Gönderen Konu: Taşocaklarının il özel idarelerine geri verilmesi olayı ...  (Okunma sayısı 136 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetevrenbas

  • *
  • İleti: 938
  • Liked: 9
  • İtibar: +2732/-0
  • Cinsiyet: Bay

Taşocaklarının  il özel idarelerine geri verilmesi olayı temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp madencilerin önüne konuluyor. Yazdım, anlattım, ancak bazıları  da   inatla anlamak istemiyor ya da anlayamıyor. Neden acaba?
 
Önce merak edenlere  bu konu ile neden ilgilendiğimi  açıklayayım.  Maden İşleri Genel Müdürlüğünde görev yaptığım süre içinde Taşocakları Nizamnamesinin  kaldırılarak  içerdiği madenlerin  Maden Kanunu kapsamına alınması için    en çok  uğraşanlardan biri de  bendim.  O zaman ulaştığımız amacımıza şimdi de  sahip çıkmaya çalışıyorum.
 
2004 yılı  5177 sayılı Kanun öncesinde konu ile ilgili birkaç yazı yazmıştım. 2006 yılında da  Bursa Milletvekili  Sayın Faruk Çelik ile  Sayın Zafer Hıdıroğlu, 3213 Sayılı Maden Kanunun iki fıkrasının değiştirilerek   taşocaklarının il özel idarelerine geri verilmesine  yönelik  bir  kanun tasarısı  hazırlamışlardı.   Tasarı sahibi Sayın Milletvekillerine ve  Maden İşleri Genel Müdürlüğüne yazdığım mektuplarla  olası sorunları dile getirmiş,  konu ile ilgili bir yazım da  Dünya Gazetesinde yayınlanmıştı. O dönemde tasarıya  gerekçe olarak   “muhtarların”  talebi olduğu ifade edilmişti. Bu arada sektörde  “sözde”  madencilerin yanında olan bazı kişi ve kuruluşlar şimdi olduğu  gibi  bu tasarıyı  desteklemişler, madenciliğe duyaralı bazı  örgütler de bu tasarının sakıncalarını Mecliste bazı milletvekillerine anlatmışlardı. 
 
O dönemde yazdığım mektup ve yazılardan özet bir alıntıyı  burada vermek istiyorum;
 
“Ülkemizde madencilik  değişik mevzuat altında değişik idarelerce yürütülmüştür.  Taşocakları 1900’lu yıllardan bu yana İçişleri Bakanlığı İl Özel İdareleri tarafından Taşocakları Nizamnamesine bağlı olarak idare edilmiştir. Başka bir ifade ile teknik bir faaliyet için, siyasi ve teknik olmayan idari bir ya¬pılanma tarafından ruhsat veril¬miş,  taşocakları faaliyetleri denetlen(me)miş,  üretim faali¬yetleri için proje istenmemiştir. Bunun sonucu olarak da yatırım güvencesinden uzak, 100 metreyi bulan şevlerle, taşocaklarında sık sık iş kazaları ile  can kayıplarına, projeden uzak çalışmalarla kaynak kayıplarına  neden olunmuştur.
 
Yıllardan bu yana Maden Kanunu ile Taşacakları Nizamnamesi arasın¬da kesin sınır çizilememiştir. Örneğin SiO2 oranı%90'in altında olan kum Taşacakları Nizamnamesi, %90'in üstündeki ise Maden Kanunu Kapsamında ruhsatlandırılmıştır.  Alınan numunedeki SiO2 oranlarının  %90’na çok yakın geldiğinde, Ankara'da değişik laboratuarlarda yapılan analizler  değişik sonuçlar verebilmiş(!), bazen aynı sahaya birkaç kez gidilip numuneler alınmak zorunda kalınmış(!), alınan aynı numunelerin analizleri de çoğu zaman  farklı  sonuçlar(!)  vermiştir. Benzer sorun "kil"de de yaşanmıştır. 
 
Dolomit sanayide demir çelik sektöründe  kullanılmakta  olup ülkemizde bu amaç ile tüketimi  de sınırlıdır.  Zaten demir-çelik fabrikaları kendi dolomit gereksinimlerini  kendi ocaklarından karşılamaktadır. Dolomit  ruhsatı  mıcır üretmek amacı ile alınmıştır. Mermer-mıcır-dolomit sürekli sorun olmuş,  kesilip parlatılabilme, blok verme kriterlerine karşın  mermer ruhsatı ile mıcır üretilmiştir.
 
Maden Kanunun 2. maddesinde "sanayinin hammaddesi  ya da ihraç konusu malzeme üreten taşocaklarının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın teklifi ve Bakan Kurulu Kararı ile Maden Kanun kapsamına alınabilir”  hükmünün uygulanması da Kanun uygulayıcıların inisiyatifine bırakılmış, keyfi uygulamalar gündeme gelmiştir.
 
Taşocaklarında ruhsat süreleri 3-5 yıl ile sınırlı kalmış, süreler üzerinde siyasi iradenin inisiyatifi etken olmuştur. Taşo¬cakları Nizamnamesi kapsamında verilen ruhsatlardan il özel idarelerince ruhsat alanındaki rezerve bağlı, peşin olarak büyük bedeller talep edilmişti.   Ruhsat alanları ile çalışılan alanlar arasında kilometrelerle ifade edilen farklar oluşmuştur.  Ruhsat süresi sonunda çalışılan alan ihale edilmiş, ancak ihalelerde çoğu zaman  “siyasi”  tercihler ön plana çıkmış, taşocaklarında yatırım yapılması için ge¬rekli ruhsat güvencesi için ortam yaratılamamıştı.  Ruhsat  gü¬vencesi nedeni ile  çoğu taşocağı ruhsat sahibi Kanun kapsamına girebilmek için  yukarıda açıkladığımız Maden Kanunu ile Taşocakları Nizamnamesi arasında kesin çizilemeyen sınırları zorlamıştı. Bu zorlamalar da  kişilerle  ruhsat sahipleri arasında  güzel ilişkileri(!) gündeme getirmişti.”
 
5177 sayılı Kanun yasalaştığında dönemde  Enerji ve Tabii Kaynaklar  Bakanı Sayın M.Hilmi Güler taşaocakları için “devrim”  yaptık demişti. Son 5 yılda ne değişti ki şimdi de aynı hükümet tarafından aynı konuda “karşı-devrim” yapılmak istenmektedir.
 
Sorun nedir? Taşocakları il özel idarelerine neden  geri verilmek istenmektedir? 2006 yılında olduğu gibi muhtarlar mı böyle istiyor?  Yoksa Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı taşocaklarını kontrol edebilmek için  gerekli bilgi birikimine sahip değil mi? İdarenin personel konusunda yeterli olmadığı söylenemez. Çünkü ilgili idare sevk fişi satmaktan vazgeçer, diğer bakanlıkların işlerine  karışmazsa, kendi gerçek görevine dönerse  mevcut ruhsatların bir katı daha fazla ruhsatı denetleyebilecek personele sahiptir.
 
Taşocaklarının neden il özel idarelerine geri verilmek istenildiği, amacın ne olduğu   belli değildir ve  bu  çalışmalar kapalı kapıların ardında yapılmaktadır. Konu ile ilgili  çalışmaların amacın   aşağıdakilerden biri ya da birkaçı olabilir;
 
•    Muhtarlar taşocaklarının tekrar il özel idarelerine geri verilmesini  istemektedir.
•    Yerel yönetimlerin siyasi etkinliklerinin  artırılması amaçlanmaktadır.
•    “Sözde”  çevre  tahribatının engellenmesi istenmektedir.
•    İl özel idarelerinin   gelirlerin  artırılması amaçlanmaktadır.
•    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının taşocaklarını  denetim becerisi gösterememiştir.
•    Güzel ilişkilere(!)  tekrar ortam yaratılmak  istenmektedir.
 
Eğer gerekçe  "çevrenin tahrip edilmesi" nin engellenmesi  ise bu gerekçe   gerçeği yansıtmamaktadır. Son 5 yıla bakıldığında taşocaklarının disiplin altına alındığı,  projeye göre çalışmalarını sürdürdükleri  görülmektedir. Üretim yapan  taş ocağı  iş, aş, inşaat, yol, altyapı  kısaca kalkınma demektir. Taşocaklarına karşı çıkanlar  işi, aşı,  sırtı pek olanlardır. Taşocaklarına karşı çıkanlar üretimden, kalkınmadan korkanlardır.
 
İl özel idarelerinin gelirleri artırılmak isteniyorsa bunun çözümü Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğidir. Bakanlık taşocaklarından alınan devlet hakkını Kanunda olmamasına karşın yönetmelikle  %4’de çıkarmıştı. Ne yazık ki “olası risk”, “kamu yararı” gibi altı boş gerekçelerle yapılmış yatırımları durduran, ruhsatları iptal eden, her fırsatta  madencilik aleyhine karar alan yargı Anayasamızın  “Vergi ödevi”  başlığı altındaki 73.Maddesini de yok sayarak  bu düzenlemeyi uygun bulmuştur. Anayasaya aykırı da olsa Devlet Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde  devlet hakkını il özel idareleri için düşünülen gelir  kadar artırılsa  bu sorun çözülecektir.  Zaten kapalı kapılar ardından devlet hakkının da artırılması için bir çalıştırma yürütüldüğü söylenmektedir. Ben duyduğumun yalancısıyım.
 
5177 sayılı kanundan önce agrega sektöründe büyük sorunlar yaşanmış, 2004 yılında bu kanunla sorunlar çözümlenmişti. 5177 sayılı kanun sonrası agrega ve çimento sektöründe yeni bir yatırım hamlesi başlamıştır. Taşocakları il özel idarelerine geri verilmesi  durumunda yaşanmış sorunlar ve madencilik üzerindeki siyasi baskılar  tekrar gündeme gelecek, yatırımcı için güvence ortadan kalkacak, “mermer mi-mıcır mı” , “blok veriyor mu-vermiyor mu”  tartışmaları tekrar güzel ilişkileri(!) gündeme getirecektir. Taşocaklarını il özel idarelerine geri vermek bu güzel ilişkilere(!)  ortam yaratmak anlamına gelmektedir. 2006 yılında görüştüğümüz milletvekillerinin bu konunun farkında olduklarına da şahit olmuştuk.
 
Çoğu il özel idareleri şu anda Maden Kanunu'nun I(a) grubu madenlerle  ilgili mevzuatı uygulayabilmek için gerekli personel, alt yapı ve bilgi birikimine  bile sahip değildir. 5177 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 2004 yılından bu güne kadar  söz konu idarelerin çoğunda  önemli bir gelişme  olmamıştır. Kaldı ki bu idarenin yeni yükümlülükler altına sokulması her şeyi çıkmaza sokacaktır.
 
Son  olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Maden Kanunun uygulamasının altından kalkamadığı düşünülüyorsa, II.Grup madenlerin tamamı ile ilgili ve  hatta Maden Kanunun tamamının uygulanması yetki ve  sorumluluğu il özel idarelerine  verilsin  ki  doğacak kaosta  madenciler de rahat etsin. Eminim  böylesi madenciler için  daha  iyi olacaktır.

Tags: