Taşocaklarının il özel idarelerine geri verilmesi olayı temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp madencilerin önüne konuluyor. Yazdım, anlattım, ancak bazıları da inatla anlamak istemiyor ya da anlayamıyor. Neden acaba?
Önce merak edenlere bu konu ile neden ilgilendiğimi açıklayayım. Maden İşleri Genel Müdürlüğünde görev yaptığım süre içinde Taşocakları Nizamnamesinin kaldırılarak içerdiği madenlerin Maden Kanunu kapsamına alınması için en çok uğraşanlardan biri de bendim. O zaman ulaştığımız amacımıza şimdi de sahip çıkmaya çalışıyorum.
2004 yılı 5177 sayılı Kanun öncesinde konu ile ilgili birkaç yazı yazmıştım. 2006 yılında da Bursa Milletvekili Sayın Faruk Çelik ile Sayın Zafer Hıdıroğlu, 3213 Sayılı Maden Kanunun iki fıkrasının değiştirilerek taşocaklarının il özel idarelerine geri verilmesine yönelik bir kanun tasarısı hazırlamışlardı. Tasarı sahibi Sayın Milletvekillerine ve Maden İşleri Genel Müdürlüğüne yazdığım mektuplarla olası sorunları dile getirmiş, konu ile ilgili bir yazım da Dünya Gazetesinde yayınlanmıştı. O dönemde tasarıya gerekçe olarak “muhtarların” talebi olduğu ifade edilmişti. Bu arada sektörde “sözde” madencilerin yanında olan bazı kişi ve kuruluşlar şimdi olduğu gibi bu tasarıyı desteklemişler, madenciliğe duyaralı bazı örgütler de bu tasarının sakıncalarını Mecliste bazı milletvekillerine anlatmışlardı.
O dönemde yazdığım mektup ve yazılardan özet bir alıntıyı burada vermek istiyorum;
“Ülkemizde madencilik değişik mevzuat altında değişik idarelerce yürütülmüştür. Taşocakları 1900’lu yıllardan bu yana İçişleri Bakanlığı İl Özel İdareleri tarafından Taşocakları Nizamnamesine bağlı olarak idare edilmiştir. Başka bir ifade ile teknik bir faaliyet için, siyasi ve teknik olmayan idari bir ya¬pılanma tarafından ruhsat veril¬miş, taşocakları faaliyetleri denetlen(me)miş, üretim faali¬yetleri için proje istenmemiştir. Bunun sonucu olarak da yatırım güvencesinden uzak, 100 metreyi bulan şevlerle, taşocaklarında sık sık iş kazaları ile can kayıplarına, projeden uzak çalışmalarla kaynak kayıplarına neden olunmuştur.
Yıllardan bu yana Maden Kanunu ile Taşacakları Nizamnamesi arasın¬da kesin sınır çizilememiştir. Örneğin SiO2 oranı%90'in altında olan kum Taşacakları Nizamnamesi, %90'in üstündeki ise Maden Kanunu Kapsamında ruhsatlandırılmıştır. Alınan numunedeki SiO2 oranlarının %90’na çok yakın geldiğinde, Ankara'da değişik laboratuarlarda yapılan analizler değişik sonuçlar verebilmiş(!), bazen aynı sahaya birkaç kez gidilip numuneler alınmak zorunda kalınmış(!), alınan aynı numunelerin analizleri de çoğu zaman farklı sonuçlar(!) vermiştir. Benzer sorun "kil"de de yaşanmıştır.
Dolomit sanayide demir çelik sektöründe kullanılmakta olup ülkemizde bu amaç ile tüketimi de sınırlıdır. Zaten demir-çelik fabrikaları kendi dolomit gereksinimlerini kendi ocaklarından karşılamaktadır. Dolomit ruhsatı mıcır üretmek amacı ile alınmıştır. Mermer-mıcır-dolomit sürekli sorun olmuş, kesilip parlatılabilme, blok verme kriterlerine karşın mermer ruhsatı ile mıcır üretilmiştir.
Maden Kanunun 2. maddesinde "sanayinin hammaddesi ya da ihraç konusu malzeme üreten taşocaklarının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın teklifi ve Bakan Kurulu Kararı ile Maden Kanun kapsamına alınabilir” hükmünün uygulanması da Kanun uygulayıcıların inisiyatifine bırakılmış, keyfi uygulamalar gündeme gelmiştir.
Taşocaklarında ruhsat süreleri 3-5 yıl ile sınırlı kalmış, süreler üzerinde siyasi iradenin inisiyatifi etken olmuştur. Taşo¬cakları Nizamnamesi kapsamında verilen ruhsatlardan il özel idarelerince ruhsat alanındaki rezerve bağlı, peşin olarak büyük bedeller talep edilmişti. Ruhsat alanları ile çalışılan alanlar arasında kilometrelerle ifade edilen farklar oluşmuştur. Ruhsat süresi sonunda çalışılan alan ihale edilmiş, ancak ihalelerde çoğu zaman “siyasi” tercihler ön plana çıkmış, taşocaklarında yatırım yapılması için ge¬rekli ruhsat güvencesi için ortam yaratılamamıştı. Ruhsat gü¬vencesi nedeni ile çoğu taşocağı ruhsat sahibi Kanun kapsamına girebilmek için yukarıda açıkladığımız Maden Kanunu ile Taşocakları Nizamnamesi arasında kesin çizilemeyen sınırları zorlamıştı. Bu zorlamalar da kişilerle ruhsat sahipleri arasında güzel ilişkileri(!) gündeme getirmişti.”
5177 sayılı Kanun yasalaştığında dönemde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın M.Hilmi Güler taşaocakları için “devrim” yaptık demişti. Son 5 yılda ne değişti ki şimdi de aynı hükümet tarafından aynı konuda “karşı-devrim” yapılmak istenmektedir.
Sorun nedir? Taşocakları il özel idarelerine neden geri verilmek istenmektedir? 2006 yılında olduğu gibi muhtarlar mı böyle istiyor? Yoksa Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı taşocaklarını kontrol edebilmek için gerekli bilgi birikimine sahip değil mi? İdarenin personel konusunda yeterli olmadığı söylenemez. Çünkü ilgili idare sevk fişi satmaktan vazgeçer, diğer bakanlıkların işlerine karışmazsa, kendi gerçek görevine dönerse mevcut ruhsatların bir katı daha fazla ruhsatı denetleyebilecek personele sahiptir.
Taşocaklarının neden il özel idarelerine geri verilmek istenildiği, amacın ne olduğu belli değildir ve bu çalışmalar kapalı kapıların ardında yapılmaktadır. Konu ile ilgili çalışmaların amacın aşağıdakilerden biri ya da birkaçı olabilir;
• Muhtarlar taşocaklarının tekrar il özel idarelerine geri verilmesini istemektedir.
• Yerel yönetimlerin siyasi etkinliklerinin artırılması amaçlanmaktadır.
• “Sözde” çevre tahribatının engellenmesi istenmektedir.
• İl özel idarelerinin gelirlerin artırılması amaçlanmaktadır.
• Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının taşocaklarını denetim becerisi gösterememiştir.
• Güzel ilişkilere(!) tekrar ortam yaratılmak istenmektedir.
Eğer gerekçe "çevrenin tahrip edilmesi" nin engellenmesi ise bu gerekçe gerçeği yansıtmamaktadır. Son 5 yıla bakıldığında taşocaklarının disiplin altına alındığı, projeye göre çalışmalarını sürdürdükleri görülmektedir. Üretim yapan taş ocağı iş, aş, inşaat, yol, altyapı kısaca kalkınma demektir. Taşocaklarına karşı çıkanlar işi, aşı, sırtı pek olanlardır. Taşocaklarına karşı çıkanlar üretimden, kalkınmadan korkanlardır.
İl özel idarelerinin gelirleri artırılmak isteniyorsa bunun çözümü Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğidir. Bakanlık taşocaklarından alınan devlet hakkını Kanunda olmamasına karşın yönetmelikle %4’de çıkarmıştı. Ne yazık ki “olası risk”, “kamu yararı” gibi altı boş gerekçelerle yapılmış yatırımları durduran, ruhsatları iptal eden, her fırsatta madencilik aleyhine karar alan yargı Anayasamızın “Vergi ödevi” başlığı altındaki 73.Maddesini de yok sayarak bu düzenlemeyi uygun bulmuştur. Anayasaya aykırı da olsa Devlet Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde devlet hakkını il özel idareleri için düşünülen gelir kadar artırılsa bu sorun çözülecektir. Zaten kapalı kapılar ardından devlet hakkının da artırılması için bir çalıştırma yürütüldüğü söylenmektedir. Ben duyduğumun yalancısıyım.
5177 sayılı kanundan önce agrega sektöründe büyük sorunlar yaşanmış, 2004 yılında bu kanunla sorunlar çözümlenmişti. 5177 sayılı kanun sonrası agrega ve çimento sektöründe yeni bir yatırım hamlesi başlamıştır. Taşocakları il özel idarelerine geri verilmesi durumunda yaşanmış sorunlar ve madencilik üzerindeki siyasi baskılar tekrar gündeme gelecek, yatırımcı için güvence ortadan kalkacak, “mermer mi-mıcır mı” , “blok veriyor mu-vermiyor mu” tartışmaları tekrar güzel ilişkileri(!) gündeme getirecektir. Taşocaklarını il özel idarelerine geri vermek bu güzel ilişkilere(!) ortam yaratmak anlamına gelmektedir. 2006 yılında görüştüğümüz milletvekillerinin bu konunun farkında olduklarına da şahit olmuştuk.
Çoğu il özel idareleri şu anda Maden Kanunu'nun I(a) grubu madenlerle ilgili mevzuatı uygulayabilmek için gerekli personel, alt yapı ve bilgi birikimine bile sahip değildir. 5177 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 2004 yılından bu güne kadar söz konu idarelerin çoğunda önemli bir gelişme olmamıştır. Kaldı ki bu idarenin yeni yükümlülükler altına sokulması her şeyi çıkmaza sokacaktır.
Son olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Maden Kanunun uygulamasının altından kalkamadığı düşünülüyorsa, II.Grup madenlerin tamamı ile ilgili ve hatta Maden Kanunun tamamının uygulanması yetki ve sorumluluğu il özel idarelerine verilsin ki doğacak kaosta madenciler de rahat etsin. Eminim böylesi madenciler için daha iyi olacaktır.