1. GİRİŞTünel, Türk Standartları Endüstrisinin tarifine göre; yeraltında çeşitli kayaçlar içinde inşa edilen giriş ve çıkışı olan, drenaj, kanalizasyon, su boruları, kanal, demiryolu, karayolu, yaya yolu vs. geçişine imkan veren bir geçiş yoludur. Galeri ise yeraltının istenilen yerine ulaşmak için açılan yatay veya eğimli bir boşluk veya geçittir.
Dünyamız her geçen gün artan oranlarda bir nüfus artışıyla karşı karşıya kalmaktadır. Buna paralel olarak insanların ihtiyaçları ve sorunları da beraberinde getirmektedir. Nüfus artışına paralel olarak şehirleşme hızla artmakta, bunun sonucunda da kentlerde yaşayan insan nüfüsu artmaktadır. Özellikle milyonlarca insanın beraberce yaşadıkları metropollerde trafik ve çevre kirliliği gibi belli başlı sorunlar nüksetmektedir. Ulaşımın hızlı olarak sağlanması, özellikle büyük şehirlerde yeraltı ulaşım sistemlerinin (metro) oluşturulmasıyla mümkün olmaktadır. Boş alan azlığı ve çevre sorunlarının yaşanmadığı önceki yıllarda tünelcilik sadece, zorlu dağ engellerini aşmak için düşünülürken günümüzde yer yokluğu ve çevre etkisi daha kolay yöntemlerle (örneğin hafriyat) çözümlenebilecek yapılarda bile insanları tünellere yöneltmektedir Ayrıca metropollerin önemli sorunlarından biri olan kanalizasyon gibi alt yapı sorunları karşısında tünelcilik faaliyetlerinin kullanılması ile sorunlarda önemli bir azalma olmaktadır.
2. TARİHSEL GELİŞİMEn eski tüneller günümüzden 3000 yıl kadar önce değerli metallerin araştırılması amacıyla Babilliler ve Aztekler tarafından Hindistan, Mısır ve Mezopotamya ‘da inşa edilmiştir. Yaklaşık olarak 19. yüzyıla gelininceye değin sert kayadaki tüneller arında ateş yakılarak kaya ısıtıldıktan sonra oluşan sıcak yüzeye su ve sirke püskürtülmesi esasına dayanılarak kazılmaktaydı. Bu yolla elde edilen ilerleme miktarı yaklaşık olarak haftada 1 metreydi.Yeryüzünde ilk tünel M.Ö. 4000 yıllarında Babil şehri yakınlarında, Fırat nehrinin altında açıldığı söylenmektedir. İnşa edilen bu tünel 3.5x4.5 çapında ve 1 km. uzunluktadır.Sonraki dönemlerde galeri açmanın bir savaş tekniği olarak da kullanıldığı görülmektedir. Surların aşılabilmesi için altlarında galerilerin kazma ve kürek vasıtasıyla açıldığı bilinmektedir. Mısırlılar ve Romalılar da ağırlıklı olarak su nakletmek amacıyla tüneller açmışlardır.Barutun icat edilmesiyle beraber birçok alanlarda gelişmeler olmasına rağmen tünelciliğe uzun süre bir yararı olmamıştır.
Tünel işlerinde önem arz eden bir gelişme 1823 – 1843 yılları arasında Thames nehri altında açılan tünel sebebiyle olmuştur. Bu tünelin önemi Fransız mühendis Brunel ‘in patentini aldığı Bukliye (kalkan) metodunu ilk kez burada uygulamasından kaynaklanmaktadır. Bu 4.20 m ve 4.80 m çaplarında ikiz tünel olup halen kullanılmaktadır.1830 yılında Lord Cohrane ‘da sulu zeminlerde kuyu ve galeri açmada kullanılabilecek, basınçlı havadan istifade ederek uygulanabilecek yöntemine ait patenti almıştır. Büyük tünellerin artışının gözlenmesi demiryollarının gelişimine paralel olarak gerçekleşmiştir. İlk demiryolu tüneli Fransa’da St.Etienne – Terre Noire hattında 1826 yılında gerçekleştirilmiştir. 1868 yılında New York metrosu Amerika kıtasının ilk yeraltı demiryolu ulaşım sistemi olarak hizmete açılmıştır. İlk yeraltı demiryolu ise Türkiye ‘de 1874 yılında Galata – Pera arasında hizmete açılmıştır.Avrupa’nın gerçekleştirdiği büyük projelerden biriside Manş tünelinin altından tünel inşasıyla geçilmesidir. 1987 ‘de başlayıp 1993 yılında tamamlanan, 50.5 km. uzunluğunda, deniz yüzeyinin 100 m, deniz tabanınınsa 40 m altındaki tünelin maliyeti günümüz rakamlarıyla 648 trilyon liradır.
3. TÜNEL AÇIMINDA MÜHENDİSLİK JEOLOJİSİ VE KAYA MEKANİĞİNİN ÖNEMİ3.1. Tünel Doğa İlişkisi- Doğanın açılacak tünele olan etkilerinin bilinmesi gereklidir
- Tünel kaplaması doğanın tüm olumsuz etkilerine dayanacak şekilde olması gerekir
- Açılacak tünelin doğaya olan etkileri
Yeraltında oluşturulan bir boşluk üç tür gerilme ile karşı karşıya kalır;
*Doğal (Birincil, Primer)
*İkincil (Seconder)
*Üçüncül (Tersiyer)
Doğal Gerilmeler üçe ayrılır a) Yerçekimsel (Gravitasyon) gerilmeler
b) Yer altı suyu basınçları
c) Kalıcı gerilmeler
Kalıcı Gerilmeler: Fiziko kimyasal olaylar sonucu (Büzülme, genleşme, kabarma, şişme vb.), tektonizmadan, metemorfizma ve yeniden kristallenmeden, sedimantasyondan vb. oluşmaktadır.

Bir yer altı boşluğundaki gerilme durumu
Yüzeyden “h” derinliğinde bir noktada oluşan düşey gerilme şu şekilde gösterilebilir
3.2. Kaya kütle sınıflama sistemleri İşçilerin tahkimatsız alanda ne kadar süre ile emniyetli bir şekilde çalışabileceklerinin belirlenmesinde
*Tünelin tahkimatsız olarak ne kadar ilerleyebileceğinin belirlenmesinde
*Mühendislerin uygun tahkimat seçiminde
*Optimum delme-patlatmanın belirlenmesinde
3.3. Jeolojik yapıların tünel açılmasına etkileriTabakaların Etkisi: Tünel ekseni yatay tabakalanma ortamında açılmışsa, üniform düşey gerilme oluşur. Tünel ekseni tabakanın doğrultusuna paralel fakat tabaklar eğimli ise yan duvarlarda aşırı gerilme birikmesi oluşur.
Fayların etkisi: Fayların durumu tünel açımında farklı problemlere sebep olmaktadır. Fayların birbirini kesmesi durumunda problemler daha da kompleksleşmektedir. Fay zonlarında kil dolgu bulunduğunda şişme ve kabarma sorunları yaşanabilmektedir. Faylar genelde hidrojeolojik bölge sınırlarını oluşturabilirler. Bu sınırlarda aşırı su yığılmaları oluşabilmekte, tünel keseni burayı kestiğinde tünel boşluğuna su baskını olabilmetedir.
Kıvrımlar, senklinaller, antiklinaller,
3.4. Tünel üzerine gelen basınçlar ve basınç teorileriKohezyonlu zeminler için;
3.4.1. Bierbaumer Teorisi: Bu teori Alp tünellerinin inşaatında geliştirilmiştir.
Burada;
m: Tünel yüksekliği (m)
P: Basınç
b: Tünel genişliği (m)
Φ: İçsel sürtünme açısı
H: Tünel derinliği (m)
3.4.2. Terzaghi Teorisi (1946) : abcd ile gösterilen bir gevşeme zonu oluşacak ve bu kitle tünel içine hareket etmek isteyecektir. ac ve bd sınırları boyunca oluşan kesme kuvvetleri bu hareketi engellemeye çalışacaktır. Yine bu sürtünme kuvvetleri arazi yükünün bir bölümünü tünelin her iki yanındaki kaya kütlesi üzerine aktaracaktır. Tünel tavanı ve yanları sadece geriye kalan yükü taşıyacaktır. İçinde hareketin oluştuğu kaya bölgesinin B1 genişliği, kaya kütlesinin özelliklerine ve tünelin genişliğine (B) bağlıdır.

P=3.10-1.γ.(0,5H+Hp) (kg/cm2)
TÜNELLERİN ETÜDÜ PROJELENDİRİLMESİ VE ZEMİNE UYGULANMASIKazıdan önce yapılan arazi çalışmalarının amacı, saha koşullarını güzergah boyunca belirleyerek bunların aşağıda verilen planlama, tasarım ve inşaat kavramları üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Tünellerin etüdü: Güzergah saptanmadan önce detaylı bir jeolojik etüd yapılmalı ve haritalar çıkarılmalıdır. Daha sonra, havalandırma, drenaj aydınlatma ile birlikte yapıya gelme ihtimali olan basınçlarla, bunlara bağlı olarak kaplamanın cinsi, şekli kalınlığı ve birim maliyeti gibi konularda da ilk etütlerin yapılması gerekir.
1. Jeolojik Etüd
2. Saha Araştırmaları ve Zemin EtütleriJeoloji etüt yapılırken; Birincil, ikincil ve üçüncül gerilme durumları, kayaçların özellikleri (kimyasal, fiziksel ve mekanik özellikleri vb.), kayacın porozitesi, süreksizlikler vb. özellikler belirlenmelidir.
Süreksizlik tanımlamaları*Oryantasyon: Süreksizliklerin eğimlerini ve doğrultularını açı cinsinden tanımlamak kazı ve tahkimatların konumu açısından önemlidir.
*Süreksizlik Aralığı: Kaya kütlesine komşu konumlu iki süreksizlik veya birbirine paralel eklemlerden oluşan bir süreksizlik silsilesindeki iki süreksizlik arasındaki dik mesafedir.
*Süreksizliklerin Devamlılığı: Süreksizliklerin bir düzlemdeki alansal yayılımının göstergesi olup, duraylılığı etkileyen önemli bir parametredir.
*Arın Direnci: Süreksizlikler nedeniyle arının kazılma direncinin tahmin edilmesi de kazı açsından önemlidir.
*Süreksizlik Yüzeylerinin Açıklığı: Eğer süreksizlik yüzeyleri temiz ve kapalı ise, diğer süreksizlik parametreleri jeolojik açıdan yeterlidir. Ancak süreksizlik yüzeylerinin açık olması durumunda bu açıklığın ölçülmesi gereklidir. Bu açıklık boş olabileceği gibi su, gaz yada herhangi bir dolu maddesi ile dolmuş da olabilir.
*Dolgu Malzemesinin Özellikleri: Süreksizliğin karşılıklı iki yüzeyi arasının dolduran ve genellikle kayaç malzemesinden daha zayıf olan malzemedir.
*Süreksizlik Yüzeylerinin Pürüzlülüğü ve Dalgalılığı: Pürüzlülük; bir süreksizlik yüzeyinin küçük ve büyük ölçekte düzlemsellikten sapmasının bir ölçüsüdür. Dalgalılık; düzlemsellikten büyük ölçekteki bir sapmayı ifade ederken, pürüzlülük ise daha küçük ölçekteki sapmaları karakterize eder.
*Süreksizliklerdeki Su Durumu: Bazı durumlarda süreksizlikler arasında su sızıntısı, birbiri ile bağlantılı süreksizlikler boyunca bir su akışı meydana gelir.
*Süreksizliklerin Yönelimi ve Süreksizlik Seti Kavramı: Süreksizliklerin uzaydaki konumları, eğim ve doğrultuları ile tanımlanır.
*Blok Boyutu: Kaya kütlesinin davranışının önemli bir göstergesidir. Süreksizlik aralığı, set sayısı ve yönelim gibi faktörler oluşan blokların şeklini tayin eder.
Yeraltı suyunun etkisinin belirlenmesi-Jeolojik açıdan bakıldığında kayaçların bozuşması ve yeraltı suyu durumu da tünel açılmasında analiz edilmesi gereken önemli parametrelerdir.
-Yer altı sularının toplandığı geçirimsiz tabakalara akifer denir.
Yeraltı suyunun hidrolik karakteristiğinin belirlenmesinde suyun bulunduğu ortamlar, şu bölümlere ayrılabilir.
Mağmatik ve Metemorfik kayaçlarda: Bu tür kayaçlarda düşük permabilite ve porozite söz konusudur. Bu tür kayaçlar içinde su akışı sadece çatlaklar içinde meydana gelir. Poroz akış ise sadece formasyonun aşırı bozunmuş kısımlarında meydana gelmektedir.
Sedimanter kayaçlarda: Sedimanter kayaç ile konglomera, şeyl, kumtaşı, silt taşı v.b. Anlatılmaktadır. Bu tip kayaçlar %10-20 yük sek sayılabilecek poroziteye sahiptir.
Volkanik kayaçlarda: Bazalt ve riyolit gibi kayaçlar soğuma esnasında birçok küçük kırıklar ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu tür kayaçlarda su, oluşum özelliğine bağlı olarak bulunmaktadır. Genellikle kırıklardan su girişi gözlenir. Tüf gibi, porozitesi yüksek ve kırıklı bir yapı gösteren kayaçlarda ise, hem poroz akış hem de kırık akış gözlenmektedir.
Fayların ve Daykları Etkisi: Faylar tünellere su girişine neden olan kaynaklardır. Bu fayların büyüklüklerine göre su girişleri orantılı olmaktadır. Su esas kayaçtan ziyade üzerinde bulunan örtü tabakasında bulunabilir.
Tünelcilik çalışmalarında yeraltı sularının önemi, diğer parametrelere göre daha fazladır. Çünkü diğer parametreler hakkında önceden tahmini bir bilgi elde edilse de, yeraltı suları hakkında böyle bir bilginin sağlıklı olrak elde edilmesi onunla karşılaşana kadar olanaksızdır. Suyun orada olduğu bilinmekte fakat ne şekilde etki edeceği bilinmemektedir.
Su gelirinin etkisi hakkında bir sonuca kesin olarak ulaşılamamasına rağmen, yapılacak modellemelerle tahmini bir su geliri ve tahmini bir etki hakkında bilgi sahibi olunabilir. Bu modellemeler için öncelikle, suyun kaynağı, suyun güzergahı, eğim ve kayacın geçirgenliği bilinmelidir. Bu veriler en azından sistemin sahip olduğu geometri hakkında yeterince bilgi vermektedir. Yaklaşık sonuçlar alınabilecek bu sistemden kesin sonuç beklemek hatalı olur. Çünkü yukarıda sayılan verilerin değişkenliği modelin kesinliğini azaltmaktadır. Örneğin tünel açılacak kayaç hep aynı kayaç olmamakla birlikte, bunların geçirgenliği gibi parametrelerde değişebilir. Yer altı suyu analizleri, aşağıdaki karakteristik tanımlamalara dayanır.
-Fiziksel sistemin tanımı
-Sınır koşulların belirlenmesi
-Hidrojeolojik akım sisteminin karakteristiğinin belirlenmesi
-Hidrojeoloji parametrelerin tahmini
-Analiz metodunun seçilmesi
-Su kaynağının karakteristiğine ve sahanın permabilitesine göre su akışı şu sınıflara ayrılır.
*Poroz kayaç içinden doğruca akış,
*Geçirimsiz kayaç içinde bulunan kırıklardan akış
*Fay breşleri içindeki akış
*Anomaliler içndeki akış (Örneğin kireçtaşı içinde bulunan kanallarda akış)
-Yeraltı çalışmalarında karşılaşılan diğer önemli bir tehlike ise gaz akışıdır.
-Yeraltında sıkça karşılaşılan tehlikeli gazlar; Metan (CH4), Hidrojen Sülfür (H2S), kükürt dioksit, karbon dioksit, karbon monoksit, hidrojen ve radon gibi gazlardır.
YERALTI SUYU ve GAZLARIN KONTROLUTünel İçine Sızıntı: Su tablası altında yer alan tünellere suyun girişi, su tablasının tavan üstündeki seviyesine, eklemlerin aralarına ve açıklıklarına bağlıdır. Islak ortamlar tünelde çalışmayı zorlaştıracağı gibi maliyeti de artırır. Sık sık iş kazalarının meydana gelmesi muhtemeldir. Delme ve patlatma istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Özellikle kullanılacak patlayıcıların, ıslak ortamlarda ateşlemeye uygun olması gerekmektedir. Tünelin kullanıma açılmasından sonra,çok az miktardaki su sızıntıları yaya tünelleri (metro istasyonları gibi) ve ulaşım tünellerinde buzlanmaya neden olabilir. Böylece emniyetsiz koşulların oluşumu ortaya çıkar. Su sızıntıları, mimarsal unsurlara zarar verirken çelik elemanların korozyonuna neden olurlar.Yukarıda özetlenen bu gibi durumlardan kaçınmak için, ne kadar su sızıntısına izin verileceği projenin başında belirtilmelidir. Amerika’da ulaşım tünelleri için bu limit tünelin iç yüzey alanında, 0,2-1,7 lt/gün/m² olarak belirlenmiştir.Stockholm’deki yer altı geçişlerinde bu değer aralığı 1,9-9,5 lt/gün/m² ve Amerika’daki kanalizasyon tünellerinde 2,1-14,8 lt/gün/m² olarak belirlenmiştir. Sızıntı hızları, tünelden drene edilen su miktarının izlenmesi sonucu elde edilebilir.
Tünelden Dışarıya Sızıntı: Tüneller yüksek basınçlı su veya toksik akışkanlar taşıdıkları zaman, tünelden dışarıya sızıntı söz konusu olacaktır. Yer altı mağaralarında eğer kayanın kalitesi yüksek ise atmosferik basınca yakın değerlerde petrol ürünleri kaplamasız olarak saklanır. Eğer kazı su tablası altında ise,yer altı suyunun mağaraya sızıntısı söz konusu olacaktır. Yüksek toksik sıvılar ve yüksek basınç altındaki sıvılar mutlaka geçirimsiz kaplama ile korunmalıdır.Özellikle basınç altındaki suyun sızıntısı tehlikeli sonuçlara neden olmaktadır. Yüksek hıza sahip sular aşındırıcı karaktere sahiptir. Düşük hız fakat orta-yüksek basınca sahip sular kaplamada duraysızlığa neden olurlar. Ayrıca heyelanları da başlatabilirler. Tünel etrafındaki killi zeminler veya eklemlerdeki dolgu malzemeleri şişme eğilimli iseler, şişme basıncından dolayı kaplamalarda çatlamalara ve daha büyük hasarın oluşumuna olanak sağlarlar.
Pompalama ve Su Problemlerinin Çözümü:Karstik kireç taşlarında olduğu gibi su akıntısının fazla olduğu yerler de yüksek kapasiteli pompaj ekipmanı kullanılır. Derinlerdeki sıcak sular, soğuk sulara oranla daha fazla problem yaratırlar. 1950-1955 yılları arasında Kaliforniya’da 10.3 km uzunluğunda bir tünel sedimanter birimlerin içinde kazılmıştır ( Trefzger-1966). Yer altı suyu güncel bir fay zonunda 41 oC ye kadar ısınıp, hızını 580 lt/sn ye kadar yükseltmiştir. Ortalama 180 lt/sn’lik bir akıntı inşaatın 16 ay durmasına neden olurken, bütün enjeksiyon işlemleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İşçiler dirseklerine kadar su içinde çalışarak bu sorunu çözmeye çalışmışlardır.
DuraysızlıklarYüksek hıza sahip sular gevşek veya duraysız kayaçların içinden geçerken, kayaçları aşındırarak eklem açıklıklarının genişlemesine neden olurlar. 1958 yılında Stockholm Metro tünelinde ani ve aşırı su akıntısı fay zonunda dolgu olarak bulunan siltlerin yıkanmasına neden olmuştur. Tünelin üstündeki çakıllı birimden gelen bu suyun hızı 100-170 lt/sn ye ulaşmıştır. Fay zonunun ıslah edilmesi ancak dalgıçlar aracılığıyla mümkün olmuştur ( Morfeldt,1969).Sık sık rastlanan ve ciddi sorunlara neden olan bir diğer problem, tünel aynasının kazılması esnasında küçük miktarda fakat yüksek basınca sahip suyla karşılaşıldığı zaman ortaya çıkmaktadır.Kaliforniya’da , The San Jacinto tünelinin masif granit içindeki kazısında,şafttan sadece 50 m ilerde, aşırı oranda kırıklanmış ve su içeren bir fay yüzeyine, bariyer görevi yapan fay kili içine girilmiştir. Bunun sonucunda tünele saniyede 480 lt su girmiş ve beraberinde yaklaşık olarak 760 m3 kaya molozu taşımıştır. Aynı tünel güzergahında 21 tane benzer fay haritalanmıştır( Thompson,1966).
Su Tablasının DüşürülmesiGerek tünel içine suyun kontrolsüz olarak girmesi gerekse kontrol altındaki su tablasının düşürülmesi, bölgedeki su kaynakları üzerinde olumsuz etkiye neden olabilir. Tünel üstünde yer alan zeminde konsolidasyon ( oturma ) oluşabilir. Bu yüzden çevresel risk mutlaka değerlendirilmelidir. Drenaja ancak tünel içine gelen suyun önemsiz miktarda olup, sübsidansın oluşmasına neden olmayacağı ve su tablasının kalıcı şekilde düşürülmesi esnasında çevresel etkilenmenin oluşmayacağı zamanlarda izin verilmelidir. Bunun yanı sıra inşaat esnasında tünel içine gelen su enjeksiyonla azaltılabilir. Ayrıca, su tablası, sızıntı için daha fazla geçirimsiz bir ortam yaratacak kaplamaların yerleştirilmesine kadar kuyular aracılığı ile beslenebilir.
Gaz TehlikesiDoğal gazlar bazı kayaçların içindeki boşluklarda veya cephelerde bulunurlar. Özellikle metan gazları, zehirli ve patlayıcı özelliğe sahip olmalarından dolayı istenmeyen sonuçlara neden olurlar. Karbon monoksit ve hidrojen sülfür zehirlidirler. Fakat bunların patlayıcı özellikleri yoktur. Karbon dioksit gibi tesirsiz ve hareketli gazlar havalandırmanın yetersiz olduğu zamanlar boğulma etkisi yaratırlar. Gaz içeren formasyonlarda tünel açılacağı zaman araştırma sondajları ile gazların karakterinin ve miktarının belirlenmesi gerekir. Tünel açılması esnasında havadan alınan örnekler analiz edilmelidir. Sigara içilmesinden ve çıplak ateşten mutlaka sakınılmalıdır. İyi havalandırma sistemleri kurulmalıdır.
Tünel İçine Gelen Suyun Tahmin EdilmesiYer altı suları özellikle faylar ve eklemlerden tünel içine girerler. Uzun tünellerde kırıklı ve su içeren zonları kesme olasılığı yüksektir. Tünel açımı esnasında karşılaşılacak su potansiyelinin önceden tahmin edilmesi, muhtemel sorunların büyüklüğünü ortaya koyacaktır. Bunun için, araştırma sahasında jeoloji ve yer altı suyu rejiminin yorumlanması, kaya kütlelerinin hidrolik iletkenliklerinin ölçümü ve jeolojik haritalamanın detaylı yapılması gerekecektir. Eğer kazı esnasında bazı lokasyonlarda ani bir su akıntısı ile karşılaşılacağı tahmin ediliyorsa, ayna kazısı öncelikle küçük sondaj delikleri aracılığıyla yapılmalıdır. Böylece su basıncı ve akıntısının yavaş yavaş azaltılmasına olanak verilir. Daha sonra normal kazıya devam edilir. Tünel içine uzun dönemli sızıntılar için, bölgesel su kullanımının mevcut ve gelecekteki kullanımının değerlendirilmesi yapılmalıdır. New York Metrosu yıllarca çok az miktardaki su sızıntıları altında kullanılmıştır. Fakat zamanla şehirleşme ve tarımın artmasına paralel olarak yer altı su seviyesi yükselmiş ve su tüketimi de artmıştır.bunu sonucunda, tünele giren su miktarında artış gözlenmiştir.
Tünel İçine ve Dışına Giden Suyun KontrolüTünel içine giren veya dışına giden suyun kontrolünde drenaj ve enjeksiyon genelde birlikte kullanılır.
Yeraltı Suyunun Kısa Dönemli KontrolüTünelin inşaatı esnasında, trafiğin emniyetli koşullarda işlemesi için tünel tabanı özellikle kuru tutulmalıdır. Genelde şeyl tipindeki litolojilerin çamura dönüşmesi çok kolaydır. Tünel tabanı kenarlarında açılan hendek ve kuyularda suyun toplanması sağlanarak pompaj yapılmalıdır. İnşaat esnasındaki trafiğin emniyetli koşullar altında işlemesi için, taban duraylı kaya parçaları veya zayıf beton ile kaplanmalıdır.
Orta miktardaki akıntılar, tünel içinden yapılacak pompaj ile kontrol altında tutulabilir. Kaya duvarlarındaki duraysızlığa neden olabilecek düzeydeki yer altı suyu basınçları sondajlarla açılan drenaj delikleri aracılığı ile azaltılabilir.
Uzun Dönemli Su GeçirimsizliğiBir tünel kaplamasız olduğu zamanlar, yer altı suları yol yüzeyine veya demiryolu üzerine akması sonucunda özellikle kış aylarında donmalara neden olmaktadır. Norveç’te lokal sızıntıları önlemek için karayolu tünelleri maliyeti düşük olan oluklu ( kırışık ) alüminyum ile kaplanmaktadır. Böylece sızıntı yapan sular, tünel kenarında bulunan drenlere, daha sonra da tünel dışına aktarılmaktadır. Alüminyum veya fiberglasların arasına kaya elyafı veya polyurethane köpük yerleştirilerek, suyun donması engellenebilmektedir.
Su geçirmez kaplamalı tünellerde, enjeksiyon drenaja oranla daha kullanışlı ve düşük maliyete sahiptir. Sürekli pompaj sistemlerinin uygulaması, yer altı suyunun içeriğine bağlıdır.