçekte bu değer daha yüksek” olduğu hikayesini ben de çok anlatmıştım. Yetkililer bu değerlerin  AB ülkelerinde olduğu gibi hesaplandığını ifade etmektedirler. Artık  kimse somut rakamlar olmadan bu ve benzeri hikayelere inanmamaktadır. Her ne kadar gelip geçmiş bakanlar da kullanmış olsalar dahi maden ruhsat sayısı ile ihaleye çıkarılan ruhsat sayısı hiçbir zaman madenciliğin büyüklüğünü ifade eden kavramlar değildir.

Ülkemizde madenciliğin ekonomi içindeki gerçek büyüklüğü nasıl ölçülmelidir? Maden ihracat değerleri hangi  kavramın  göstergesidir? Maden ihracat değeri madenciliğimizin büyüdüğünün bir göstergesi  midir?  Yoksa  ….?

Öncelikle ülkemizin maden   ithalat değerlerine bir göz atalım.  Devlet Planlama teşkilatı  verilerine  göre 2007 yılında kömür ithalatı  için ödenen 2.6 milyar dolar 2008 yılında 3.3 milyar dolara yükselmiştir.  Bir taraftan da yetkililer 8.4 milyar ton olan kömür rezervinin üzerine 3.5 milyar daha rezerv ilave edildiğini  ifade etmektedirler.

Metal cevheri ithalatı için  2005 yılında ödenen 387 milyon dolar 2008 yılında  812 milyon dolara  yükselmiştir.  Bu değer içinde  demir cevheri ithalat  payının  en az 500 milyon dolar civarında olduğunu tahmin ediyorum. TÜİK istatistiklerine bakarsanız “demir ve demir konsantreleri” karşısında hiçbir değer göremezsiniz.  Eğer madenci değilseniz ülkemizin demir cevheri gereksiniminin  yerli kaynaklardan karşılandığını düşünürsünüz. Ancak TÜİK listesinin  sonuna bir not düşülmüştür;
“Boş alanlardaki değreler 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu ve 20.Haziran.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Resmi İstatistiklerde  Veri Gizliliği ve Gizli Veri Güvenliğine İlişkin Usul ve Esaslar Yönetmeliğinde  yer alan bireysel veri ve bireysel verinin gizliliği hükümleri kapsamına girdiğinden  verilmemiştir.” Yani   her şeyin şeffaf olduğu iddia edilen bir ülkede bazı ithalat rakamlarına ülkemiz insanlarının “kanun”la  ulaşması engellenmiştir.

Önemli bir ithalat kalemi de fosfat kayasıdır. Ancak  onun da karşısında bir değer bulamazsınız. Kişisel  tahminime göre 2008 yılında 25 milyon dolar civarında fosfat kayası ithal edilmiştir.   1989’lu yıllarda Eti Maden Mazıdağı Fosfat Konsantre Tesisleri devreye alınmış,  2-3 yıl sonra tesis durdurulmuştu. 15 yıldan daha uzun bir süreden beri bu tesisler  atıl beklerken ülkemiz gerekli gübre hammaddesini ithalat yolu ile karşılamış, karşılanmaya devam  edilmektedir.  Daha önce birkaç yerde yazmıştım, bize fosfat kayası ihraç eden ülkeler uyanmaktadır.  Belirli bir süre sonra bize fosfat kayası yerine gübre satmayı  teklif edecekler, fosfat kayası satmayacaklardır. Kükürt, arduvaz, amyant, bakır, kurşun, molibden konsantreleri karşısında da rakam göremezsiniz. Sonuç olarak  madencilikle ilgili ithalat rakamlarını alt alta toplandığında, kömür dahil 4.5 milyar dolar gibi bir maden  ithalat rakamına ulaşılmaktadır.

Madencilikle ilgili ulusal bir politikanın oluşmadığı bir ülkede ithalat rakamlarının üzerinde fazla durulmaması   gerekir diye düşünüyorum. Sonuç olarak  ülkenizin hammaddesi yok  paranız varsa, sizde olamayanı olan ülkeden  parayı verir  alırsınız. Maden ihracat  değerleri ithalat değerleri gibi değildir. “Elin ülkesi” sizden hammaddeyi alır, işler, işlenmiş ürünü hammadde almak için  ödediğinin birkaç misline size geri satar.

İhracat değerleri ile ilgili olarak öncelikle mermer sektörüne göz atmakta yarar vardır.  1985 yılı sonrası ham blok ihracatına fon getirilmiş, daha sonra kaldırılmıştır. Neden bu gün hala mermeri blok olarak ihraç ediyoruz? İGEME kayıtlarına göre  2008 yılı  toplam  4.9 milyon ton mermer ve granit ihracatından  1.4 milyar dolar gelir sağlanmıştır. Aynı yıl blok mermer ihracatı 3 milyon ton, değeri 440 bin dolar,  işlenmiş mermer 1.5 milyon ton değeri 887 bin dolar olarak gerçekleşmiştir. İşlenmiş mermer  ihracatı ton olarak az olmasın kaşın parasal değeri blok mermere göre  yaklaşık 2 kat daha yüksektir.  Ancak  olayın bu hesaplama kadar basit olmadığını da ifade etmekte yarar görmekteyim.  Sektörün  pazarlama konusunda kendi arasında  gereksiz bir rekabet içinde olduğu  herkes tarafından bilinmektedir. Her şeye rağmen ülkemiz madenciliğinde  mermer madenciliği yaptığı ve yapacağının bilincinde öncü,  örnek konumundadır. Diğer taraftan da  sektördeki  mermer  makineleri üreticilerini  de geldikleri  yer itibarı ile kutlamak gerekir.

2008 yılında 138 milyon dolarlık feldispat ihraç edilmiştir. Yıllardan bu yana  feldispat nerdeyse maliyetine ihraç edilmektedir. 1995’li yıllarda  feldispat üreticileri ihracat  için  Labranda adı altında örgütlenmiş olmalarına karşın düşündükleri amaca ulaşamamışlardır.  Bildiğim kadarı ile de hâlâ maliyetine tüvenan  feldispat ihracatı devam etmektedir.  Birkaç büyük firma kurdukları tesisler ile  diğer feldispat  ihracatçılarından  biraz daha farklı  konumdadır.

İhracat ile ilgili en çarpıcı örnek  krom cevheridir. Krom madenciliğinde   yanlış olan herkesin krom üretip satması  değil “devletin olmayan  ulusal madencilik  politikasıdır”. Ülkemizde  krom rezervleri yaklaşık  20 milyon ton olup, bu rezerv yıllardan bu yana hiç azalmadığı gibi artmamaktadır.  Krom cevheri ihracatı 2008 yılında da 484 milyon dolar    olarak gerçekleşmiştir. Aynı yıl  58 milyon dolar tutarında   ferro-krom ihracatı yapılmıştır.

Sanayileşmede  paslanmaz çelik ve ferro-kromun  önemini herhalde açıklamamız  gerekmez. Antalya Ferro-krom 10x103 ton/yıl düşük karbonlu ferro-krom,  Elazığ Ferro-krom 150x103 ton/yıl  yüksek karbonlu ferro-krom,  Mersin Krom Bileşikleri 27.5x103 ton/yıl sodyum bikromat, 22.5x103 ton bazik krom sülfat,  Elazığ Bikromat Tesisleri 16.5x103 ton/yıl sodyum bikromat  kapasiteli tesisler yakın geçmişte özelleştirilmiştir.

Tenörüne göre yaklaşık  2.5- 2.8 ton krom cevherinden 1 ton  civarında ferro-krom üretilmektedir. Dünyanın  ferro-krom üretiminde kullanılan enerjinin  kilowatt saati  2 cent civarında iken, bu değer Ülkemizde 5 centin üzerindedir. 1 ton yüksek karbonlu ferro-krom üretmek için yaklaşık 4300 kwh enerji kullanılmaktadır. Bu da, mevcut elektrik ücretleri ile ülkemizde üretilecek ferro-kromun 1 ton fiyatının maliyetinin   dünyadaki diğer ülkelere göre en az   125 $ daha fazla olacağı anlamına gelmektedir.  Yıllardan bu yana  devlet elektrik ark ocaklarında çelik üretimini özel elektrik tarifesi ile desteklerken krom üreticilerine benzer enerji desteği ile ilgili ufak bir ışık bile göstermemiştir. Bu nedenle  ülkemizde ferrokrom üretimi için hiçbir yatırım yapılmamış, krom cevherin önemli bir kısmı  üretildiği gibi ihraç edilmiştir. Esasen ferro-krom üretimi kaliteli çelik üretiminin ilk halkasıdır. Bizim  sattığımız tüvenan krom ile  ferro-krom’dan  “elin ülkesi”    paslanmaz çelik ve mamul ürünler üretip bize  geri satmaktadır.

Bor madenimize de bir göz atalım. 1960’lı yıllardan bu yana  bor ile ilgili aynı lafların  etrafında dönülüp durulmaktadır. Bordan ülkemizin kazandığı ancak 500 milyon dolardır. Bunun yanı sıra   ihraç ettiğimiz ülkeler bordan ne kadar kazanmaktadır? Ülkemizde bor ürününü  kullanan yerli sanayicimiz,  zengin bor rezervlerimize karşın, uluslar arası pazarlarda rekabet edebilmek için bu  avantajımızdan   yararlandırılmamış, Devlet  borları  yerli yatırımcıdan kıskanırken dış piyasaya  iç piyasadan daha ucuza vermiştir.

Altın madenciliği de gelişmeler farklı değildir. Birileri tarafından ülkemizde altın madenciliği ile ilgili politika; altın üretiminin yerli, yabancı ya da  devlet tarafından yapılıp yapılmamasından öte “altının ülkemizde ürettirilmemesi” üzerine kurulmuştur.  Yaklaşık  1994 yılından beri altın madenciliği ile ilgili konuların içinde olmama karşın  hiçbir sempozyumda  altının ekonomisi ile ilgili detaylı  bilgiler konu edilmemiştir.    Altınla ilgili politika; toplumun en duyarlı olduğu sözde “çevre-siyanür” ilişkisi üzerine kurulmuş, “yabancı sermaye karşıtlığı”  ile de bu yaklaşım  desteklenmiştir. Altın üretiminin ülkemiz gündemine geldiğinden bu yana  “ekonomi içindeki yeri”ni kimse ciddi olarak gündeme getirmemiş,“altın üretiminin ekonomik boyutu değil, çevre boyutu hep ön plana çıkartılmıştır.

Yapılacak Altın Madenciliği Sempozyumunda  olmayan “madencilik politikamız”, “altın madenciliğinin ülke ekonomisine katkısı”, “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu”,  “Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu”,  “Yabancı sermaye ile ilgili diğer mevzuat”, “yabancı sermenin getirdikleri-götürdükleri”, “altın dış ticareti”, “altın rafinasyonu”, “kuyumculuk”, “altın madenciliğinde vergiler; gelir vergisi, kurumlar vergisi, ÖTV, KDV”, “çevre”, “altın  madenciliğinde  ayak oyunları” ve tartışılması gerekli  diğer konuların başlığı altında sloganlarla değil gerçek  rakam ve  mühendislik verileri ile tartışmak  gerekmektedir. Ancak  böyle bir bilgilendirme sonucu altın madenciliği ile ilgili olarak insanlarda  doğru görüşler oluşacaktır.  Temennim birilerinin  çıkıp  da  gerçeklerin ortaya konulduğu  bir Sempozyum düzenlemesidir.

Maden ihracat değerlerine bakarak madenciliğimizin  büyüdüğünden bahsedilmemelidir. Bazı  madenler dışında maden ihracat değerinin her yıl artması, her yıl biraz daha fazla sömürüldüğümüz anlamına gelmez mi?  Madencilik denildiğinde  belirli çevrelerce toplum “çevre” konusuna yönlendirilmekte, asıl sorun  olan ülke  kaynaklarımızın tüvenan olarak  üretildiği gibi elimizden kayıp gitmesi gerçeği  saklanmaya çalışılmaktadır. Bu çevreler de oldukça başarılı olumuşlardır.

Ülkemizi hammadde üretip satan bir ülke konumundan  ürettiğini kendi sanayisinde  hammadde olarak kullanan, sanayi üretimini satan bir ülke konumuna gelmesi gerekmektedir.  Bu ifadeyi gelip geçmiş Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanları, madencilikle ilgili Genel Müdürler, dernek  yöneticileri, Odamız ve  ben de dahil  meslektaşlarımız her zaman kullanmış ve kullanmaktadır. Ancak havada kalmış bu sözlerin altını doldurmak için    bir şeyler yapmamakta, somut öneriler ile kamuoyunun karşısına çıkmamaktadır. Toplumdaki “tuzu kuru insanlar” aş iş arayan insanlarımız  dururken hala  siyanürle altın aramayı tartışmakta, “Yaban Hayatı Koruma ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları”  adı altına   madencilik yaptırılmayan  alanlarda  zevk için  hayvan avlanmasına göz yummakta, ÇED kapsamında   olmayan börtü böceklerle uğraşmaktadır.

2003 yılında “Zeytin ve Madencilik” başlığı altında ve Maden Mühendisleri Odası Bülteninde de yayımlanan yazımın son paragrafı: “Madenler üretilmeli, sanayi ile entegrasyonu sağlanmalı, ülke ekonomisine kazandırılmalıdır. Kalkınmanın temeli sanayileşme, sanayileşmenin olmaz ise olmazı da madenciliktir. Kendi madenini üreterek sanayisini kurmayan bir ülke dışa bağımlılıktan kurtulamaz.”  şeklindeydi. Benzeri sözler  40 yıl önce de söylenmiştir. Sonuçta gelinilen nokta  koca bir hiçdir. Şu unutulmamalıdır ki bu konunun çözümü  Maden Kanunu  değildir. Maden Kanunu çözümün ilk adımıdır ve öncelikle madenlerimizin  “her şeye rağmen” işletilmesi  gerekmektedir. Ancak üretildikten sonraki teknik ve ekonomik   sürecin  ciddi boyutta oturulup tartışılması  gerekmektedir.

“Her Şeye Rağmen Madencilik“ diyerek  madenciliğin önemini, madenciliğe çevrecilerin  yaklaşımını eleştirerek  vurgulamaya  çalışmıştım. Ancak bu yazı ile anlatmak istediklerim yerine “mum  ışında  oturmak”, “tezek  yakmak” gibi önerilerim  ciddiye  alınarak  eleştirilmiştir. Ülkemizde madenciliğe  toplumun bakış açısı  değişmediği  sürekli kan kaybeden  yerli madencilerimiz  yakın gelecekte  yok olacak,  büyük   sermeyeli şirketler  ayakta kalacaktır.  Herhalde belirli çevreler ve  çevreciler de bunu arzulamaktadırlar.  Biz ancak  “maden ihracatımız her geçen yıl azalıyor, buna karşılık  imalat sektöründeki ihracatımız  miktar ve parasal değer olarak  katlanarak artıyor” diyebildiğimiz gün madenciliğimizle gurur duymayı hak edeceğiz. Ne diyeyim;  “İyi Olur İnşallah”

Çevrimdışı alper7490

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 1031
  • Liked: 14
  • İtibar: +2325/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • http://www.kocyigit.gen.tr
    • Madencilik Haber Sitesi
Ynt: MADEN İHRACATI
« Yanıtla #1 : 17 Temmuz 2009, 21:58:59 »
inşallah :D
Aydınlık bir GELECEK için karanlığı kazıyoruz

MADENCİLİK HABER SİTESİ

Tags: