Gönderen Konu: Plaka Tektoniği ve Metalik Maden Yatakları  (Okunma sayısı 2076 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7472
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Plaka Tektoniği ve Metalik Maden Yatakları
« : 23 Mayıs 2009, 14:33:18 »
7. PLAKA TEKTONİĞİ VE METALİK MADEN YATAKLARI
7.1. Giriş

   Plaka tektoniği kuramı, pek çok jeolojik olayın açıklanmasında olduğu gibi, yeraltı zenginliklerinin yer kabuğundaki dağılımlarının ve jeotektonik konumlarının aydınlatılmasında da oldukça yararlı sonuçlar ortaya çıkarmıştır.
   Bilindiği gibi plaka tektoniği kuramına göre, yerkürenin dış kısmını oluşturan litosfer büyüklü küçüklü plakalardan meydana gelmiştir (Şekil 7.1).


Şekil 7.1: Yer kabuğunda gözlenen önemli plaka sınırları ve büyük plakaların konumları (Burke ve Wilson, 1976' dan)


Plakalar sınırları boyunca;
-   birbirlerinden uzaklaşarak
-   birbirlerine yaklaşarak
-   birbirlerinin yanından kayarak hareket etmektedirler.
   Yeraltı zenginliklerinin büyük bir kısmı, güncel veya paleo plaka sınırları boyunca dağılım göstermekte ve büyük metalojenik zonları oluşturmaktadır.
   Maden yatakları plaka hareketleri ile ilişkileri bakımından;
(i)   Plaka içi bölgelerle ilişkili maden yatakları
(ii)   Uzaklaşan plaka sınırlarıyla ilişkili maden yatakları,
(iii)   Yaklaşan plaka sınırlarıyla ilişkili maden yatakları,
(iv)   Transform faylı plaka sınırlarıyla ilişkili maden yatakları (önemsiz),
şeklinde sınıflandırılmaktadırlar. Ancak, transform faylı plaka sınırlarında gözlenen cevherleşmeler çok ender olup oluşumları tartışmalıdır.


7.2. Kıtasal Plaka İçi Bölgelerle İlişkili Maden Yatakları
   Burke ve Wilson (1976)'a göre, astenosfer içindeki konveksiyon akımları sonucu oluşan madde döngüsü, üstteki katı litosferde çekme kuvvetlerinin oluşmasına ve zamanla zayıf zonların gelişmesine neden olmaktadır. Bu zayıf zonlara doğru yükselen astenosfer malzemesi, üstteki litosferi kubbeleştirmekte (Şekil 7.2a), altındaki çekme kuvvetlerinin etkisiyle bu kubbeleşmiş kısım bir süre sonra üç kol halinde kırılıp yarılmaya başlamakta (Şekil 7.2b) ve bu kollardan ikisi açılmaya devam ederek uzaklaşan plaka sınırlarını oluşturmakta, üçüncüsü ise zamanla körelip, yeni çökelme ortamına malzeme taşıyan büyük bir akarsu yatağı haline (koyak ya da karkıl) (aulacogen) gelmektedir (Şekil 7.2c).
   Bu olayların, yarılmaya kadar olan erken evresi kıtasal plaka içi olaylar, açılma başladıktan sonraki ileri evresi ise uzaklaşan plaka sınırları ile ilişkili olaylar şeklinde kabul edilmektedir. Ancak her yarılma olayının bir uzaklaşan plaka sınırına dönüşme zorunluluğu bulunmamaktadır.


Şekil 7.2: Astenosferde gelişen konveksiyon akımlarının etkisi ile kıtasal kabuğun domlaşması ve ileri evrelerde riftlerin oluşumu (Burke ve Vilson, 1976' dan değiştirilerek)
 

Şekil 7.4: Atlas Okyanusunun her iki tarafındaki kıtaların birleştirilmesi ile elde edilen üç kollu yarılım noktalarının dağılımı (Burke ve Wilson, 1976' dan değiştirilerek)


Şekil  7.13 : Kıtasal plaka içi bölgelerde gelişen magmatik olaylar ve ilişkili maden yatakları


Bu olaylar sırasında zayıf zonlar boyunca yükselen astenosfer malzemesi  sıcak noktalar (hot spot) olarak tanımlanmakta, hem üzerlerindeki dış basınç azalması nedeniyle kendi içlerinde eriyen kısmın miktarı artmakta hem de çevrelerindeki litosfer malzemesini ısıtarak kısmi erimesine neden olmaktadır (Şekil 7.13).
   Litosfer içine doğru yükselmiş ve kısmi erimeye uğramış astenosfer malzemesinin;
i.   Plütonik derinliklerde kristallenmesi sonucu mafik ve ultramafik intrusif kompleksler ve ilişkili olarak sıvı ayrışım tipi sülfürlü yataklar (Ni-pirotin ± Co, Cu ve Pt yatakları) oluşur.
ii.   İç basıncın dış basıncı geçeceği kadar sığ derinliklere yükseldiği yerlerde gelişen patlama bacaları içinde kristallenmesi sonucu alkali ultramafitler (kimberlit bacaları, karbonatitler ve lamproitler gibi) ve ilişkili olarak elmas, niyop, tantal, bakır, nadir toprak elementleri, apatit, florit ve barit yatakları oluşur.
iii.   Yüzeye kadar çıkıtıkarı yerlerde volkanik peridotitler (komatitik bileşimli lavlar) ve ilişkili olarak sıvı ayrışım tipi sülfürlü yataklar (Ni-pirotin ± Co, Cu ve Pt yatakları) oluşur.
iv.   Büyük kütleler halinde çıkıp önce dış basınç azalması nedeniyle tamamen erimeleri, daha sonra da magmatik sedimantasyon olarak tanımlanabilecek derecede ayrımlanarak kristallenmeleri sonucu  ve tabakalı ultramafik kayaçlar ve ilişkili olarak tabandaki peridtitik seviyelerde bantlar halinde kromit yatakları (stratiform / bushweld tipi), üstteki gabroik seviyelerde ise bantlar halinde manyetit yatakları (stratiform tip) oluşur.


Diğer yandan yükselen bu sıcak astenosfer malzemeleri çevrelerindeki malzemelerin de sıcaklıklarını artırarak erimelerine neden olurlar.
i.   Yükselme derinliği ve ısıtma; litosferin üst manto seviyesi içinde olur ise, üst manto malzemesi kısmi erimeye uğrar ve I tipi granitoyitik eriyikler oluşur. Bu eriyiklerin kristallenmesi sonucu;  gabroyik, anortozitik ve I tipi granitoyitik (bazan alkalilerce aşırı zengin) bileşimli kayaçlar ve ilişkili Fe-Ti yatakları oluşur.
ii.   Yükselme derinliği ve ısıtma; litosferin kıtasal kabuk seviyesi içinde olur ise, kıtasal kabuk malzemesi kısmi erimeye uğrar ve S tipi granitoyitik eriyikler oluşur. Bu eriyiklerin kristallenmesi sırasında ise S tipi granitoyitik kayaçlar ve ilişkili Sn-W yatakları oluşur.
   
   Belirtilen oluşumlardan intrüzif peridotitlerin ve gabroik ve anortozitik kayaçların yüzeyleyebilmesi için kıtasal kabuğun ileri derecede (derince) aşınması gerekir. Tabakalı ultramafik kompleksler ise oldukça büyük kütleler halinde olup, astenosfer malzemesinin yüzeye kadar çıkması sonucu üzerindeki litostatik basıncın kalkması nedeniyle önce tamamen erimesi, daha sonra magmatik sedimantasyon olarak tanımlanabilecek derecede ayrımlanarak bantlar halinde yeniden kristallenmesi şeklinde oluştukları düşünülmektedir. Bu massiflerin alt seviyelerdeki ultramafik kayaçlar içinde kromit bantları, üst seviyelerdeki gabroik ve anortozitik seviyeler içinde ise manyetit bantları gözlenmektedir (Şekil 7.14).



Şekil 7.14: Tabakalı ultramafik komplekslerin iç yapısına bir örnek; Bushveld kompleksinin iç yapısı (Edwards ve Atkinson, 1986; Şekil 2.5' ten derlenmiştir)


7.2. Uzaklaşan Plaka Sınırları ve Ilişkili Maden Yatakları
   Yukarıda belirtildiği gibi kıtasal plaka içi bölgelerde gelişen yarılmalar bazan açılmalar sonucu uzaklaşan plaka sınırlarına dönüşürler.  Açılma hareketi kademeli bir şekilde gelişir ve sırasıyla patlama bacaları, riftleşme ve grabenleşme, kaba taneli sedimantasyon, karbonatlı sedimantasyon, ince taneli sedimantasyon,  volkanik faaliyetler, deniz tabanı yayılması ve okyanusal kabuk oluşumu gibi olaylar gelişir (Şekil 7. 3). Açılma olayının ilk dönemleri “erken evre”, deniz tabanı yayılması ve okyanusal kabuk oluşumu dönemleri ise “ilerlemiş evre” olarak kabul edilir.

   Uzaklaşan plaka sınırlarında, gelişim evresine bağlı olarak, sırasıyla aşağıda sıralanan cevherleşmeler oluşabilmektedir (Şekil 7.3). 
   i- Domlaşma evresinde, patlama bacaları içinde breş dolgusu tipi sülfürlü cevherleşmeler,
   ii- Riftleşme başlangıcında oluşan kırık ve çatlaklar içinde damar tipi sülfürlü cevherleşmeler,
   iii- Yarılma başlangıcında, iri taneli çökeller içinde boşluk dolgusu tipi sülfürlü cevherleşmeler,
   iv- Karbonatlı kayaçlar içinde strata-bound tipi sülfürlü cevherleşmeler,
   v- Ortamın derinleşmesinden sonra ,ince taneli sedimanlar içinde stratiform (eksalatif sedimanter) tip sülfürlü ve oksitli cevherleşmeler,
   vi- Okyanusal kabuk oluşumundan sonra üst seviyelerdeki volkanik faaliyetlere bağlı olarak değişik tiplerde volkano-sedimanter ve eksalatif sedimanter cevherleşmeler (kıprıs tipi bakır yatakları ve okyanus tabanlarındaki manganlı yumrular gibi),
   vii- Okyanusal kabuğun derin kesimlerindeki peridotitik seviyeler içinde    Alpin tipi kromit yatakları.



Şekil 7.3: Uzaklaşan plaka sınırlarının gelişimi ve oluşabilecek maden yatakları  (I. vii. sıralaması metin içindeki sıralama ile aynıdır)


Uzaklaşan plaka sınırları boyunca gözlenen açılma hareketi, aynı zamanda hem yaklaşan plaka sınırlarının, hem de transform faylı plaka sınırlarının gelişimini ve etkinliklerini denetlemekte ve /veya yönlendirmektedir. Dolayısıyla uzaklaşan plaka sınırları, plaka tektoniği kuramında en önemli etken durumundadır.
Bu oluşumların paleo örnekleri, Afrika kıtasının batı sahilleri ile G. Amerika kıtasının doğu sahillerinde gözlenmekte olup, bu kıtaların birleştirilmesi ile Şekil 7.4 ortaya çıkmaktadır. Bu kıtaların parçalanıp birbirinden ayrılmaları olayının başlangıç aşamasında yukarıda sıralanan ilk 5 sıradaki cevherleşmelerin oluştukları, geride kalan vi. ile viii. tip cevherleşmelerin ise Atlas Okyanusunun tabanında hala oluşmaya devam ettikleri düşünülmektedir. Özellikle Zambiya’ da bulunan stratiform bakır yatakları, v. sıradaki  cevherleşmelerin tipik örnekleri olup, bu tip oluşumlar Zambiya tipi Cu yatakları olarak ta adlanmaktadırlar.
   Bu oluşumların güncel örnekleri ise Kızıl Deniz ve Kaliforniya Körfezi çevresinde gözlenmekte olup, deniz tabanlarındaki derin yarıklar boyunca hidrotermal faaliyetlerin güncel olarak devam ettiği ve hidrotermal çözeltilerin, içeriklerini deniz tabanına boşaltmaları sonucu önemli miktarda eser element zenginleşmesinin olduğu görülmektedir (Sawkins, 1984; s. 141 - 142). Buralardaki hidrotermal faaliyetler su/katı madde oranına göre "yoğunluğu düşük" ve "yoğunluğu yüksek" faaliyetler olmak üzere iki gruba ayrılmaktadırlar (Sawkins, 1984; s. 141 - 142). Yoğunluğu düşük hidrotermal faaliyetlerde, katı madde/su oranı düşük olup, hidrotermal ürünlerde suyun etkisi belirgin iken, ürün miktarının az oluşu ile de dikkati çekmektedirler. Yoğunluğu yüksek hidrotermal faaliyetlerde ise katı madde/su oranı yüksek ve ürün miktarı fazladır.
   Kızıl Deniz'in güney ucu, tipik bir üç kollu yarık oluşumu bölgesi niteliğindedir (Şekil 7.5a). Açılmanın çok yavaş olması nedeniyle, henüz tam bir okyanusal kabuk oluşumu gelişememiştir. 1960' lı yıllardan itibaren başlayan yoğun araştırmalar sonucunda Kızıl Deniz içinde çok sayıda tuzlu su çıkış noktası saptanmıştır (Şekil 7.5b). Bu tuzlu sıcak su çıkış noktaları çevresinde, geniş alanlar kaplayan, sülfürlü minerallerce zengin çamurlar gözlenmektedir. Sayıları 13' ü bulan bu alanlardan Atlantis II adı verileni en önemli olanıdır. Burada, ortalama 20 m kalınlıkta, %3.5 Zn, %0.8 Cu ve önemli miktarda Ag içeren, sülfürce zengin ve 50 km2' lik bir alanda yayılımış, 100-200 milyon ton bir rezerv bulunmaktadır (Hackett ve Bischoff, 1973; Sawkins, 1984; s. 215-216' dan). Buradaki sıcak tuzlu sularda yapılan izotop kimyası çalışmaları, metallerin deniz suyu tarafından taşınmış olduğunu ve olasılıkla tabandaki bazaltik kayaçlardan çözüldüklerini göstermektedir. Buradaki bir başka ilginç durum ise, bu sıcak su çıkış noktalarının kıta içlerinde gözlenen (olasılıkla gelecekte transform fay hatlarını oluşturacak) kırık hatlarının Kızıl Deniz'deki açılma eksenini kesen kısımlarda gözlenmesidir.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7472
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Plaka Tektoniği ve Metalik Maden Yatakları
« Yanıtla #1 : 23 Mayıs 2009, 14:37:52 »

Şekil 7.4: Atlas Okyanusunun her iki tarafındaki kıtaların birleştirilmesi ile elde edilen üç kollu yarılım noktalarının dağılımı (Burke ve Wilson, 1976' dan değiştirilerek)



Şekil 7.5: Arap Yarımadası' nın Afrika Kıtasından ayrıldığı yerde üç kollu yarık oluşumu (a; Burke ve Wilson, 1976' dan) ve Kızıl Deniz tabanındaki sıcak su çıkış noktaları (b; Bignell, 1975; Sawkins, 1984, Şekil 8.2' den)


Şekil 7.6: Kaliforniya Körfezi çevresinde önemli sıcak su çıkış yerleri ve Pasifik sırtı ile ilişkileri (Lonsdale ve diğ., 1980; Sawkins, 1984; Şekil 5.3' ten alınmıştır)


Kaliforniya Körfezi, çevresindeki güncel sıcak su çıkışları; Salton Denizi sıcak su sahasında, Guaymas Baseninde ve Doğu Pasifik Sırtı' nın 21oN enlemi dolaylarında gözlenmektedir (Şekil 7.6).
Kaliforniya Körfezinin kuzey ucundaki Salton Denizi sıcak su sahasında, jeotermal enerji amaçlı olarak yapılan sondaj çalışmalarında, jeotermal potansiyelin yanısıra, metallerce zengin, tuzluluğu yüksek hidrotermal çözeltilere de rastlanmıştır. Bu çözeltilerdeki suların, meteorik kökenli olduğu, sıcaklıklarının 360oC dolayında, tuzluluklarının % 35 kadar olduğu ve 1400 ppm Mn, 2290 ppm Fe, 102 ppm Pb, 540 ppm Zn, 8 ppm Cu ve 1.8 ppm Ag içerdikleri saptanmıştır (Sawkins, 1984; s. 144).
Kaliforniya Körfezinin orta kesimlerindeki Guaymas Baseninde ise, Fe, Zn ve Cu cevherli çamurlar, 7x2 km. genişliğinde bir sahada dağılmış olarak bulunmaktadır (Lonsdale ve diğ., 1980,  Sawkins, 1984; s. 142).
Kaliforniya Körfezinin güney çıkışında, Doğu Pasifik Sırtı' nın 21oN enlemi dolaylarındaki hidrotermal aktivite, siyah ve beyaz renkli oluşumlar şeklinde iki farklı özellik göstermektedir. Siyah renkli olanlar daha çok pirotin ve sfalerit (± Cu) içeren sülfürler şeklindedir. Burada, sülfürler de kendi içlerinde Zn bakımından zengin olanlar (yaklaşık %25 Zn içerikli) ve Fe açısından zengin olanlar ( %20-40 Fe, %2-6 Cu içerikli ) şeklinde ayrılmaktadırlar. Beyaz renkli olanlar ise, baritçe zengin, buna karşın sülfür içerikleri düşük oluşuklardır. Ayrıca az miktarda da olsa Co, Pb, Ag ve Cd gibi elementler de yer yer zenginleşebilmektedirler (EPRSG, 1981; Sawkins, 1984; s. 142' den).
Bu bölgenin Pasifik Okyanusu içindeki, okyanus ortası sırtının sık sık transform faylarla kesildiği kuzey ucunda, bu sırtın körfez içinde ve kıta altına doğru uzantısı üzerinde bulunduğu ve derinlere inen yüzeysel (meteorik ve denizel) kökenli suların ısınması ve bu sırt bölgesindeki kayaçlardan çözülen elementlerin sığ derinliklerde zenginleştirilmesi şeklinde bu hidrotermal sistemlerin oluştuğu düşünülmektedir.


7.3. Yaklaşan Plaka Sınırları ve Ilişkili Maden Yatakları

Yaklaşan plaka sınırları, gelişen olaylar dikkate alınarak;
   i. Yitimli yaklaşan plaka sınırları,
   ii. Üzerlemeli (obduction) yaklaşan plaka sınırları
   iii. Çarpışmalı yaklaşan plaka sınırları
şeklinde 3 farklı tipe ayrılmaktadır. Bu olaylar, yaklaşan plakaların değişik dönemlerinde gelişen olaylar olarak ta düşünülebilirler.


7.3.1. Yitimli Yaklaşan Plaka Sınırlarında Magmatik  Faaliyetler ve Ilişkili  Maden Yatakları
   Birbirine doğru yaklaşan plakalardan birisinin diğeri altına doğru daldığı plaka sınırları yitim zonları olarak tanımlanmaktadır. Bu plaka sınırlarında, üzerindeki denizel sedimanlarla birlikte okyanusal kabuk malzemesi yitmekte olup, yitim zonu boyunca jeotermal gradiyente ve litostatik basınca bağlı olarak bu malzemeler, 80-100 km derinliğe kadar olan kesimde, metamorfizma geçirerek amfibolite dönüşmekte, daha sonra sulu minerallerin susuz minerallere dönüşmeleri sonucu eklojitler oluşmaktadır.  Bu sırada serbestleşen su, karşı plaka içindeki litosfer malzemesinin iç basıncını yükselterek onların önce çevredeki kayaçlara göre daha hafif, granat ve piroksen içeren kayaçlara dönüşmelerine, daha sonra da diyapirler şeklinde yükselmelerine neden olmaktadır (Şekil 7.7). Sığ derinliklere yükseldikçe, litostatik basınç azaldığı için, katı malzemeler erimeye başlarlar. Ayrıca, diyapirler çevresinde jeotermal gradiyent yükseldiğinden çevredeki kayaçlar içinde de erimeler gelişir.



Şekil 7.7: Yitimli yaklaşan plaka sınırlarında erimenin ve çeşitli magmatik faaliyetlerin gelişimi (Ringwood, 1974; Ehlers ve Blatt, 1982; Şekil 8.12' den değiştirilerek alınmıştır)


   Yitimli yaklaşan plaka sınırlarında erimenin nedeni; yiten plakanın ısınmasına bağlı olarak sulu minerallerin susuz minerallere dönüşmeleri sonucu açığa çıka su olup serbestleşen su, karşı plaka içindeki sıcak litosfer malzemesinin iç basıncını yükselterek erimesine neden olmaktadır. Oluşacak eriyiğin bileşimi; erime derinliğine, eriyen malzemenin cinsine ve ergime miktarına  bağlı olarak değişmektedir. Bunlar ise, doğrudan yitim hızına ve yitim zonunun eğimine bağlıdır. Yitim hızı, aynı zamanda yitim zonunun eğimini de kontrol etmekte olup, hız fazla olduğunda yitim zonunun eğimi az, hızı düşük olduğunda ise eğim daha fazla olmaktadır. Ayrıca, yiten malzemenin yoğunluğu da yitim zonu eğimine etki etmektedir.
   Yiten okyanusal kabuk içinde yukarıda belirtilen olayların gelişebilmesi; derinliğe ve sıcak çevre içinde kalma süresine bağlı olarak yiten soğuk malzemenin ısınmasına bağlıdır.
   Yitimli yaklaşan plaka sınırlarında, yitim zonu  eğimi sabit ise; erime derinliğine bağlı olarak hendeğe yakın (sığ) kesimlerde kalkalkalen bileşimde eriyiklerin oluştuğu, hendekten uzaklaştıkça (erime derinleştikçe) alkalen karakterin arttığı düşünülmektedir (Şekil 7.8).


Şekil 7.8: Yitimli yaklaşan plaka sınırlarında hendekten uzaklığa ve derinliğe bağlı olarak magmatik eriyiklerin ve ürünlerinin bileşimsel değişimi (Keith, 1978; Ehlers ve Blatt, 1982; Şekil  8.13' ten)

Yukarıda belirtildiği gibi, yitimli yaklaşan plaka sınırlarında erime olaylarının en önemli nedeni yiten plaka içindeki sulu minerallerin susuz minerallere dönüşümü sonucu serbestleşen suyun iç basıncı yükselterek erime sıcaklığını düşürmesi olup,  su serbestleşmesi hangi malzeme ve/veya seviye içinde gelişmişse  o malzeme erimekte ve eriyik oluşturmaktadır.
   Yüksek eğimli yitim kuşaklarında, su serbestleşmesi ve iç basınç yükselmesi sonucu erime, çok derinlerde, litosferin üst manto bölümünde gelişir ve manto kökenli magmalar oluşur (Şekil 7.9a). Bu magmaların ayrımlanması ve yeniden kristallenmesi sonucunda da plütonik derinliklerde I tipi granitoyitler, sığ derinliklerde ise subvolkanik ve volkanik türevleri oluşur. Bu oluşumlar plaka sınırlarına ve/veya hendeğe yakın yerlerde oluşmakta olup, asıl yay bölgesi magmatikleri olarak tanımlanmaktadırlar.
   Az eğimli yitim kuşaklarında ise su serbestleşmesi ve erime, litosferin üst seviyelerindeki kıtasal kabuk bölümünde gelişir ve plütonik derinliklerde S tipi granitoyitler ve sığ derinliklerde de subvolkanik ve volkanik türevleri oluşur (Şekil 7.9b). Bu oluşumlar ise hendekten uzak yerlerde gözlenmekte ve iç yay bölgesi ve/veya yay gerisi magmatikleri olarak tanımlanmaktadırlar.
   Bazı yitim kuşaklarında, plaka sınırlarından uzak, kıta içi bölgelerde "yaylarla ilişkili rift bölgeleri" olarak tanımlanan ve astenosfere kadar inen kırıkların bulunduğu düşünülen rift bölgelerinin geliştiği gözlenmektedir (Şekil 7.9c). Bu riftlerin, yitim zonu eğiminin çok az olduğu yerlerde, bir süre sonra yitim olayının ve ilişkili magmatik faaliyetlerin durması, ancak sıkıştırma koşullarının devam etmesi nedeniyle, yay gerisi bölgelerin önce kubbeleşmeleri, daha sonra da grabenleşme benzeri olaylarla riftleşmeleri şeklinde geliştikleri düşünülmektedir. Bu rift bölgelerinin, kıtasal kabuğun parçalanması olaylarından ayrılması çok zor olup, kıta içi etkinlik olarak  düşünülmeleri de mümkündür. Bu bölgelerin derin kesimlerinde, litostatik basınçtaki azalmaya bağlı olarak, astenosferin diyapirler şeklinde litosfer içine doğru yükseldiği, jeotermal gradiyentin yükselmesine bağlı olarak ta, bazan litosferin üst manto kesiminde bazan da kıtasal kabuk kesiminde erimelerin geliştiği düşünülmektedir. Bu sırada, erime derinliğine, ayrımlanma ve karışım derecesine bağlı olarak I tipi ve S tipi granitoyitler ile subvolkanik ve volkanik türevlerinin oluştuğu kabul edilmektedir.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7472
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Plaka Tektoniği ve Metalik Maden Yatakları
« Yanıtla #2 : 23 Mayıs 2009, 14:42:03 »

Şekil 7.9: Yitimli yaklaşan plaka sınırlarında yitim zonu eğimine bağlı olarak su serbestleşmesi ve erime derinliğine bağlı olarak magmatik faaliyetlerin bileşimsel değişimi ; a. Dike yakın eğimli yitim zonlarında asıl yay bölgesi magmatizması, b. Az eğimli yitim zonlarında yay ardı bölgesi magmatizması ve c.  Çok az eğimli yitim zonlarında, yaylarla ilişkili rift bölgesi magmatizması (Sawkins, 1984; Şekil 2.1 ve 3.2' den yararlanılarak hazırlanmıştır)


Yitimli yaklaşan plaka sınırlarında, yitim zonunun eğimine, erime derinliğine ve plaka sınırlarından (hendekten) uzaklığa, dolayısıyla eriyen malzemenin cinsine ve miktarına bağlı olarak çok değişik metalojenik özellikler gözlenebilmektedir. Bu bölgelerde gözlenen maden yatakları, oluşum yerlerine göre; asıl yay bölgelerinde gözlenen yataklar, yay gerisi bölgelerde gözlenen yataklar ve yaylarla ilişkili rift bölgerinde gözlenen yataklar şeklinde sınıflandırılabilirler. Bu yatakların konumları, yataklanma şekilleri ve zenginleşen elementler şekil 7.10 da görülmektedir.





Şekil 7.11: Üzerlemeli yaklaşan plaka sınırlarında okyanusal kabuğa ait kayaçların ofiyolitik karışıklar şeklinde sürüklenişi ve ilişkili maden yatakları (Searle ve Panayiotu, 1980' den değiştirilerek)


7.3.2. Üzerlemeli (Obduction) Yaklaşan Plaka Sınırları Ile İlişkili  Maden Yatakları
    Yaklaşan plaka sınırlarında, gelişebilecek üzerleme (obduction) olayları sonucu, okyanusal kabuğa ait malzemelerden bir kısmı kıtasal plaka üzerine sürüklenerek yüzeyleme şansı bulmakta ve ofiyolitik seriler oluşmaktadır. Bu zonlarda, ayrıca az da olsa ofiyolitleri kesen, asıl yay bölgesi magmatik faaliyetlerinin ürünleri de gözlenebilir. Bu bölgelerde, ultramafitlerle ilişkili Alpin tipi krom yatakları ile üst seviyelerdeki yastık yapılı bazaltlar içinde kıbrıs tipi Cu (±Zn) yatakları gözlenmektedir (Şekil 7.11).


7.3.3. Çarpışmalı Yaklaşan Plaka Sınırlarında Magmatik Faaliyetler ve Maden Yatakları
Çarpışmalı yaklaşan plakalar birbirlerine doğru hareket ederken, iki plaka arasında bulunan malzemeleri sıkıştırarak kıvrımlanmalarına, birbirlerinin üzerine bindirmelerine, birbirleri içinde karışmalarına ve metamorfizma geçirmelerine neden olurlar.
Yaklaşan iki kıtasal plaka arasında, genellikle okyanusal kabuktan oluşan bir taban ve üzerinde denizel sedimanlar bulunmaktadır. Böyle bir malzeme, iki plaka arasında sıkıştırıldığında, okyanusal kabuğu oluşturan malzemeler parçalanmakta, dilimler halinde üstlerindeki sedimanlar içine sürüklenmekte ve yer yer metamorfizma geçirerek metabazitlere dönüşmektedirler. Bu sırada sedimanların derinlere doğru kıvrımlanan kısımları metamorfizma geçirmekte ve yer yer ısınma ve su serbestleşmesine bağlı iç basınç yükselmesi nedeniyle eriyerek çarpışma granitoyitleri olarak bilinen S tipi granitoyitleri oluşturmaktadırlar(Şekil 7.12).
Alp-Himalaya Kuşağı' nın büyük bir bölümünün çarpışan plaka sınırlarına ait özellikler taşıdığı bilinmektedir. Bu bölgelerde büyük kütleler şeklinde parçalanmış okyanusal kabuk malzemesi içinde alpin tipi krom yatakları ile kıbrıs tipi bakır yatakları ve sedimanların erimesi sonucu oluşan S tipi granitoyitlerle ilişkili Sn-W yatakları gözlenmektedir.  Güney Asya Sn provensi bu tür oluşumların tipik örnekleri olarak kabül edilebilir.



Şekil 7.12: Çarpışmalı yaklaşan plaka sınırlarında gelişen jeolojik olaylar ve ilişkili maden yatakları

Tags: