Gönderen Konu: Yeraltı Jeolojisi  (Okunma sayısı 8383 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Yeraltı Jeolojisi
« : 02 Mayıs 2009, 13:54:11 »
GİRİŞ

Yeraltı jeolojisinin esas konusunu arzın kabuğu içindeki stratigrafîk, yapısal ve ekonomik değerlerin yorumlanması oluşturur. Böyle bir yorumlamayı yapabilmek için de jeoloğun, öncelikle yer üstünde elde ettiği bilgileri yeraltına aktarması, sonra da yeraltını öğrenmek amacıyla açılan sondajlardan, jeofizik ölçülerinden yararlanması gerekir. Yani yeryüzünde jeolojik harita almak, kesitler çıkarmak gibi her çeşit yöntemleri kullandıktan sonra, ayrıca da jeologun yeraltına ait bilgileri biraraya getirmesi, bunları açıklaması ve bir sonuç çıkarması gerekmektedir. Yeraltı yerüstünün aksine üç boyutlu ve karışık bir mekandır. Ekseriya gerekli bilgileri temin etmek çok güç veyahutta fevkalade pahalıdır. İşte bu güçlükler ve pahalı oluştur ki, yeraltı jeologlarının iyi yetişmiş, bilgili kimseler olmasını gerektirmektedir. Bir yeraltı jeologunun şu bilgilerle donatılmış olması gerekir:

1.   Temel jeolojik yapılan ve stratigrafiyi iyi tanımak
2.   Çeşitli taş tiplerini ve fosilleri iyi tanımak
3.   Çeşitli jeolojik olayları ve plaka hareketlerini iyi yorumlamak
4.   Jeolojik olayları üç boyutta canlandırabilmek ve çizebilmek. Ortografik ve steorografik izdüşüm yöntemlerini iyi bilmek
5.   Problemlerin ekonomik yönlerini anlayabilmek , analiz yöntemlerini bilmek
6.   Bütün bu bilgilerden iyi bir sentez yapabilmek yani yeraltı jeoloğu bütün bu saydığımız hususlar arasında iyi bir ilişki kurabilmeli ve bunları biraraya getirerek bir sonuç çıkarabilmelidir.

Bundan başka jeolog, jeolojik yapının stratigrafiye ve, stratigrafinin de yapıya karşı olan önemlerini anlayabilmelidir. Stratigrafik ve yapısal problemleri çözebilmek için mutlaka taşlan tanımlamak ve aralarındaki ilişkileri anlamak gerekir. Bilhassa jeofizik yöntemleriyle elde olunan daha sonra daha ayrıntılı olarak göreceğimiz çeşitli logları değerlendirebilmek için, bunların ait oldukları taş ve tabakaların litolojisini iyice tanımak şarttır. Yeraltında üç boyutlu çalışmak gerektiği için de gayet iyi bir hayal gücüne, canlandırma yeteneğine gereksinim vardır; analitik ve sistematik olarak hareket edilmesi ve çeşitli hipotezlerin akıldan geçirilmesi gerektir.Yarının jeolojisi büyük çapta yeraltı jeoloğunun elde ettiği bilgilere dayandırılacaktır.

Yeraltı jeolojisinin özellikle petrol endüstrisindeki uygulaması 1925 yılından itibaren hızlı ilerlemeler kaydetmiştir. Jeolojinin birçok alanlarında yeraltı jeolojisi, yerüstü jeolojisinden
çok daha fazla bir önem kazanmıştır. Bilhassa petrol aramaları buna en iyi örneği teşkil eder. Bugün yeraltı jeolojisinden yararlanmadan modern usullerle petrol veya maden arayıp bulmaya olanak yoktur. Eski yıllarda, dünyanın birçok memleketlerinde yerüstündeki yapılan gelişigüzel delerek petrol aramak mümkün olmuştur. Fakat şimdi bu gibi yüzey yapıların adedi gittikçe azalmakta, petrolü daha karışık ve yeryüzünden kestirilmesi mümkün olmayan kapanlar içinde aramak gerekmektedir. Bunu temin edebilmek için de, yeraltı jeolojisinin günden güne gelişen çeşitli yöntemlerini uygulamak gerekmektedir.

Yeraltı jeolojisinde bilinen metodlardan hangisinin kullanılacağı; (a) sondajla kesilen veya jeofizik usullerle incelenen tabakaların cinsine, (b) eldeki alet ve ekipmanın tipine veya istenen bilgilerin cins ve mikdarına ve (c) nihayet bu iş için ayrılmış olan zaman ve paraya bağlıdır. Yeraltı jeoloğu, uygulanması mümkün olan her yöntemi iyice bilmeli ve bunların hangilerinin belirli bir yer için uygulama yeteneği olabilir diye bir fikre sahip olmalıdır. Bütün dünyada her yıl takriben on binlerce petrol veya maden kuyusu açılmaktadır yani sondaj yapılmaktadır. Açılan her kuyudan elde edilen numunelerin petrografik, paleontolojik,  stratigrafik, jeokimyasal, jeofiziksel ve yapı analizlerini yapabilecek yetenekte uzmanlar tarafından incelenmesi ve aşağıdaki konularda birer karara varılması gerekmektedir:
•   Bölgesel korelasyon
•   Litolojik birimlerin sınıflandırılması.
•   İzopak ve paleojeolojik haritaların hazırlanması
•   Fauna ve flora zonlarının ve bunların yaşlarının saptanması
•   Fasiyes değişiklikleri ve yorumu ( bulunan mikrofosillerden yola çıkarak )
•     Petrol ve gaz taşıyan zonların – kapanların - gerek yatay, gerekse düşey doğrultularda
gelişimleri ve nihayet her jeolojik tabakanın eğim ve doğrultusuyla, mevcut yapının bugünkü konuma nasıl geldiğinin, jeolojik evrimin, açıklanması
Eskiden hiç dikkate alınmayan yeraltı bilgileri, bugün petrol aramada en büyük değeri taşımakta ve aşağıdaki problemlerin çözümünde yardımcı olarak kullanılmaktadır:
1.   Petrollü yapının tam olarak sınıflandırılması
2.   Fay ve kırık sistemlerimi! iyi tanınması ve bıınlann petrollü zoniaria olan ilişkisi
3.   Diskordansların yeri ve değeri
4.   Fasiyes değişimleri, fasiyeslerin incelip kalınlaşmaları
5.   Jeofizik bilgilerin yorumlanması
6.   Hidrokarbonların kökeni, göçü ve birikimi
Petrol aramalarında önemli olan bu 6 noktanın dışında, mühendislik jeolojisi, su ve maden aramalarında da yeraltı jeolojisinin aşağıda sıraladığımız konularda birçok yerlerde yardımları bulunmaktadır.
7.   Bina, köprü ve baraj inşaatında ve tünel açmada
8.   Yeryüzü drenaj sistemlerinin geliştirilmesinde
9.   Yeraltı sularının bulunmasında, çeşitlerinin yorumlanmasında ve nihayet
10.   Maden yataklarının bulunması, genişletilmesi ve işletilmesinde.


YERALTI JEOLOJİSİNİN BAZI ÖNEMLİ PROBLEMLERİ

Petrol arama ve işletmesinde yeraltı problemleri çok çeşitlidir, Bunlardan bazılarının çözümü pek basit, fakat diğer birçokları da o nispette güçtürler; uzun ve pahalı etüdleri, çok düşünmeyi ve iyi bir yorumlamayı gerektirirler. Yeraltı, problemi olarak en önemlileri arasında şunlar sayılabilir:
1.   Yerüstü ve yeraltındaki stratigrafik birimlerin korelasyonu
2.   Resif etüdleri
3.   İkincil petrol ve gaz üretimi
4.   Kuyu loglarının yorumlanması
5.   Asitleme ve atış
6.   Sondajlarda çıkabilecek güçlüklerin önceden tahmini
7.   Yeraltı haritalarının çizilmesi (kontur, yapısal, izopak, izokor, izotermal, izosperm, izokron, izopotansiyel, litofasiyes, paleojeolojik gibi)
8.   Diskordanslar
9.   Transgresyon ve regresyonlar
10.   Çeşitli problemler: Çimentolama, muhafaza borusu indirilmesi (casing), delik açma, kurtarma, perforasyon, formasyon suyunun değişimi, porozite-permabilite değişimleri, karot alma ve formasyon testi

Petrol aramalarında ve işletmelerinde çeşitli görevleri bulunan yer altı jeoloğu bir taraftan petrol mühendisi diğer taraftan da idari makamlarla aşağıdaki şemada açıklandığı şekilde sıkı bir işbirliği içinde bulunurlar.



KUYU JEOLOGUNUN GÖREVLERİ

Genel olarak bir kuyu başında sürekli bulunan jeologun görevlerini 2 kısımda toplamak mümkündür;
1.   Bilgi toplamak
2.   Rapor yazmak
Açılan bir sondaj kuyusunun başından sonuna kadar geçirdiği çeşitli aşamaları bu kuyudan elde edilen tüm bilgileri ve sondaj tekniği bakımından da birçok teknik problemleri günü gününe, bazen de dakikası dakikasına takip etmek gerekebilir. Özellikle açılan bir kuyu bir arama kuyusu ise, yani o bölgede açılan ilk kuyu ise her türlü bilgilerin elde olunmasında daha da büyük bir zorunluluk vardır.
Kuyu jeologunun bir arama kuyusunda yapması gereken işleri kısaca gözden geçirelim:

1.   Kuyu numunelerinin alınması, hazırlanması ve laboratuara gönderilmesi

Sondaj işlemi devam ederken kuyu başında görevli jeologun delinip geçilen her tabakayı tanımlayıp tayin yapabilmesi veya yaptırabilmesi gerekir. Sondaj çamuruyla birlikte gelen kırıntıları elek üstünden geçerken belirli aralıklarla almak gerektir. Eğer petrol bakımından ümitli bir tabaka delinmiyorsa, her 3 metrede bir numune petrollü bir tabakaya veya iyi bilinmesi icabeden bir seviyeye gelince de her 1,5 metrede bir numune almak gerekebilir
Çamuruyla birlikte alınan numune derhal ultraviyole lamba ile test edilmeli petrol emaresi olup olmadığı saptanmalıdır (çamur içindeki petrol sızıntıları UV lamba altında kendini derhal belli eder). Ayrıca çamuru yıkadıktan sonra numuneyi kurutup gerekli kutu veya şişelerin içine koyarak üzerine hangi denlilikten geldiği yazılmalıdır. Bir kuyu numunesinin hangi derinlikten geldiğini tahmin edebilmek için kuyudaki çamur dolaşımının hızını bilmek lazımdır. Hatta bazen buğday veya arpa taneleri çamura katarak, bir devir yapmaları için geçen zaman hesaplanmak suretiyle de hız ve derinlik hakkında bir fikir elde olunabilir Şayet sondajda jeolograf aleti varsa derinliği otomatik olarak okumak mümkündür.
Bir sondaj kuyusu ne kadar derine inerse sapmalar vs nedenlerle kuyu numunelerinin hangi tabakadan geldiğini kestirmek o oranda güçleşir. Bir de yumuşak tabakalarda delme hızı fazla olduğunda yüzeyde toplanan kırıntıların hangi derinlikten geldiğini bulmak güçleşir.İşte bu gibi hallerde yapılan derinlik tahminlerini sonradan o kuyuda alman elektrik logu ile karşılaştırmak faydalı olur.
Ultraviyole lambası ile veya CCU (karbon tetra klorür) ile yapılan deneylerden sonra kuyu numunelerinin yukarıda söylendiği gibi yıkanıp etiketlenip korunması veya litolojik ve diğer tayinler için gerekirse laboratuara gönderilmesi lazımdır.

2.   Günlük Kuyu Loğlarının Hazırlanması

Kuyu jeologu açılan bir arama kuyusu devamınca ve sürekli olarak loglar hazırlar. Bunlar arasında litoloji karot numunelerine ait kesitler elektrik profilleri boru imlen yerler formasyon testi yapılan yerler perforasvon yerleri sondajın dikeyden saptığı yerleri, nihayet petrol ve gaz emarelerinin saptandığı derinlikler aydıngere veya hazır log formlan üzerine rapido ile (veya bilgisayar yardımıyla) geçirilir ve gerektiği hallerde ozalit kopyaları çıkarılarak istemleri yerlere yollanır. Kuyu loglarının hazırlanmasında mümkün olduğu kadar aynı işaret ve  renklen kullanmak lazımdır. Bu maksatla hazırlanmış başvuru kitaplarını kullanmak yerinde olur ( örneğin TPAO tarafından hazırlanan “ Kayaçlar, jeolojik harita ve Kesitler için Standartlar ve Simgeler Kılavuzu ” gibi.)

3.   Karot Alma, Formasyon Testi ve Log Çıkarılması İçin Tavsiyede Bulunmak

Arama kuyularından alınan karotlar daima az miktarlarda olur. Zorunluluk olmadıkça derin petrol sondajlarında (maliyeti yüksek olduğu için karot alınmaz. Bu nedenle alman karotların jeolog tarafından iyice yıkanması ve fotoğraflanması, özel surette hazırlanan sandık ve oluklar içme yerleştirilmesi ve böylece korunması ve laboratuara gönderilmesi lazımdır.
Karot alma işi genel olarak jeolog ile idare arasında gizli olarak kararlaştırılır, yetkisiz kimselere gösterilmez. Zira bazen bir kuyu hakkında çok enteresan bilgilerin rakip şirket veya kimselere duyurulmuş olması ihtimali mevcuttur.
Karot alındıktan sonra, bunların gereği şekilde korunması etiketlenmesi ve laboratuara gönderilmesi kuyu jeologunun önemli görevlen arasındadır Özellikle asfalt veya petrol emareleri bulunan numuneler permeabilite ve porozite bakımından etütleri yapılmak üzere iyi korunmalıdır. Şayet numunedeki sıvı doygunluğu (yani petrol ve su içeriği) kaybedilmek istenmiyorsa, derhal kapalı kavanoz içme veya iyice sarılacak bir kursun levhaya konmalı ve derhal parafinle her tarafını kapatmalıdır Bu şekilde numunenin içerdiği sıvılar saklanabilir. Numunede ayrıca fosillerde mevcutsa bunları ayrı bir kâğıt veya torba içme koymak kırılmalarına engel olmak lazımdır.

4.   Petrol ve Gaz Emarelerinin Değerlendirilmesi

Bir arama kuyusunda petrol veya gaz bulunduğu zaman veya formasvon testi yapılırken en rastlanan bu çeşit emareleri gerekli kaplarda toplamak ve analiz için laboratuara sevketmek de kuyu jeologuna düşen bir ödevdir. Çoğu zaman petrolün gravitesini ve kükürt derecesini ölçecek alet veya olanaklar kuyu başında bulundurulur. Petrol numunelerini mümkün olduğu kadar kuyu içinde almağa, yüzeye çıkmadan önce çalışılmalıdır.

5.   Formasyon Testinin Yapılmasına Nezaret Etmek

Bir kuyuda formasyon testinin yapılıp yapılmamasında kuyu jeologunun rolü büyüktür. Onun vereceği bilgiler veya yapacağı tavsiyeler üzerine formasyon testi yapılır. Bu nedenle test yapılırken jeologun da kuyu basında olması ve test işlemim dikkatle izleyerek elde olunan sonuçlan not etmesi gerekir.

6.   Civar Bölgelerde Yapılan Sondajları İzlemek

Kuyu jeologu, aynı zamanda kendisinin de dahil bulunduğu veya başkasına ait ve en civarda yapılan diğer sondajlarla da ilgilenmek zorunluluğundadır. Özellikle yabancı bir şirkete ait sondajlardan elde olunacak bilgilerin mümkün olduğu kadar doğru olarak elde olunmasına gayret etmek rakip şirketlerin verecekleri kasıtlı yanlış bilgileri toplamamak lazımdır.

7.   Sondaj Yerinin Saptanmasında Yardımcı Olmak

Kuyu jeologunun doğal görevlerinden birisi de yeni açılacak bir arama veya üretim kuyusunun yerinin saptanmasına (lokasyon işinde) yardımcı olmaktır. Gerçi sondaj lokasyonu işi aynı zamanda petrol veya sondaj mühendislerinin işi ise de, üzerinde kuyu açılması gereken yapının durumunu da hesaba katmak lazımdır. Sırf teknik yönden olanaklar daha iyidir diye yapının elverişli olmayan bir yerinde sondaj yapılmasına jeolog mani olacaktır.

8.   Sondaj İçin Güçlük Çıkabilecek Tabakaları Önceden Tahmin Etmek

Bir arama sondajında önceden tahmin olunan derinliğe ininceye kadar kesilmesi gereken
formasyonların veya tabaka cinslerinin o sahada ayrıntılı etüd yapan jeolog veya
jeofizikçilerin verecekleri kesitte gösterilmesi zorunludur. Ancak bu kesitler genel
anlamda olduklarından yeni bilgiler geldikçe revizyona tabi tutulması (yanı sık sık
gözden geçirilmesi) özellikle tahmin olunan tabaka kalınlıklarının sondaj ilerledikçe
gerçeğe uydurulması jeologa düşen bir görevdir. Aynı şekilde sondajın gidişme ve
jeologun elindeki tahmini kesite göre bazı önemli tabakaların sondöre önceden haber
verilmesi gereklidir. Mesela suya ve çamur kaçağı olabilecek seviye veya tabakaların
hangi derinlikte ve ne kalınlıkta kesileceğini sondör önceden bilmeli ve ona göre gereken
tedbirleri almalıdır. Keza çok sert matkap aşındırıcı tabakaların delinmesi önceden biliniyorsa, sondor gereken tipte ve sayıda matkapı önceden temin edip bulundurabilir; aynı şekilde sondaj zorlukları yaratması tahmin olunan haller için gerekli tedbirleri alabilir.

9.   Çamurun Tuzluluk Derecesini ve Su Kayıplarını Saptamak

Bir sondaj yapılırken, sondaj çamurunun tuzluluk ve su içeriğini saptamak, delinecek tabaka cinslerine ve yerine göre çamuru ayarlamak gene de sondaj mühendisinin görevidir. Ancak sondaj esnasında çamurda beliren tuzluluk derecesinin değişimi ve su miktarının artışı veya azalışı ile jeologunda yakından ilgilenmesi, bu değişiklikleri kendi hazırladığı kuyu loğu

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #1 : 02 Mayıs 2009, 13:57:03 »
üzerinde not etmesi gerekir. Bu suretle sondajın delip geçtiği formasyonlar hakkında daha doğru bilgiler elde eder ve sondore de favdalı tavsiyelerde bulunur.

10.   Yapılacak Jeolojik Gelişmeler Hakkında Özet Halde Rapor Vermek

Kuyu başında oturan bir jeolog gerek sorumlusu bulunduğu kuyudan ve gerekse civardan topladığı jeolojik bilgilen önceden kararlaştırıldığı şekilde haftalık aylık raporlar halinde merkeze bildirmesi lazımdır. Bu raporların gönderilmemesi veya geç gönderilmesi arama yapılan alanın jeolojik bakımdan değerlendirilmesini geciktirir ve gereksiz yere para ve emek sarfını gerektirir. Özellikle sonucu olumsuz çıkacak bir arama sahası hakkında ne kadar çabuk kesin bilgiler elde olunursa o kadar rasyonel bir çalışma yapılmış olur.

11.   Petrol Mühendisi ile İşbirliği ve Laboratuarlarla Temas

Kuyu Jeologu sondajın başlangıcından sona erene kadar sondajda teknik işlerle sorumlu olan petrol mühendisiyle sıkı bir işbirliği kurmak zorundadır. Bunun bir ekip işi olduğunu aklından çıkarmaması şarttır. Çünkü bilinmeyen yeraltına ait bilgilen temin ancak il sili bütün bilim ve teknik adamlarının sıkı işbirliği sayesinde sağlanacaktır Jeolog ve mühendisin bir sondaj hakkındaki düşünceler çoğu zaman başka başka, hatta birbirine zıt şekilde kendim gösterebilir. Fakat yine de alınan kararların birlikte alınması hiç değilse her iki tarafın düşüncelerinin karşılıklı olarak bilinmesi yararlı olacaktır.
Jeolog daimi ilişki halinde bulunması gereken diğer bir yer de, yeraltı bilgilerinin değerlendirildiği laboratuarlardır. Kuyudan topladığı numuneleri çeşitli analiz ve tayinler için laboratuara gönderme işi jeologa ait olduğuna göre, bunun sonucu olarak bu gibi laboratuarlarla sıkı ilgisi olması da doğaldır.

12.   Elmaslı Cevher Sondajlarının Loglanması, Korelasyonu, Yeraltı İşletmelerinde Galeri
Haritalarının ve Kat Haritalarının Yapılması
Bu konu maden arama dersinde görüleceği için burada tekrarlanmayacaktır.

YERALTI JEOLOJİSİ LABORATUAR METODLARI

Bu bölümde daha ziyade petrol aramalarında büyük önemi olan laboratuarlarda yapılabilen en önemli fiziksel kimyasal analiz veya mineralojik petrografik tayin metodları ve laboratuar teknikleri incelenecektir

1.   Kuyu Numunelerinin Tayını ve Özelliklerinin Belirtilmesi

Yeraltı sondajlarıyla elde edilen numunelerin incelenmesi oldukça yorucu bir işlemdir. İyi tayin yapabilmek için konsantrasyona sabıra, iyi geliştirilmiş gözlem yeteneğine sahip olmak ve yeni geliştirilmiş teknikleri ve bu konuda çıkan yayınları takip etmek gerekir. Ayrıca doğal olarak sondajlardan numune alma tekniği de ıyı bilinmelidir. Numuneleri ve fosilleri incelemek ve tayın edebilmek için laboratuarda diğer aletler yanında bir de bir oküler mikroskop bulunmalıdır. Kuyu numunelerini tayın ederken daima bir sıra takıp etmeli ve bu sırayı hiç degıştırmemelıdır. Şayet tayinlerde izlenen sıra hafizada yer edecek olursa hiç düşünmeden otomatik olarak ve belli bir hızla numune tayını mumkun olur.
Numunelerin tayininde şu sıra takıp olunmalıdır
Taş tipinin (litolojinin) saptanması Örneğın kumtaşı, şeyl, kireçtaşı v.b.
Renk
Taşın Yapısı (ve porozıtesı) Tane büyüklükleri çeşitli kumtaşlarının belirtilmesi, şeyllerde tabakalaşma ve sertleşme dereceleri, matriksin yapısı ve karakterleri karbonatlı kayacların porozıtesınin oranı ve tipi
Çimento, Kalkerli, Silisli, killi v.b.
Mıkro ve makro fosiller bunlardan elde edilen bilgilerle fasiyesler, ortamlar
Hidrokarbon emareleri. Aynı zamanda karbon tetraklorur ile yapılan kesme tecrübesi ve kesme floresansı’nın tahmini
Bunlardan başka her  numuneyi 1/10 luk HCI ile yoklamak bununla kayacın kıreçtaşımı yoksa dolomit mı olacağı yönünde ilk bilgileri elde etmek ilerdeki çalışmaları yönlendirmek yönünden yararlı olabilir. Asit ile işlem gören numunede şayet bir mil dar petrol varsa, bu takdirde taşın köpükleri daha buyuk ve kabarcıklı olurlar.
Bir numunenin incelenmesi sırasında yapılan gozlemlerin en onemlilerinden birisi porozıte varlığının saptanmasıdır. Şayet numunede porozıte saptanmışsa mutlaka porozıtenin tarifi iyi yapılmalı ve ister gözle görünsün isterse görünmesin porozıtesı olan her numune için CCL4 ile (kloroform gibi kokan çözücü ve soğutucu bir madde) kesme tecrübesi yapılmalıdır.

2.   Dentritik (kırıntılı) Mineraller Analizi

Kuyu numunelerinin mineralojik etudunu yapmak için kullanılan yöntemlere genel olarak dentritik mineral analizi denir. Mineralojik etüdler hem makroskopık olarak gözle ve hem
de mıkroskopık olarak yapılmalıdır . Bunlara ek olarak basit kımvasal analizler ve bazı fiziksel testler yanında önceden hazırlanmış solüsyonlarla arazide yapılan basit testler de çok yardımcı olmaktadır.
Kuyu numunelerinin mineralojik tayini yapılırken bazı özelliklerin bilinmesinde ve bunların gerektirdiği bir veya birkaç metodun birden uygulanmasına ihtiyaç duyulabilir. Her zaman her yerde aynı metodu uygulamak mumkun olmayabilir. Çoğu hallerde binoküler ile yapılacak mineral tayinleri yeterli olabilir.
2a.Çeşitli Kuyu Numuneleri ve Özellikleri : Yukarıda da sözü edildiği gibi kuyulardan elde dilen numunelerin elde ediliş şekilleri farklı olduğu için kendilerine göre bazı özellikleri vardır.Rotary sondajda matkap üstten baskı ile aşağıya doğru ilerlemeye zorlandığından aşındırma yoluyla numune elde edilmektedir. Sondaj çamurunun devir yapması ile de kuyu dibinden kesilen taş parçaları yüzeye çıkarılmaktadır. Yeryüzüne çıkarılan bu parçalar sallayıcı tabla üzerinde su verilerek çamurundan ayrılmaktadır,ayrılan parçalar ise belirli aralıklarla alınarak tayin için laboratuara yollanır.Bu yolla toplanan numuneler aşağıdaki özelliklere sahiptir :
. Çimento maddesi az veya hiç olmayan , killi veya şeyli tabaka kırıntıları sondaj çamuru içinde parçalanır.Hatta kısmen de sondaj çamuru içine karışır. Bu takdirde kuyu dibinden yüzeye çıkan numune tabandaki kayacı tam olarak temsil etmeyebilir. Bu sakıncayı önlemek için bazen sondaj çamuru ile birlikte gelen kırıntılar başka bir kap içinde toplanır,iyice çökeldikten sonra çamur yıkanarak geriye numune bırakılır.
. Genel olarak rotary ile açılan kuyularda borulama sondaj tamamlandıktan sonra yapılır. Ancak üst kısımlardaki tabakalarda göçük olması mümkündür.Özellikle çamurun özelliği iyi kontrol altında tutulmazsa göçük olayı çok olur.
. Küçük ve büyük parçalarla,yoğunluğu başka başka olan parçalar ayrı ayrı hızda yukarıya taşınacaklarından,çeşitli seviyelere ait kayaç numunelerinin bir arada karışık olarak yeryüzüne çıkması olasılıdır.
. Matkapla kesilen parçaların yeryüzüne kadar çıkmaları için belirli bir zamanın geçmesi lazımdır. Derinlik kontrolu ve doğrulaması yapılmayan kuyularda numunelerin hangi derinlikten geldiğini tayin etmek güçtür. Genel olarak yapılan bu çeşit bir doğrulamada hata payı % 1 olarak kabul olunur.
. Matkap kırıntıları genel olarak 9 mm den küçük taneler halinde yeryüzüne çıkarlar. Bu da taşın tayininde bazı özelliklerin tam olarak belirtilmesinde büyük engel olabilir.
Darbeli sondajlardan elde edilen numunelerden aşağıdaki özellikleri yüzünden yararlanma olanakları sınırlıdır.
. Genel olarak her darbeli sondajda yukarıdan göçme parçalar bulunur. Bilhassa kesici ağırlığın inip çıkması sırasında tabandan itibaren yukarı doğru 2-3 metrelik tabakaların kırıntıları numunelere karışır. Fakat buna rağmen darbeli sondajla elde olunan numuneler rotary sondajla elde olunan numunelerden daha iyidirler,esas tabakayı daha iyi temsil ederler.
. Sondaj kablosunun uzaması yüzünden sondaj derinliklerinin 5-6 m den daha fazla yanlış olması olasılığı bulunmaktadır. Ara sıra tij sarkıtarak ölçme yapmak suretiyle bu hatayı doğrulamak mümkündür.
. Numuneler genel olarak 9 mm den daha küçüktürler.
. Muhafaza borusu döşenmiş kuyularda elektrik logları almağa imkan olmadığı için,numune etüdlerine  yardımcı bir yöntem yoktur.
. Darbeli sondajı yapan sondörler genel olarak rotary makine sondörleri kadar dikkatli değillerdir.Numunelerin çıkarılmasında ve korunmasında birçok hatalar işlenebilir.
Numunelerin Gözle veya Binokülerle İncelenmesi   
Kuyu numunelerini incelerken hem gözle (makroskopik),hem de binoküler mikroskopla çalışmak gerekebilir.Aşağıda tayin edilmesi gereke özellikler kısaca açıklanmıştır.
Renk  : Renk tayini yapılırken, herkes kendine göre rengi tarif eder,bu yüzden de aynı bir numunenin rengi çeşitli kimseler tarafından başka başka söylenebilir. Bu renkleri yayınlanmış renk skalaları üzerinden yapmakta yarar bulunmaktadır.
Tane Büyüklüğü  : Genel olarak wentworth tarafından hazırlanan tabloya göre yapılmaktadır.İzafi olarak numuneleri kaba,orta,ince,çok ince,kriptokristalin gibi terimlerle belirlemek yerine Wentworth tablosundan ölçülmüş büyüklüklere göre mm cinsinden tanımlamak daha gerçekçi olacaktır.

Şekil ve Yuvarlaklık : Bu da numune tayinlerinde önemlidir ve birbirine karıştırılmamalıdır. Şekil dendiği zaman daha ziyade her bir tanenin çaplarının orantısı akla gelir; yuvarlaklık ise, tanelerin köşelerinin ve kenarlarının açılı oluşudur.Tane şekillerini
               Prizmatik : tane uzunluğu genişlik veya kalınlığın 1,5-3 katı olursa
               Tablamsı : tane uzunluğu veya genişliği  kalınlığın 1,5-3 katı olursa 
               İğnemsi : tane uzunluğu, genişlik veya kalınlığın 3 katından fazla  olursa
               Plakalı  : tane uzunluğu ve genişliği,  kalınlığından 3 katı veya daha fazla olursa
Yukarıdaki terimlerle tanımlamak yararlı olur.
İncelenen numunelerde tanelerin yuvarlak veya köşeli oluşları bazen önem taşır. Yuvarlaklık oranı genel olarak aşınma ve taşınmanın oran ve derecesini gösterir. Köşeli olan tanelerin ise, pek taşınmadıkları ve taze kırılmış parçalar olduklarını gösterebilir. Köşeli ve yuvarlak taneleri bir arada içeren bir taş ise iki ayrı kökenden gelme tanelerin olduğuna işaret eder.
Yüzey Yapısı : tanelerin parlaklığı ve yüzeyinin engebesi ile ilişkilidir.Donuk, parlak terimleri ile birlikte düz yüzlü, kaba yüzlü gibi terimler bu amaçla kullanılabilir.
Yönelme : tanelerin akış veya birikme doğrultularını ifade eder. Örneğin kuvars tanelerinin uzun eksenleri bu tanelerin içinde oluştuğu nehrin akış doğrultusunu gösterir.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #2 : 02 Mayıs 2009, 14:03:10 »


Bileşim : Sedimanları oluşturan 100 kadar mineral bulunmakla beraber bunlardan ancak 20 tanesi taşların içinde % 1 den fazla görülür. Bu 20 kadar mineral iyi bilinirse taşları aşağıdaki diyagramda olduğu gibi göstermek mümkün olabilir.

Porozite ve Porozite Çeşitleri : bakımından da numuneleri mikroskop altında iyice incelemek gerekir.Rezervuar etüdlerinde porozitenin önemi çok büyük olduğundan üç yönden ele almak gerekir.
1.Gözeneklerin mikdar ve büyüklük bakımından dağılımı
2.Her bir gözeneğin geometrik şekli
3.Birbirleriyle bağlantılı olan gözeneklerin oluşturdukları şebekenin geometrik şekli
Porozite kayaç içerisinde mevcut olan boşluk alanlarının kayanın tüm hacmine oranının bir ifadesidir. Karbonat kayalarında porozitenin kökeni, kavranması, yok edilmesi ve dağılımının yorumlanması hidrokarbon arama ve üretim çalışmalarında oldukça etkilidir.
Oluşum ve kökenleri açısından poroziteyi birincil ve ikincil olarak ayırabiliriz.

Birincil Porozite Çeşitleri                                    İkincil Porozite Çeşitleri
Tane arası                                                                       Kristal Arası
Tane içi                                                                          Kalıp porozite
Büyüme Çatısı                                                                Kovuk porozite
Gözlü ve Sığınak                                                             Kanal porozite
Çökelme sırasında oluşur.                                                Çatlak porozite
                                                                                   Breşik porozite


Çökelme sonrasında erken süreçten geç sürece kadar etken olabilen çeşitli diyajenez                                                                     evreleri sırasında meydana gelir.
 
Poroziteyi mikroskop altında etüd edebilmek için çeşitli metodlar kullanılmaktadır. Gözenekler bir plastik, mum – parafin veya Kanada Balzamı ile doldurulursa ince kesitte gözenekler kolaylıkla incelenebilir. Bunun yanında taramalı elektron mikroskopu da bu iş için kullanılabilir.


3.   Ağır Mineraller Analizi

Yoğunlukları 2.85 – 3.50 arasında olan minerallere ağır mineraller denir. Az mikdarlarda bütün kumlar ve kumlu kalkerler içinde bulunurlar. Ağır mineraller arasında en çok görülenler turmalin, zirkon, granat, staurolit, ve çeşitli piroksen ve amfiboller’ dir.
Ağır mineralleri saptamak için onların önce kuvars ve diğer taş yapan minerallerden ayırmak lazımdır. Bunun için numune önce öğütülür. Öğütülen numunenin 100 gr kadarı bir gece su içinde bekletilerek sonra su sifonla çekilip kalan kısım  % 3-4 lük HCI içinde 10 dakika kaynatılır. Böylece karbonatlı ve demir oksitli kısımlar eritilmiş olur. Numune 1000 cm3  lük  beher camı içine konur ve su ile doldurulur. Karıştırıldıktan ve 1 dakika çökelmeye terkedildikten sonra üstteki emülsiyon su berraklaşıncaya kadar yavaş yavaş çekilir. Böylece killi ve siltli parçalar da uzaklaştırılmış olurlar. Bundan sonra numune elekler üzerine konarak tanelerin birbirinden iyice ayrılmaları sağlanır.



Bu elek üstü malzeme ucu lastik borulu ve kıskaçlı cam bir huni içine konarak yoğunluğu 2,88 – 2,91 arasında olan Bromoform, 2,95 olan Tetrabrometan, 3,35 olan Metilen İyodür, 3,28 – 3,55 olan Klein Solüsyonu gibi ağır sıvılar içine konurak ara ara karıştırılır.
Taneler çökeldikten sonra huninin ucu açılır ve dibe çökmüş olan ağır taneler başka bir huni içindeki filtre kağıdı içine boşaltılır. Tanelerle birlikte gelen sıvı aşağıya süzüldükten sonra kağıt üzerinde kalan ağır taneler birçok defa alkol ile yıkanır. Üstte kalan hafifi mineraller ve sıvı başka bir filtreli huniye boşaltılır. Keza hafifi minerallerde alkolle yıkanır. Ağır ve hafif mineraller fırında kurutulur ve alkollü ağır sıvıdan ağır sıvı ayrılmak üzere saklanır.
Ayrılmış ağır mineraller 2.5 x 5 cm boyuttaki lam üzerine kanada balzamı ile yapıştırılarak, numune numaralandırılıp incelenmek üzere saklanır. Mikroskop veya binokülerde bilinen tekniklerle tayinleri yapılır.
Ağır Minerallerin Kullanılışı    : Genel olarak incelenen iki numunede başka başka ağır mineraller varsa farklı kökenlere sahip oldukları düşünülür. Aynı bir mineralin çeşitleri arasında büyük orantı farkları varsa genellikle başka başka kaynağa işaret ederler. Bir sediman içindeki ağır minerallerin tipleri bunların hangi kökenden geldiklerini gösterebilir :
Örneğin andalusit, staurolit ve silimanit gibi mineraller metamorfik bir kökene işaret ederler. İlmenit, zirkon, rutil, apatit, olivin, titanit, ve bazı turmalinler muhtemelen nagmatik bir kökenle ilişkili olabilir.
Çok yuvarlaklaşmış herhangi bir ağır mineral, sedimanter kökenle ilişkilidir.

4.   Erimeyen Kalıntı Analizi

Asitler içinde erimeyen, geriye kalan taş kırıntılarına verilen addır. Genel olarak eritmek için HCI kullanılır. Asitlerde erimeyerek geriye kalan kırıntıların içinde kil, pirit, jips, anhidrit ve glokoni gibi maddeler varsa da daha ziyade kuvars, çeşitli çakmak taşları (kalsedon, opal, çört gibi ) ve bir de alüminyumlu malzemeler önemlidir; kolerasyonu kuvarslı seviyeler ( veya çörtlü seviyelere ) dayandırarak yapmak çoğu kez sonuç verebilir.
Erimeyen kalıntıların saptanmasında ana malzemeyi kuyu numuneleri, karot veya mostradan alınan örnekler oluşturur. Darbeli sondajlardan alınan numuneler, göçük malzeme karışma oranı az olduğu ve geçilen seviyeleri temsil edici örnek toplandığı için, daha çok tercih edilir. Bu amaçla alınacak 10 gr kadar numune yeterli olmaktadır.

Numune önce % 10 – 50 lik HCI ‘ de eritilir, geri kalan yıkanır, kurulanır etiketlenerek saklanır. En fazla ayırtman özelliğe sahip numuneler çörtlerdir. Doku, renk, saydamlık, parlaklık ve kristalleşme derecesi gibi özellikler çörtlerin birbirinden ayrılmasını ve iyi bir korelasyon sağlar.
Kalıntıların etüdü litolojik tayinlerde bir yardımcı olarak kullanılır. Erimeyen kalıntıların birçoğu genel olarak yatay yönde yaygınlık gösterip düşey yönde ise çabuk değişebilir. Bu itibarla korelasyon için iyi bir araçtır. Kalıntılar klastik koşulları, deniz tabanı ortamını, akıntıları ve civar kara kütlesinde hüküm süren koşulları anlatırlar. İyi bir korelasyon için numune aralıkların çok fazla olmaması ve 80km den fazla aralıklarda yapılacak korelasyonlarda dikkatli olunması gerekir.
İnce tabakaların korelasyonu güçtür. Buna mukabil kalın-masif kalker tabakalarını bu teknikle etüt ederken bunları belirli zonlara ayırma olanağı vardır. Bu nedenle kalkerli formasyonların korelasyonunda bu teknikten çok yararlanılmaktadır.

5.   Çökelme Oranlarının Saptanması

Bu yöntemde esas amaç ince taneli ve killi ve milli tabakalardan alınan örneklerin bir sıvı içinde çökelme derecelerini saptamaktır. Sıvı içinde çöken parçaların adedi değil, fakat çökelme oranı ve aynı zamanda çökelten suyun elektrik rezistivitesi ölçüsü bakımından değeri önemlidir. Bu yolla elde edilen sonuçları korelasyon için kullanmak mümkündür. Bu yöntem için örnekler önce iyice kurutulduktan sonra 120 meşlik elekten geçilir. Sonra bu ince toz 2.6 inç (6,5 cm) çapında 4 ayak (125 cm) yüksekliğindeki cam tüp içine dik durumda ve aşağıdan basınçlı hava verecek şekilde monte edilir. Tüp içine 2 lt su doldurulur ve kil numunesinden de 100 gr alınarak içine atılır. Aşağıdan verilen hava ile bu kil - su karışımı 15 dakika müddetle karıştırılır. Bundan sonra her 5 dakikada bir tabana çöken malzemenin yüksekliği bir kağıda not edilir. Ayrıca tüpteki su düzeyinin 2 ayak (60 cm) altında ve yarım inç aralıklarla yerleştirilmiş iki elektrod vasıtasıyla suyun rezıstıvıtesı ölçülür ve not edilir.
Çökelme yüzeyinin yüksekliği korelasyon için iyi ip uçları verebilir. Ayrıca aynı cins olan killerde de birbirine benzer rezıstıvıte değerleri elde olunduğundan bu özellik de korelasyon için yarar sağlayabilir.

6.   Su Analizleri

Stratigrafik veya tektonik kapanlar içinde birikmiş petrolle birlikte hemen daima bir miktar su bulunur. Bulunuş şekli yönünden bir durgun su olan bu tip sular, ekseriya yüzey sularından tamamen değişik bir bileşime sahiptirler.
Sondajlarda ve üretim yapılan petrol veya gaz sahalarında karşılaşılan suların tanınması ve korelasyon yapılması sayesinde petrol endüstrisine büyük yararlar sağlanmıştır. Korelasyon yapabilmekteki esas dayanak noktası, belirli bir zona ait suların aynı bileşimde veya hiç değilse çok az değişmiş olduğudur. Bu nedenle yeni üretime geçen sahalarda formasyonlardan gelen suları dikkatle incelemek ve numune alarak su analız yaptırmak gerekir. Aynı bir petrollu seviyenin veya zonun suları bazen geniş mesafeler içinde derişiklik göstermez, dolayısı ile sondaj yapılırken herhangi bir zon veya seviyeden elde edilen suyu analız yapmak suretiyle ve civarda bilinen diğer sularla karşılaştırılarak o zonu veya seviyeyi bulmak mümkün olabilir.
Formasyon sulan: İlksel tuzluluğa sahip sular, ikincil tuzluluğa sahip sular, ilksel alkalen sular ve ikincil alkalen sular olmak üzere 4 tipe ayrılabilir. Primer tuzluluk bütün doğal sularda zaten mevcuttur.

7.   Mikropaleontolojik Tayinler

Kuyu korelasyonunda kullanılan en geçerli yöntemlerden biridir. Fosillerin belirli yaşları göstermeleri ve bunlar içinde yaşadıktan sonra yok olmaları tabaka ve formasyonlarda karşılaştırma ve korelasyonunda çok büyük rol oynarlar. Hatta paleontolojik veya mikropaleontolojik yollardan doğru bir korelasyon yapma olanağı varsa aynı amaç için kullanılan diğer bütün yöntem ve tekniklerden vazgeçilebilir. Ancak paleontolojik veriler bulunmadığı veya yeterli olmadığı hallerde diğer yöntemlere başvurulur.
Mikrofosiller sayesinde formasyonları çeşitli zonlara bölmek ve ayrıntılı bir şekilde etüd etmek mümkündür. Mikropaleontologdan gelen laboratuar raporunda yalnız fosil adları değil bu fosillerin hangi ortamlarda yaşamış olduklarının belirtilmesi de istenir. Bu sayede etudu yapılan sedimanların ne gibi ortamlarda ve hangi koşullarda çökeldikleri, petrol bakımından ümitli olup olmadıkları tahmin edilebilir.
3 turlu mikrofosil mevcuttur a)Hayvan  b) Bitki   c) Kökeni belli olmayan
En fazla görülen hayvan mikrofosilleri arasında
Foraminifer’1er
Radiolaria’1ar
Ostrakod’1ar
Konodont’1ar bulunmaktadır.
En çok işe yarayan bitkisel mikrofosiller arasında da
Nanno Plankton ‘1ar (Kokolitler -mıkro' algler)
Şarofit’1er
Diatome’1er
Spor ve Pollen’1er sayılabilir.
Yukarıda sayılanlar arasında en faydalı olanları nannoplanktonlar ve foraminiferlerdir

Bu fosillerin sahil yakını, sahil açığı, sığ su, derin su ve abisal ortamlarda yaşayan türleri bulunmaktadır. Bununla beraber denizel foraminiferlere karşı hem denizel hem de karasal ortamlarda bulunan spor ve polenlerin belli bir avantajı söz konusu olabilir.

LABORATUAR TEKNİKLERİ

Petrografik mikroskop çalışmaları sırasında karbonat minerallerini optik özelliklerine göre birbirlerinden ayırmak zaman zaman güçleşir. Çoğu zaman da yer altı jeoloğu kuyu karotlarını veya numunelerini incelerken aragonit ile kalsit veya dolomit, kuvars feldspat ve bazı kil mineralleri arasında ayırım yapmak zorunda kalır. Bunun için bazı solüsyonları parlatılmış kesit (veya taş) yüzeylerine sürmek suretiyle belirli mineralleri çabucak saptamak mümkündür. Bu ayırımı kolaylaştırmak için bazı boyama teknikleri kullanılabilir. Örneğin dolomit mineralini, kalsit ve aragonit minerallerinden ayırmada yaygın olarak Alizarin Kırmızısı (Alizarin Red S) karışımı kullanılır. % 2 lik HCI ve Alizarin kırmızısının soğuk karışımından elde edilen bu boyama tekniğinin uygulanması durumunda kalsit ve aragonit kırmızıya boyanırken dolomit herhangi bir renk değişimi göstermez veya çok hafif olarak pembemsi bir renk alır. Bu yolla tayin olunan minerallerin taş veya numune içindeki dağılış oranı dolayısı ile korelasyon olanağı elde edilmektedir. Böylece dolomit ve kalsitin oransal ilişkileri ile dolomitleşmenin derecesi de belirlenebilir.
Karbonat kayalarında uygulanan laboratuar teknikleri, makro ve mikro incelemeler olmak üzere iki ana başlık altında incelenebilir. Bu teknikler bölüm sonundaki tabloda özetlenmiştir. Makro incelemeler, kuyu karot/kesinti ve saha örneklerinin çıplak gözle veya binoküler mikroskop altında renk, sedimanter yapı ve tane -  doku ilişkilerinin incelenmesini kapsar. Mikro incelemelerde karbonat kayalarını oluşturan bileşenlerin incelenmesi, fosil bileşenlerin morfolojik ve mineralojik dokularının tariflenmesi, çimento -mikrit ilişkileri ile porozite ve diyajenetik süreçlerin belirlenmesi ve mikrofasiyes düzeyindeki çalışmaların yürütülmesinde yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir. Bu tür incelemeler, hem daha fazla zaman alır hem de daha pahalıdır. Mikro incelemelerde yaygın olarak kullanılan yöntemler kayacların ince kesit ve öğütülmesi ile elde edilen tozlarının kullanılmasına dayanan, Petrografik analizler taramalı elektron mikroskop ve elementel analizler (SEM/EDS) ile X- Işınları Difraksiyon yöntemleridir.

Petrografik Yöntemler

İnce kesit yöntemi petrografik analizlerde uzun yıllardan ben yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yöntem, kaya örneklerinin ince kesilmiş bir plsksının cam lam üzerine parlatılmış yüzeyi yapıştırılarak 20- 30 mikrona kadar inceltilmesi ve bu üst yüzeyinin parlatılmasıyla hazırlanan ince kesitlerin petrografik mikroskop altında incelenmesi olarak tanımlanabilir. Porozite ve
diyajenez çalışmalarında daha ayrıntılı bilgi için, incelenecek kaya örnekleri ince kesit yapımından önce vakumlu ortamda mavi boyalı reçine ile doyurulur. Boyalı reçine doyurulmasındaki temel amaç, kaya içindeki boşlukların doldurularak görünür hale getirilmesidir (TPAO Yayın No.24) Bu yöntem ile gözeneklerin tipi, yüzdesi, dağılımı, morfolojisi ve geometrisi gibi özelliklerin saptanması, mikro gözenek ve mikro çatlakların belirlenmesi ile porozite ve permeabilite arasındaki ilişkilerin yorumlanması gibi gibi konularda faydalar sağlanır.

•   Kesme- Parlatma Yöntemi

Saha çalışmaları sırasında alınan örnekler üzerinde dokusal özelliklerin ayrıntılı olarak incelenmesi mümkün değildir. Karbonat kaya örneklerinde yeterli dokusal incelemelerin yapılmasında kullanılan en pratik yöntemlerden biri, saha veya karot örneklerinin tabaka düzlemine dik kesilerek ve parlatılarak incelenmesi işlemidir. Kaya örneği 5-10 mm kalınlığında ve ihtiyaca göre 5- 10 cm2 lik alanı içerecek şekilde plaketler halinde hazırlanır ve bir yüzeyi 400- 600- 1000 gritlik aşındırma tozu ile kademeli olarak düzgün bir yüzey oluşana kadar parlatılır. Bu işlem sonrasında, karbonat kayalarının iç doku ve yapısal özellikleri daha belirgin bir hale getirilerek çıplak gözle veya binolüler mikroskop altında incelenir. Aynı işlem karot örnekleri üzerinde de yapılabilir. Bu durumda, karot boydan boya ya da istenilen boyutlarda kesilerek yukarıdaki işlemler tekrarlanır.

•   Asetat Film Yöntemi

Asetat film yöntemi k arbonatlardaki doku, çimento kireç çamuru ve biyojenik bileşenlerin iç
yapılarının ayrıntılı olarak çalışılmasına olanak sağlayan yöntemlerden biridir. Kesilmiş ve
parlatılmış el örnekleri, % 10 luk HC1 ile 3-5 saniyelik zaman süresi içinde hafifçe aşındırılır.
Daha sonra asit ile aşındırılmış yüzey üzerine saf aseton dökülür ve mce asetat filmi arada
hava boşluğu kalmayacak şekilde aşındırılmış yüzeye yerleştirilir ve 15 dakikalık beklemeden
sonra, asetat filmi alınarak iki cam arasına konur. Elde edilen asetat film üzerinde kaya
örneğinin birçok dokusal özellikleri ortaya çıkar. Bu özelliklerin gerek makroskopik gerekse
mikroskopik yöntemlerle incelenmesi ile önemli bilgiler sağlanabilir. Ayrıca, istenildiği takdirde birçok özellikler fotoğraf kâğıdı üzerine de aktarılabilir.

Floresan Mikroskop Yöntemi

Floresan mikroskop yöntemi, petrografik mikroskoplara monte edilen floresan ışık düzeneği ve yardımcı filtreleri yardımıyla elde edilen özel bir ışık demeti kullanılarak yapılan bir çalışmadır. Bu yöntemde, ince kesit ya da parlatılmış kaya örnekleri üzerinde çalışılır. Bu yöntem, karbonat kayalarında yoğun diyajenez sonucu yok edilen ilksel dokunun belirlenmesi, porozite-fasiyes ve porozite-diyajenez ilişkilerinin tanımlanması ve

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #3 : 02 Mayıs 2009, 14:13:03 »
yorumlanmasında kullanılır.

Katod - Lüminesan Mikroskop Yöntemi

Bu yöntem düşük enerjili elektron demetinin, ince kesit veya parlatılmış kaya örneği üzerine gönderilerek  farklı   lüminesan  yansımaları   elde  etme ilkesine dayanır.Bu  yöntemin uygulanmasıyla, kalsit ve dolomit kristalleri üzerinde görülecek lüminesan zonlanmaları kristallerin büyüme evreleri ve bu evrelerde ortamda bulunan elementel bileşimler konusunda bilgi sağlanabilir. Bu zonlanmalar Mn4"* ve Fe"1^ elementlerinin varlığı ile ilişkili olarak değişir. Bu elementlerin varlığına göre de çökelme ortamındaki deniz suyunun Eh- pH koşulları ve bunu kontrol eden işlevler hakkında yaklaşımlar yapılabilir.
Taramalı Elektron Mikroskop (SEM) ve Elementsel Analiz Yöntemi
Karbonat kayalarının incelenmesi sırasında yararlanılan diğer bir teknik de SEM ile yapılan çalışmalardır. Karbonat kayalarının SEM’ deki incelemeleri 4 ana grupta toplanabilir.
1.Tane Tipi, gözeneklerin geometrisi ve dağılımları
2.Dokusal özelliklerin belirlenmesi
3.Elementel ve mineralojik bileşimlerin ve dağılımının saptanması ve
4.Bozunma, taşınma ve diyajenez olaylarının incelenmesi
SEM’ de incelenen karbonat kayasının mikroyapısal özellikleri ekranda doğrudan görülebilir. İnce kesitte sadece iki boyutlu görülen taneler ve boşluk alanları burada üc boyutlu olarak yerinde incelenebilir. Böylece, gözeneklilik ve geçirgenlik gibi rezervuar özellikleri ve bu özellikleri oluşturan olası etkenler daha ayrıntılı olarak yorumlanabilir. SEM ile birlikte çalışan Enerji Dağılımlı X- Işınları Mikroanaliz Spektrometresi (EDS) ile incelenmesi istenilen tane ya da nokta üzerinde mikro düzeyde ve kısa sürede kalitatif ve kantitatif kimyasal analiz yapılabilir. Bu yöntemle, mineraller elementel bileşimlerinden ya da kristal morfolojisinden tanınabilir. Ayrıca, diğer yöntemlerle belirlenemeyen cins ve mikdarlardaki mineraller de saptanabilir.
Kırıntılı ve otijnik killer, opak mineraller, çeşitli nadir ve aksesuar mineralleri bunlara örnek olarak verilebilir. Üç boyutlu görüntü taşınmış taneciklerin yüzey morfolojilerinin tanınmasına ve taşınmasındaki işlevlerin yorumlanmasında yardımcı olur. Görüntüdeki ayrıntı ve derinlik, tanelerin birbirleriyle olan ilişkisini daha iyi ortaya çıkarır. Böylece diyajenez olayları hakkında önemli sonuçlara ulaştıracak ipuçları sağlar.

X- Işınları Difraksiyon Yöntemi

Karbonat kayalarının mineralojik bileşimlerinin % hacım olarak saptanmasında yarı kantitatif tümkaya X- ışını analiz yöntemi güvenle kullanılabilir. Yöntemin esası, öğütülmüş kaya örneğinden çekilen X- ışını difraktogramında yer alan değişik minerallere özgü piklerin konum ve şiddetlerinden yararlanılarak yapılan değerlendirmelere dayanır (arkadaki şekile bknz.)
Petrografik mikroskop gözlemleriyle yeterince saptanamayan mineraller ve özellikle de dolomitleşme oranı, bu yöntem yardımıyla kolayca belirlenebilir. Genel mineralojik amaçlı çalışmalarda, öğütülmüş örnek 2- 600 1er arasında taranır. Dolomitleşme oranının saptanması için ise 26-34 0  ler arasının taranması yeterlidir. Bu açılar arasındaki taramanın amacı kalsit’in 20=29,43 0 deki d 04 ve dolomitin 31.20 “ deki d 04 piklerini elde etmektir. Söz konusu piklerin şiddetlerinin oranları kullanılarak, Tennant- Berger (1957) Kalibrasyon diyagramı yardımıyla dolomitleşme oranı %95 duyarlılıkla saptanabilir.



KALSİT ARAGONİT VE DOLOMİTİ BİRBİRİNDEN AYIRT ETMEK İÇİN
KULLANILAN BOYAMA TESTLERİ


1.   Minerali Kobalt Nitrat içinde 15 dakika kaynatın (Meigen Testi)

Kalsit değişmeden kalır.
Aragonitli kısımlar pembeye boyanır.
2.   Minerali Ferrık Klorıd solüsyonu ıçmde 15 dakika kaynatın (Lemberg Testi)

Kalsit pembeye boyanır.
Dolomitin rengi değişmez.
3.   Alizarin Kırmızısı (S) solüsyonunu mineral üzerine damlatın.
Kalsit kırmızıya boyanır.
Dolomitin rengi değişmez.

Bu kalsitin diğer minerallerden asitlerde daha fazla çözünür olmasından ileri gelir.
4.   Alizarin Kırmızısı (S) %30’luk NaOH ile karıştırıp, mineral üzrine damlatın.
Kalsitin rengi değişmez.
Dolomit mora boyanır.
5.   Gümüş sülfat manganez sülfat karışımı (Fiegles Solüsyonu)’ndan oluşan solüsyonun
birkaç damlasını numune üzerine damlatın.
Kalsitin rengi değişmez.
Aragonit birkaç dakika sonra kararır.




KORELASYON

Korelasyonun Tarifi ve Genel Bilgiler

Yeraltına ait her türlü bilgilerin biraraya toplanması yeterli değildir; bunları sınıflandırmak incelemek ve sonuç çıkarmak lazımdır. Böyle bir durumda yeraltı jeoloğuna düşen ilk görev, öncelikle Stratigrafik Sütun Kesidi’nin hazırlanmasıdır. Bir sondaja veya yeraltına ait jeolojik bir kesitte bütün sedimanter birimlerinve eğer mevcutsa diskordansların ve bindirmelerin belirtilmesi zorunludur. Bundan sonra korelasyona geçilmelidir.
Korelasyon demek, karşılıklı ilişkilerin saptanması, yani ilişkilendirme demektir. Bunun ıçm iki stratigrafikbirimin birbirinden çok uzak olsalar dahi, birbirine benzeyen veya yaş bakımımdan eşit olan kısımları ayırdedilir ve iki birim arasında bir ilişki kurulması sağlanır. Böyle bir ilişkiyi kurmadan esas amaca ulaşma, yanı yeraltında saklı-gömülü yapılan veya hidrokarbon birikimlerinin en uygun olduğu yerleri bulma olanağı yoktur. Korelasyon şu üç tip stratigrafik birimden birisi üzerine dayandırılmış olabilir (Şekil):
1.Litostratigrafik veya “ kayaç birimleri “
2.Biyostratigrafik veya paleontolojik birimler
3.Zaman- Stratigrafik veya zaman- kayaç birimleri (kronostratigrafik)
Başka bir deyimle; korelasyon ya litolojik, yahut biyolojik veyahut da jeolojik zaman benzerlikleri üzerine dayandırılabilir. Gerçek stratigrafik korelasyon yalnız yaş bakımından yapılan korelasyon ise de özellikle petrol jeolojisinde litolojik veya zaman- kayaç birimleri üzerine yapılacak korelasyonlar da yararlı olmaktadır. Bu nedenle bu üç birim hakkında biraz açıklama yapmak gerekecektir.

1.Litostratigrafik Birimler

Mostralardan ve kuyulardan gelen bilgiye dayanır. Litostratigrafik birimler dendiği zaman objektif kriterlerle tanınabilen belirli yaş veya tabaka kütleleri akla gelir En önemli kayaç ünitesi “ Formasyon” dur. Formasyonlar da gruplar halinde biraraya gelebilirler. Veyahut ta bir formasyon “üye” ve “ tabaka” lara bölünebilirler. Görüldüğü gibi bir formasyonu oluşturan özelliklerin her biri korelasyon için kullanılabilir ve bunları aşağıdaki gibi Fiziksel ve Paleontolojik Özellikler olarak gruplandırmak mümkündür:

a)Fiziksel Özellikler     b)   Paleontolojik Özellikler
Litolojik benzerlik                          Karakteristik fosiller
Tabakaların devamlılığı              Paleontolojik sıralanış
Stratigrafik istifdeki yeri              Paleontolojik benzerlik
Litolojide düzenli değişme
Elektrik log benzerlikleri
Radyoaktivite
Sonik log özellikleri
Yapısal gelişme


Paleontolojik veya elektrik logları veyahut ta radyoaktif logları yerine göre çok uzak mesafeler içinde dahi korelasyonda kullanmak mümkün olabilir. Bununla birlikte litolojik korelasyon, ancak adı geçen tabakaların yayıldığı alan-havza dahilinde geçerlidir.

2. Biyostratigrafik Birimler

Biyostratigrafide mostra ve kuyu bilgilerine dayanır. İçinde fosil topluluklarıyla karakterize olan tabaka kütleleridir. Esas Ünite “zon” veya “biyozon”dur. Bunlar da kayaç birimleri gibi, çoğu zaman aynı bir çökelme havzasında ilişkilendirilebilirler, bunun dışında pek mümkün olmaz.
Paleontolojik birimlerin kayaç birimlerine bağlı olmaları zorunlu değildir, birbirlerinden ayrı olabilirler. Ancak çökelme sırasındaki ortam koşullarının hem kayaç birimlerini ve hem de paleontolojik birimleri aynı şekilde etki altında bırakmış olmasının muhtemel olduğu yerlerde iki birimin paralel olarak geliştiği görülür. Çökelme dönemindeki ortam koşulları hassas fosil gruplarının varlığını ve korunmasını etkileyebilir ve diyajenez/metamorfizma önemli biyostratigrafik bilgilen tahrip edebilir.
Paleontolojik zonların saptanması, karakteristik mikro fosillerin varlığına bağlıdır. Genel olarak değişik fosil grupları yerine aynı fosilin değişik türlerinin bulunduğu hallerde korelasyon daha kolaylaşır.

3. Krono-Stratîgrafîk Birimler

Belirli bir zaman aralığında çökelmış sedirman kütleleridir. Era, sistem, seri, kat, grup formasyon gibi bölümlere ayrılırlar. Örneğin
a) 1. Zaman (Paleozoik) Tabakaları - Era/Üst Sistem
b) Devoniyen devri tabakaları - Devir/Sistem
c) Oligosen Serileri - Seri/Devre
d) Liyas (Çağ’ı) tabakaları - Kat/yaş

Krono- Stratigrafik birimler sınırları gözle görülmeyen düzlemlerdir. Ancak bazen bu düzlemler diskordanslarla belirtilmiş olabilirler. Genel olarak bir Krono-Stratigrafi birimi içinde kil, kireçtaşı ve kum gibi çeşitli kayaç tipleri bulunabilir; bunun sınırı litolojik birimleri de kesebilir yani her zaman kayaç birimlerinin sınırını takip etmez. Bunların esas yararı havzalar, bölgeler hatta kıtalar arası korelasyon olanağını sağlamasıdır. Bir istifin Kronostratigrafik yorumu, ki bu yolla belli bir zaman diliminde etkin olan jeolojik işlemler sonucu, sedimanter  fasijeslerin dağılımı ve doğası anlaşılabilir. Bu nedenle kronostratigrafik yorum litostratigrafik yorumlar, biyostratigrafi ve sismostratigrafi üzerine inşa edilmelidir.
Bir sonraki sayfadaki şekilde olduğu gibi Kronostratigrafik diyagram bir istifdeki sedimanter fasiyesler arasında ilişki kurmada yararlı bir yoldur. Bu ilişki kurulduktan sonra petrol birikimi ile ilgili portansiyel kaynak, rezervuar, takke kaya bilgilerine ulaşılabilir.



Korelasyon'un Amaçları

Her ne kadar yukarıda açıkladığımız gibi korelasyonun esas amacı yer altı yapılarını ve petrollü zonları bulmak ise de, bu önemli amaç dışında daha birçok problemin de çözümünde kullanılabilir. Kullanıldığı yerler arasında;
1.   Karışık jeolojik kesitlerin hazırlanmasında
2.   Yerüstü ve yeraltı yapılarının karşılaştırılmasında
3.   Değişik zamanlarda oluşmuş kayaçların değerlendirilmesinde
4.   Jeolojik tarihçenin aydınlatılmasında
5.   Diskordansların tanınmasında
6.   Çökelme ortamlarındaki değişikliklerin açıklanmasında
7.   İzopak ve litosfer değerlerinin kullanılmasında
8.   Doğal kaynakların aranması ve geliştirilmesinde
9.   Kuyu yeri için, borulama için, formasyon testi için ve kuyu terk edilmesi için

Korelasyon Yöntemleri

Korelasyon yapabilmek için elde bulunan verilerin cins ve miktarına göre çeşitli yollardan hareket etmek mümkündür. Bunların en önemlileri aşağıda verilmiştir.
Stratigrafik sütün içinde belirli, karakteristik kılavuz formasyonların bir yerden diğer yere doğru yanal olarak izlenmesi. Bunu yapabilmek içinde kılavuz tabaka ile bunun altındaki ve üstündeki tabakaları iyi tanımak gerekir.



Her durumda paleontolojik kontrolun bulunmaslı (Hadım - Bozkır yöresindeki Permokarboniferin biyostratigrafik kılavuz seviyesinin 300-400 Km platform karbonatları şeklinde Darende - Sarız bölgesine kadar devam etmesi gibi) zorunludur.


Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #4 : 02 Mayıs 2009, 14:28:04 »
4.   Kıtalar arası korelasyon : Burada litolojik korelasyon söz konusu olamaz, yalnız paleontolojik korelasyon söz konusudur. Kıtalar arasında jeolojik zaman1ar bakımından bazı korelasyon mümkün olmuşsa da küçük denizler (Miyosen, Oligosen, Eosen) için henüz bir şey yoktur.

Korelasyon Güçlükleri

Korelasyon yaparken karşılaşılan güçlükler oldukça fazladır. Bunlar arasında en önemli olanlarını şöyle sıralayabiliriz;
• Mostralar çoğu zaman devamlı olmaz , kesik kesik olurlar.
• Tabakaların litolojisi ve kalınlığı yanlara doğru değişebilir.
• Kılavuz seviyeler ( ince bir kömür seviyesi,nummulitli bir resifal kireçtaşı seviyesi gibi) arasındaki aralıklar değişebilir.
• Tanınmayan fay veya diskordanslar olabilir.
• Litolojik ve paleontolojik kontrolü temin edecek kesit yokluğu
• Zaman – kayaç ve formasyon terimlerinin yokluğu ve karışıklığı
• Literatürden yanlış olarak çıkarılmış veya yorumu yapılmış bilgilerin varlığı.
Korelasyon,  yer altı jeolojisi yorumlamasının esasıdır. Korelasyon ne kadar iyi yapılabilirse yorumlama da o oranda iyi olur; bunun için de korelasyon mümkün olan en yüksek doğrulukta ve ayrıntıda yapılmalıdır. Kuyulardan yeni bilgiler alındıkça önceki korelasyon ve yorumlar gözden geçirilip sürekli yenilemeye tabi tutulmalıdır.
Sahada ilk kuyu açıldıktan sonra yapılacak işlerin başında aramacılar tarafından yapılmış bulunan “stratigrafik profil”in ne kadar gerçeğe uygun olduğunu araştırmak gelir.
Fay ve aşınma sonucu meydana gelen tabaka boşluklarını – lakünleri - Paleontoloğun saptaması mümkündür. İki veya üç kuyu açıldıktan sonra, daha fazla ayrıntılı bilginin gelmesiyle fay veya diskordanslar arasında ayırım yapılabilir.



Korelasyon uygulamaları sırasında, dikkatli bir karşılaştırma yapıldığı takdirde çoğu zaman gereğinden fazla korelasyon noktaları elde edilebilir. Bunları yer altı kılavuzları olarak kullanmak suretiyle stratigrafik kesitlerin daha ayrıntılı hale sokulması yalnız litolojik korelasyonla yitirilmemesi yerinde olur.
Kumların tabanı ve tepesi, her zaman iyi bir klavuz oluşturmayabilir, düzensiz olabilirler ve belirli zaman aralığını temsil etmeyebilirler.Her ne kadar bunlar iyi bir jeolojik çalışma,yapabilmek için yeterli değillerse de, her bir kum biriminin ayrı olarak araştırılması için veya bir rezervuarın tepe ve tabanını çizebilmek için gerekli olabilirler.
‘’Şeyl kılavuzları’’ , kum/ şeyl formasyonlarında en iyi korelasyon aracıdırlar ve en iyi şekilde büyütülmüş ‘’normal rezistivite logları’’ndan elde edilirler.




SP logu eğrileride bu tip kılavuzları gayet iyi şekilde verebilirler. Şeyl kılavuzları çoğu zaman bir petrol sahası içinde ve sahanın uzak bölgelerinde de belirgin şekilde devamlı olabilirler.
Karbonatlı kayaçların birbiriyle korelasyonu kırıntılı kayaçlardan daha zordur.
Korelasyon yaparken yalnızca korelasyona önem vermeli, yapısal görüşleri akla getirilmemelidir. Yapısal yorumlar korelasyon haritaları üzerinde gösterilmelidir.Öncelikle grupların veya büyük birimlerin korelasyon olanaklarından yararlanılmalı ayrıntılara sonra girilmelidir. Logların duvara asılması ve bunlara belli bir uzaklıktan yağlıboya tablo seyreder gibi karşılaştırmalı bir bakış, korelasyon yapmada çok faydalı olabilir. Yalnız birbirine yakın kuyular arasında korelasyon yapmamak, inceleme alanındaki bütün diğer kuyular arasında da korelasyon yapmak lazımdır.
Korelasyonun yalnız bir yönde değil, bütün yönlerde geçerli olmasına dikkat etmek gerekir. Panel diyagramlarıyla bunu kontrol etmek en iyi yoldur.
Korelasyonun esas amacı stratigrafi, ilişkilendirilebilir tabaka ve kılavuz seviyelerin saptanması, olduğu için kılavuz seviyelerin derinlik rakamlarını –yüzeyden itibaren bu seviyelerin hangi derinlikte kesildiğini gösterir korelasyon haritası (derinlik tablosu ) ilerdeki çalışmalar için önemli bir gereçtir. Çünkü derinlik rakamlarıyla, harita ve kesitleri hazırlamak da mümkündür.
Korelasyondaki boşluklar faylar ve diskordans düzlemlerinide ortaya koyacaktır. Bir rezervuar formasyonundaki kalınlık değişimi minimum ve maksimum kum gelişmesini gösteren "Kum Kalınlık Haritasl" çiziminde kullanılabilir. Bu şekilde sondaj için az veya çok elverişli lokasyonlar saptanabilir.
Korelasyon fasiyes değişimlerini de gösterebilir. Örneğin bir kumdan bir şeyle yanal geçiş veya gözenekli resif kayacının, gözenekli olmayan formasyonlar tarafından , çevrilmiş olması ve dolayısı ile birikme sınırlarını veya bir kapan'ın kapanışını göstermesi gibi.
Diskordanslar korelasyonu karıştırabilir. Diskordansı örten tabakaların korelasyonunda bir zorluk çıkmasına mukabil diskordans altındaki tabakaların korelasyonu sırasında –eğer açısa1 bir diskordans söz konusu ise zorluklar çıkabilir.






DEĞİŞİK LOG YÖNTEMLERi VE LOGLARLA KORELASYON

Petrol aramacılığında cevap yerilmesi gereken sorular 9unlardlr :
• Rezervuar nerede ve hangi derinliktedir ?
• Kalınlığı nedir ?
• Ne tür bir kayaçtır?
• Porozitesi ne kadardır ?
• Ne tür bir sıvı içerir (su, gaz, petrol) ?
• Ne kadar üretilebilir ?
• Alansal dağılım nedir ?
Rezervuar kayaçlarda sıcaklık ve basınç;, akışkanlarının vizkositesini ve rezervuar içindeki fazlarını belirleyen en önemIi faktörlerdir. Normalde üretim esnasında, sıcaklık çok fazla değişmemesine rağmen, basınç üretime bağlı olarak zaman içinde düşer.
Petrolün varlığının ve üretilebilirliğinin belirlenmesinde açık kuyu logları kullanılarak yapılacak gerek kantitatif hesaplamalarda gerekse kalitatif değerlendirmelerde kayaç porozitesinin ve rezistivitesinin, formasyon suyu ve sondaj sıvısının rezistivitelerinin bilinmesi gerekmektedir. Bunlar ya doğrudan ölçüm1erle ya da ölçü1en bir fiziksel parametrenin yorumlanması sonucu elde edilir.
Log yorumunda beIirlenmesi gereken en önemli parametreler porozite (Phi), su doygunluğu (Sw) ve permeabilite (k)'dir. Bunlardan ilk ikisi petrolun hacminin, permeabilite ise üretim oranının belirlenmesinde kullanılır.



A.POROZİTE

Porozite jeofizik loglarla doğrudan ölçülerek elde edilen bir parametre değildir. Bunun için densite, sonik ve nötron logları ile formasyonun farklı fiziksel parametreleri ölçülür ve bunlardan porozite değeri hesaplanarak bulunur. Bir sedimanın gözenek hacmi ya mutlak porozite yahutta etkin porozite olarak ifade edilebilir :
¢m = (Kütlesel hacim-Katı hacim/kütlesel hacim) x 100 Mutlak.porozite
¢e = (Bağlantılı gözenek hacmi kütlesel hacim) x 100 etkin porozite
Etkin porozite rezervuar incelemeleri sonucu bu1unur. Farklı kayaç tipleri farklı gözenek geometrisi ortaya koyarlar.
Belli başlı porozite tipleri arasında;
1. Boşluklu (boşlukların tanelerden daha geniş olması durumunda)
2. Taneler arası
3. Tane içi veya hücresel (tanenin kendi içinde, kavkılı malzemeler gibi)
4. Tebeşirimsi
Dolomitleşme boşluklu veya kristallerarasl porozite oluşturmasl bakımından önemlidir.Geniş boşlukJar oluşturarak poroziteyi geliştirebilir fakat birbirine kenetli kristal1er oluşturarak değerini düşürülebilir de.Dolomitleşme çözülme ile ilişkili boşlukların artması ve gömülme sonrası kırılmanın derecesine bağlı olarak bazen geçirgenliği önemli ölçüde arttırabilir.
Gömülme daha ziyade kırıklı porozite ile sonuçlanır. Sahile yakın sedimanlar (sabkalar,  kalkarenitli olaj sedimanları) tanearası porozite oluşturur. Başlıca kumlar  ve resifler halinde olan platform kenarı sedimanları çok güzel boşluklu, tane içi ve tanearasl porozite türleri oluştururlar. Karbonatlı havza çamurları çok yüksek ilksel poroziteye sahiptir fakat gömülme ve sıkılaşma sırasında kaybederler.
Çözülme genellikle poroziteyi ve geçirgenliği geliştirir.
Breşlenme yoluyla kırılma, faylanma ve eklemlenme geçirgenliğin artmasına yardımcı olur. Yeniden kristallenme mikritik malzemenin daha iri krista11ere dönüşmesi sonucu geçirgenliği arttırır.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #5 : 02 Mayıs 2009, 14:36:11 »
Geçirgenlik veya hidrolik iletişim bir ortamı sıvıdan nakletme özelliğinin bir ölçüsüdür.
Darcy denklemine göre tarif1enir:
Q = KA (dP/dI) burada
Q birim zamanda nakledilen akım hacmidir
A enine kesit alanıdır
dP/dl ise mesafeye bağlı basınç gradyanıdır.
Geçirgenliğin değeri yalnız kayaç özelliklerine bağlı değil aynı zamanda içinden nak1edildiği ortamın özel1iklerine bağlıdır.
Pekişmiş kumlarda ortalama porozite % 10-15, pekişmemiş kumlarda % 30 veya daha fazla, killer ve şeyl1erde ise % 40 kadardır. Çökelme esnasında taneler arasında oluşan birincil porozitenin yanısıra çökelme sonrası yeraltl sularının ya da tektonik olayların sonucu oluşan ikincil porozite'ler de vardır. Karotlarda yapılan porozite ölçümleri porozitenin bulunmasında diğer bir yöntem olmasına karşın loglarda olduğu gibi derinliğe karşı sürekli bir porozite değeri elde edilemez ancak bir kıyaslama olması açısından yararlıdır.
Çok kaba bir tanımla yüksek etken porozitelerde yüksek permeabilitenin var olduğu kabul edilir. Ancak şeyllerde yüksek porozite olduğu halde permeabilite son derece düşük, masif fakat çatlaklı karbonat kayaçlarında ise porozite düşük olduğu halde permeabilite yüksektir.

POROZİTE ÇEŞİTLERİ

Porozite çeşit1erini incelerken numuneleri mikroskop altında iyice incelemek gerekir. Rezervuar etüdlerinde porozitenin önemi çok büyük olduğundan üç yönden ele almak gerekir.
1. Gözeneklerin miktar ve büyüklük bakımından dağılımı.
2. Her bir gözeneğin geometrik şekli.
3. Birbirleriyle bağlantılı olan gözeneklerin oluşturdukları geometrik şekil.







Ornatma sonucu gelişen dolomitlerde, geride kalmış olan kalsit tatlı su diyajenezi sonucunda  Çözünerek ortamdan uzaklaştırılır. Netice de dolomite yüksek oranlarda billurlararası porozite
oluşur. Eğer tatlı su çözünme mekanizması etkinliğini uzun süre sürdürür ise, kanal ve erime boşluğu tipi porozitelerde gelişebilir ve kayanın porozitesi ve permeabilitesi daha da artabilir.Ancak, dolomitleşme devam eder ve ksenotopik dokuya geçiş olursa, porozite oluşmadan kaya masif hale dönüşür.



mağara büyüklüğünde olabilir. Kovuk porozite, karbonat kayalarda yaygın olarak gözlenebilen önemli petrol ve gaz rezervuarlarının kapanlayıcısı olarak bilinmektedir.
Kanal Porozite: 01uşum mekanizrnasl kovuk porozite ile benzer olup boşluk geometrisinin farklı oluşu ile ayrılır ($ekil 88). Kanal porozite, kayadaki birincil ve ikincil boşluk alanlarını etkili drenaj (akaçlama) özelliği nedeniyle üç boyutta birbirlerine bağlayabilir. Neticede, rezervuar kayasının hem porozitesi ve özellikle de permeabilitesi yükselebilir. Kanal porozite şebekesinin oluşmasl sonucunda kalıp ve tek ye boşluk alanlarının birbirlerine bağlantısı sağlanarak rezervuar koşullarının iyileştiri1mesi gerçekleşir. Aksi takdirde, yiiksek kalıp ve kovuk porozitenin varlığına rağmen gözenekler arası bağlantının zayıf olması nedeniyle rezervuar kayada permeabilite sorunu olacaktır.



Kireçtaşlarında ise basınç etkisi altında çoğunlukla basınç erimesi, stilolitleşme ve yönlenme gibi olaylar oluşur. Çatlak porozite rezervuar kayada tek başına görülebileceği gibi diğer porozite tipleri hep beraber de bulunabilir. Çatlak porozite, rezervuar kayalarda çeşitli yönlerde oluşabilir ve özel1ikle permeabiliteyi arttırması nedeniyle de rezervuar şartlarını iyileştirici rol oynar.
Breşik Porozite (Breccia Porosity): Yoğun tektonik streslerden etkilenen ve yaygın çatlak oluşumları sunan karbonat kayalarında, çatlak zonlar boyunca ilerleyen tatlı su girişleri olabilir. Böyle durumlarda, çatlak zonlarında ilerleyen çözünme mekanizması ile breşik görünümlü bir doku sonucunda taneler arasında porozite şebekesi oluşabilir. Bu tür poroziteye breşik porozite denir.


B. REZİSTİVİTE

Bir kayacın rezistivitesi elektrik akımına gösterdiği dirençtir. Akım kayacın gözeneklerinde bulunan formasyon suyu içinde erimiş olan tuzJar tarafından iletilir. Dolayısı ile kayacın porozitesi arttıkça ya da formasyon suyunun tuzluluğu arttıkça rezistivitesi düşer. Formasyon içine doğru en derin okuma rezistivite ölçümlerinden elde edilir.

C. SU VE PETROL DOYGUNLUKLARI

Formasyon petrol ya da gaz içermesi halinde Formasyon rezistivite Faktorü (F) ve Formasyon Suyu Rezistivitesi olan Rw' nun yanısıra Sw' nun da bir fonksiyonudur. Sw porozite içindeki su %'si olup % 100 suya doygun bir kayaçta Sw 1'dir. Hidrokarbon doygunluğu ise "Sh= (l-Sw)" olarak ifade edilir. Kayaç içindeki leapiler etkilerden dolayı alınamayan suya "kalıcı su doygunluğu", aynı şekilde gaz veya petrol içeren bir rezervuarda porozite içinde kalıp alınamayan hidrokarbona ise "kalıcı petrol doygunluğu" denir. Rezervuarda üstte petrol altta su olması halinde genellikle birinden diğerine dereceli bir geçiş vardır, bu zona geçiş zonu diye tanımlanır ve düşük permeabiliteli rezervuar kayaçlarda geçiş  zonu daha uzun, yüksek permeabiliteli kayaçlarda ise kısadır.

LOGLAR VE KULLANIM ALANLARI
A.SP LOGU VE PRENSİBİ


SP logu formasyon suyu ile iletken sondaj çamuru ve şeyl'in etkileşimi sonucu oluşan elektriksel potansiyeli ölçer. Bu log kuyu içinde hareketli bir elektrodla yüzeydeki sabit potansiyelli bir elektrotun elektriksel potansiyellerinin farkının derinliğe göre kaydıdır.
($ekil.l ).
Şeyller karşısında SP logu hemen hemen düz bir çizgi şeklindedir ve bu "şeyl baz hattı" olarak tanımlanır. Geçirgen tabakalar karşısında SP logu bu baz hattından sağa (+) veya sola (-) doğru sapar, kalın tabakalar karşısında  bu sapma sabit bir değere ulaşır ki bu değer "kum hattı " diye tanımlanır. Eğer formasyon suyu tuzluluğu çamur filtresinin tuzluluğundan fazla ise sapma sola dogru (-) olur tersi ise sağa doğru (+) sapma olur.
Şeyl baz hattının log üzerindeki yeri yorum açısından önemli değildir, genelde log mühendisleri SP sapmalarının log üzerinde görülebilmesini sağlayacak şekilde SP ölçeğini ayarlarlar. SP milivolt (mV) olarak ölçülür.

Kuyuda iletken çamur  olmaması halinde SP logu alınamaz çünkü bu durumda SP elektrodu ile formasyon arasında elektriksel süreklilik sağlanamaz. Ayrıca formasyon suyu rezistivitesi ile çamur filtresinin rezistivitesi birbirine eşit olursa SP sapması görülmez.

SP LOGUNUN KULLANILDIĞI YERLER

• Gözenekli ve geçirgen tabakaların belirlenmesinde,
• Tabaka sınırlarının belirlenmesinde ve korelasyonunda,
• Tabaka kirliliği hakkında kalitatif bilgilerin edinilmesinde,
• Litoloji bulunmasında
• Formasyon suyu rezistivitesinin (Rw) bulunmasında.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #6 : 02 Mayıs 2009, 14:44:07 »



Formasyon içindeki radyoaktif elementler (Th, K, U) atom çekirdeklerinden devamlı olarak radyoaktif  a-, γ-,  x- ışınları yayarlar. Bu ışınlar formasyon içindeki atomlarla çarpışırlar, bu çarpışma sonucu sürekli enerji kaybeden ışınlardan Gamma Işını Logu i1e yalnız enerji seviyesi 0.04 - 3.2 MeV olan gamma ışınları özel dedektör1er tarafından sayılabilir. "Sintilasyon Sayacı" şu anda en yaygın kullanılan dedektör tipidir. Bu dedektörde bir sintilasyon kristali bir de ışığa duyarlı tüp bulunur, saydam (NaI) kristaline çarpan gamma ışınları burada anlık parlamalara sebep olur ve bu ışık enerjileri loga hassas hücrelerden oluşan tüpe çarptığında buradan ortama elektronlar yayılır (Şekil 2). Bu temel prensipteki olay farklı aşamadaki yükselticilerden geçtikten soma dedektörler çevresindeki gamma radyasyonunun bir göstergesi olarak ölçülüp, kaydedilebilen bir elektron akımı elde edilir. Bu dedektörle, ortamdaki gamma ışınımları  % 50-60 oranında sayılabilir, ancak yüksek sıcaklık sayısında düzensizliğe neden olur. Dedektörler tarafından yapılan bu sayının formasyonun yoğunluğu ile ilgilidir. Birim hacimde eşit oranda radyoaktivite içeren iki formasyondan yoğunlugu daha az olan daha fazla radyoaktivite gösterir.

GR LOGUNUN KULLANlLDIĞI YERLER

• SP logunun kullanılmadığı yerlerde şeyl tabakalarının belirlenmesinde (yüksek rezistiviteli zonlarda Rmf=Rw olmasl halinde, iletken olmayan çamurun varlığında, boş
kuyularda, muhafaza borusu arkasında)
• Formasyon içindeki şeyl miktarını yansıtır, bazı yerlerde şeyl miktarının kantitatif olarak hesaplanmasında
• Potasyum ve Uranyum gibi radyoaktif minera11erin bulunmasında, uranyum çökel1erinin bulunmasında kullanılır ancak GR sapması ile uranyum zenginliği arasında doğrudan bir ilişki yoktur.
• Kömür tabakası gibi radyoaktif olmayan minerallerin yayılımının bulunmasında
• Korelasyon amacı ile özellikle muhafaza borusu arkasında da alınabildiği için CCL (Casing Collar Locater) ile birlikte kuyu içinde perfore yapı1acak aralığın belirlenmesinde, açık kuyularda alınan loglarda derinlik korelasyonunda
• Diğer bir özel amaçlı kullanım ise uzun süre üretim yapan eski kuyularda formasyon suyunun büyük oranlarda geçtiği zondaki radyasyon seviyesinin be1irlenmesi (yükselir).

Kuyu tamamlama çalışmalarında faydalı bir bilgidir.

C. NGT LOGU (NATURAL GAMMA RAY LOG) VE PRENSiBi

GR logunda olduğu gibi  NGT logu da formasyonun doğal radyoaktivitesini ölçer. Ancak ondan farklı olarak üç radyoaktif elementin (Th, K, U) doğal olarak yaydıkları gamma ışınlarının  enerjilerini ölçerek kayaç içindeki yüzdelerini de belirler. Doğadaki gamma ışınlarının büyük bir kısmı üç radyoaktif izotop' un başka izotoplara dönüşmesi esnasında oluşur. Bunlarda K40 elementinin yarılanma yaşı 1.3 x 109 senedir, U238 elementinin 4.4 x 109 sene, Th232 elementinin 1.4 x l030  senedir. Potasyum Ar40 'a dönüştüğünde 1.46 MeV gama ışını yayar, toryum ve uranyum ise denge1i bir izotop oluşturana kadar ara aşamalarda birçok izotop oluşur. Dolaylsı ile bu izotopların oluşması esnasında farklı enerjilere sahip birçok gamma ışını  ortama yayılır ve geniş bir enerji spektrumu oluşturulur.



NGT LOGUNUN KULLANILDIĞI YERLER

• Kuyular arasında korelasyon yapılmasında
• Diğer loglardan killerle ilgili elde edilen verilere tamamlayıcı bilgi sağlanması
• Kil tiplerinin ayırt  edilmesinde, kil hacminin bulunmasında; böylece kaynak kayacın  çökelim ortamı, diyajenez ve petrofizik karekterleri (yüzey alanı, gözenek yapısı vb) gibi. bir takım özelliklerin belirlenmesinde,
• Özellikle kompleks litolojilerde, diğer radyoaktif mineralleri belirleyerek gerçek litolojilerin bulunmasında,
• Stilolit, çatlakve uyumsuzlukların belirlenmesinde ,
• Uranyum (uranyum madenlerinde), potasyum (evaporitlerde) ve organik , hidrokarbon potansiyelinin belirlenmesinde,
• Fasiyes ve çökelim ortamlarının bulunmasında radyoaktif minerallerin aranmasında ve yorumlanmasında
• Daha önce üretim yapan bir alanda açılan kuyularda yeraltı suyunun hareketini göstermede uranyum değerleri iyi bir veridir. Ayrıca geçirgen zonlarda uranyum değeri geçirgenliği daha az olan yerlere oranla daha yüksektir.

D. SONİK LOGU VE PRENSİBİ

En basit şekliyle aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi sonik aleti ses sinyalleri üreten bir kaynak ile bu sinyali formasyondan dönerken kaydeden bir alıcıdan ibarettir.




SONİK LOGUN KULLANILDIĞI YERLER

• Su doygunluklarının hesaplanabilmesi için porozitenin bulunmasında,
• Litolojinin belirlenmesinde,
• .Gazlı zonların belirlenmesinde,
• Sismik değerlendirmelerde kullanılmak üzere formasyondaki hızların belirlenmesinde
• Bazı alanlarda aşırı basınçlı zonların belirlenmesinde,
• Korelasyon maksadıyla,
• Çatlaklann belirlenrnesinde,
• İkincil porozite bulunmasında.

DENSİTE LOGU VE PRENSİBİ

Densite logu temelde porozite bulunmasında kullanılır. Prensipte formasyon içine orta enerjili gamma ışınları gönderen bir kaynak ve bir çift dedektörden ibarettir. CDL logunda formasyonun elektron yoğunluğu ölçülür. LDT logunda ise buna ilaveten formasyonun fotoelektrik (Pe) özellik1eri de ölçülür. Pe formasyonun litolojisi, elektron yoğunluğu ve porozitesi ile ilgilidir.
Densite logunda içinde radyoaktif kaynak bulunan kısım kuyu cidarına yaslanarak Formasyon
içine orta enerjili gama ışınları gönderir. Bu γ. Işınları  yüksek hızlı  parçacıklar olup formasyon içindeki elektronlarla çarptıklarında bir kısım enerjilerini kaybeder1er, sürekli devam eden bu tür  çarpışmaya " Compton Scattering ’’ Compton saçılması denilir. Bu şeki1de çarpışma sonucu sürekli enerjilerini kaybeden ışınları kaynaktan belli bir uzak1ıkta bulunan dedektörler tarafından sayılırlar. Sayılan bu  γ- ışınlarının çok olması formasyonun elektron yoğunluğunun az olması demektir. Bu durumda densite logu düşük olur, (RHOB gm/cc) porozite ise bununla ters orantılıdır, yani bu zon yüksek orantılı demektir.
 


ters orantılıdır, yani bu zon yüksek orantılı demektir. Formasyonun yoğunluğu fazla ise, formasyon gönderilen gama ışınları elektronlar tarafından tutulacağı için dedektörler tarafından sayılan gama ışın sayısı azalacak ve porozite skalasında sunum yapılan densite logu porozite düşük gösterecektir.

DENSiTE LOGUNUN KULLANILDIĞI YERLER

• Su doygunluğu için gerekli porozite bilgisinin sağlanmasında
* Diger loglarla birlikte kullanılarak litoloji belirlenmesinde
• Diğer porozite logları ile birlikte kulanılarak gazlı zonlarm belirlenmesinde
• Şeyl hacminin be1irlenmesinde kul1anılır.


F. NÖTRON LOGU VE PRENSiBi

Nötronlar hidrojen atomu ile ayrı kütlede fakat elektriksel olarak nötr parçacıklardır. CNL logu temelde formasyonun içine yüksek enerjili nötronlar gönderen bir kaylak ve formasyon içinde hidrojen atomları ile çarpışarak enerji kaybeden bu nötronları sayan bir dedektörden ibarettir. Nötron porozitesi formasyonun içerdiği hidrojen atomu yoğunluğu ile doğru orantılıdır. Bu yüzden bu loga hidrojen indeks logu da denir (Şekil-5). CNL logu formasyondaki hidrojen atom1arının yoğunluğunu ölçerek gözenekli formasyonların sınırlarının belirlenmesinde porozitelerinin bulunmasında kullanılır.



Böyle bir çarpışmadan sonra nötronların bir kısmı bu hidrojen atomları tarafından tutulur bir
kısml da enerji kaybederek yavaşlarlar. Genel1ikle birkaç mikrosaniye kadar süren nötronların bu termal hızları ile çarpışmaları sonucu süreklii enerji kaybederek enerjileri 0.025 eV seviyesine iner. Yavaşlıyan bu nötronlar Cl, Si, ve H atomları tarafından tutulur, yakalanan bu nötronlar ortama yüksek enerjili gama ışınları yayar. Kullanılan nötron logu tipine göre ya ortama yayılan bu gama ışınları ya da doğrudan yakalanan bu nötronlar dedektörler tarafından sayılırlar.
Pratikde hidrokarbon ve su eşit oranda hidrojen atomu içerdiği için CNL logu temiz formasyonlar içindeki, mayi ne olursa olsun doğrudan doğruya porozite miktarını verir. Ancak alet formasyonun  içerdiği tüm hidrojen atomlarından etkilenir; bunlar formasyon içinde bulunan bir takım minerallerin kimyasal bileşiminde bile olsa CNL okumalarını etkiler.
CNL aletinde detektörler tarafından doğrudan doğruya termal nötronlar sayılır. Ancak şeyllerin içinde bulunan Bor ve nadir elementlerin termal nötronları tutma özellikleri vardır, şeylli formasyonlar gaz içerirse bu olay nötron okumalarını daha fazla etkileyebilir.

NÖTRON LOGUNUN KULLANILDIĞI YERLER

• Su doygunluğu hesabı için gerekli porozite bilgisinin sağlanmasında
• Diğer loglarla birlikte kullanılarak litoloji belirlenmesinde
• Diğer porozite logları ile bir1ikte kullanlarak gazlı zonların belirlenmesinde
• Şeyl hacminin belirlenmesinde kullanılır.

G. REZİSTİVİTE LOGLARI

Rezistivite logları formasyonun elektrik akmına karşı gösterdiği direnci ölçer. Rezervuar kayaçlar gözeneklerinde su, hidrokarbon veya her ikisini de bulundurabilir. Hidrokarbonlar elektrik akımlarını iletmezler ve yüksek rezistivite gösterirler, suya doygun zonlarda ise suyun
tuzluluğuna bağlı olarak elektrik akımını az ya da çok iletilir dolayısı ile genelde suya doygun zonların rezistivitesi petrollü zonlardan daha düşüktür. Bu özellikten dolayı rezistivite ölçümleri sulu ve petrollü zonların ayrt edilmesinde temel bir metoddur. Bu ölçümler parazite logları ile birlikte yorumlanarak rezervuarların içerdiği hidrokarbon doygunlukları hesaplanabilir.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #7 : 02 Mayıs 2009, 14:57:09 »
Doğada metalik sülfid, grafit gibi bazı yalıtkan maddeler dışında hiçbir su içermiyen kayaçlar
çok nadirdir. Bir formasyonun rezistivitesi formasyonun içerdiği sıvının rezistivitesine, sıvı mikdarına ($ekil 1), porozite tipine ve geometrisine bağlıdır ($ekil 2). Formasyonun içerdiği su, kalıcı ve hareketli petrol doygunluklarının bulunabilmesi için su süpürülme zonunda ve temiz zonda rezistivite ölçümlerinin yapılması gerekir. Bu amaçla okuma derinlikleri farklı rezistivite aletleri kullanılır.






Temiz Zon Rezistivitesi: Rt, elektrik logları, laterolog veya indüksiyon logları kullanarak formasyonun doğrudan rezistivitesinin ölçümü ile elde edilen Temiz Zon'da ölçülen rezistivite degerleri CRt) porozite ve formasyon suyu rezistivitesi ile birlikte kullanılarak su ve hidrakarbon doygunlukları hesaplanır.
İnvazyon Zonu Rezistivitesi: Sondaj esnasında kuyudan gelişleri önlemek için çamurun hidrostatik ağırlığı daima formasyonun basıncından daha yüksek tutulur. Bu basınç farkı çamur filtresinin, geçirgen formasyonların içine girmesine ve buradaki sıvıların bir kısmının da gerilere süpürülmesine neden olur. Bu invazyon sonucu oluşan zona süpürülme zonu veya
invazyon (istila) zonu denir.

REZİSTİVİTE LOGUNUN KULLANILDIĞI YERLER

• MSFL (mikrorezistivite) aleti sığ rezistivite ölçümü yaparken süpürülme zonunun rezistivitesinin ölçümünde  kullanılır,
• Hareketli hidrokarbon miktarının belirlenmesinde,
• Kaliper ölçümü ile çamur kekinin kalınlığının bulunmasında,
• DLL (Dual Lateralog) ile birlikte invazyon profilinin kullanılmasında,
• Rw değerinin bulunmasında kullanılır.

DİPMETRE ÖLÇÜMLERİ

Dipmetre kuyularda kesilen fonnasyonlarm eğim ve doğrultularını saptamaya yarayan bir alettir  ve 1942 yılından bu yana Sclumberger tarafından kullanı1maktadır.
Birbiriy1e 120º lik açı teşkil eden 3 elektrodu henüz boru1ama yapılmamış kuyuya indirmek suretiy1e yapl1lr. Bu sistem egimli bir formasyonu geçerken 3 ayrı eğri türetir. Eğriler en ince
ayrıntıda korele edildiklerinden her kore1asyon yapı1an seviye için 3 derinlik rakamı elde edilir. Başka bir deyişle bir düzlem üzerinde bi1inen 3 nokta yardımıyla doğrultuyu ve eğimi bulma işlemidir. Yalnız 5° den daha düşük eğimli seviyelerde durum kritik bir hal alabilir.
Dipmetre ölçümleri aletin eksenine dikey istikametteki bir bir düzlemde yapıldığından, doğru eğim ölçüleri  ancak dik tabakalarda yapılanlardır. Diğer tabakalar için bir düzeltme yapılmasl
gerekmektedir. Bu nedenle alet yok duyarlı bir "teleklinometre" ile donatılmış olup aletin
 bulundugu yeri doğru olarak ölçmeye yarar. Elektrodlar sondaj kuyusunun duvarına iyice yaslanmış olduklarından  kuyu çapı değiştikçe bunun  hesaba katılması gerekmekte- dir. Yine bu nedenle de alete bir  "mikrokapiler" sistem eklenmiştir. Başlangıçta çok iyi sonuç vermeyen dipmetre vermeyen dipmetre 1952 den sonra kullanılmaya başlanan devamlı dipmetre ile, devamlı eğim ölçüsü sayesinde, ara-lıksız  olarak korelasyon yapma olanağına kavuşulmuştur. Tabii günümüzde bunlara bilgisayarın sonsuz olanakları eklenmiştir.



1 nolu elektrod bir tabaka sınırını geçtiği zaman 1 Nolu eğri  bir sıçrama yapacaktır. Benzer şekilde 2 ve 3 Nolu elektrod tabaka sınırını geçtiği zaman II ve III Nolu eğrilerde bir sıçrama görülecektir. Bu eğrilerden düşey d1 ve d2  mesafeleri bulunacaktır.
Kaydedilecek istikamet açısı ise manyetik kuzeyden itibaren saat yönünde, düşey bir düzlem civarında, düzlem 1 Nolu elektrodu geçerken, ölçülen açıdır. 2 ve 3 Nolu elektrodların istikamet açısı ise sırayla 1 Noluya 120º ve 240º eklenerek bulunabilir. Kuyu çapı 8 Nolu şekilin sağ tarafındaki kaliper eğrisinden okunur. Düşeyden kuyu sapması ise 8 Nolu şeklin sol tarafında gösterilmektedir.






•   Sıvı çamur kaçaklarının olduğu noktalar
•   Sondajın günlük, haftalık, aylık ilerlemeleri
•   Makine arızası ve matkap değişme, çap düşme noktaları
Yukandaki bilgiler, mümkün olduğu takdirde, e1ektrik, radyoaktivite sondaj-zaman loglarıda
 ilave etmek lazımdır.

KORELASYON HARİTALARI

Korelasyonu iyi gösterebilmek için, loglar eşit aralıklarda ve devamlı olan kılavuz'un da baz olarak seçilip bir harita üzerine çizilmesi çok yararlı olur (şekil 9). Böyle bir harita, korelasyonun doğruluk derecesini veya ilişkilendirilen seviyelerdeki boşlukları açıkça gösterir.Şayet boşIuklar korelasyon sonucu. ortaya çıkmışsa bulunmayan kısımların uzunluğuna karşılık gelen boşluklar loglarda bırakmak gerekir. İstenen duruma göre, bir korelasyon haritası, sondajla delinmiş buütün bir derinliğe veyahut da seçilmiş bir aralığa ait olabilir. Açısal diskordans olan sahalarda korelasyon haritaSlnI iki veya daha fazla  bölüme ayırmak gerekebilir. Yönlü sondajların veya dik eğimli tabakalarda açı1an kuyuların log1arı, tabaka aralıkları arasında önemli farkları gösterir1er ve coğu kez korelasyon olanaklarını maskelerler. Benzer formasyonların birbirinden çok farklı eğim açılarına sahip olduğu veya sapma olan iki kuyu arasında gerçek kalınlık ve eğimlerin düzeltilmesi gerektiğinden korelasyon güçlükleri doğabilir.

KORELASYON HARİTALARININ ÇİZİLMESİ

Korelasyon haritaları çeşitli şekillerde çizmek mümkündür. Kullanılacak ölçegi de, karşılaşı1an problemin özelliğine, elde bulunan bilgilerin miktar ve derecesine göre ayarlamak 1azımdır. Stratigrafik kesitleri basit çizgiler1e, grafik olarak veya renkle göstermek mümkündür. Fakat herbir formasyonu iyice değerlendirebilmek için bu şekillere, gerektiği kadar esaslı litolojik, paleontolojik karekterleri belirten bilgiler eklenmelidir. Eğer korelasyon iyice yapılabiliyorsa, yarın kesinlik varsa, korelasyonu yapılacak birimler arasında çekilen çizgileri kesin çizgilerle; kesinlik yoksa, takribi veya şüpheli ise, bu takdirde kesik çizgilerle veya noktalarla göstermek lazımdır. Eğer bir seri kuyu logları arasmda ilişki kurmak gerekiyorsa, bu takdirde, deniz seviyesinin ve ilişkilendirilebilen formasyonların adlan ve yaşlarl harita üzerinde gösterilmelidir. Bütün korelasyon haritalarında kullanılmak üzere de, işaret tabloları kullanılmalı, daima aynı işaret veya renkle çalışılmalıdır.




JEOLOJİK KESİTLERİN ÇİZİLMESİ

Olanaklar elverdiği oranda, yeraltıjeolojisiyle ilgili raporlara, jeolojik kesitleri de eklemek lazmdır. Harta, jeolojik kesiti bir defa dikey ve yatay ölçekleri ayrı olarak, bir defa da, örneğin, dikey ölçeği abartılmış olarak çizilmelidir. Doğal olarak aynı ölçekle çizilen kesitler, gerçeği daha iyi gösterirler. Fakat bazen özel surette abartılmış ölçek kullanmak ve böylece bazl ayrıntıların kesitte iyice görünmesini sağlamak lazımdır. Ancak fazla abartılmış olarak çizilen bir kesite, gerçek tektonik ile kesitte gösterilen yapının birbiriy1e ilgisi olmayabilir. YeraItl çalışmalarının esasını kesitler oluşturur. Bunlar sayesinde kuyu ile kesit çizgisi arasındaki yapıyı açıklamak mümkündür. Tam olduğu zaman kesit1er, yapısal ve stratigrafik bakımlardan petrol ve gaz birikimlerinin ana hatlarını gösterirler. Bir kesit, petrol kapanı tipi ve birikiminin sınırları hakkmda açık bir fikir verebilir. Buna rağmen kesit1er, 3 boyutlu bir rezervuarın ancak bir kısmını, yani yapının bir dikey düzlemle kesi1işini gösterirler. Bu nedenle de kesitlerin, yapı ve hidrokarbonların birikimini yatay düzleme izdüşürülmüş  şekilde gösteren, haritalarla birlikte kullanılması zorunludur.
Kesitlerin ö1çeği, arzuya ve ihtiyaca göre, 1/250 ile 1/5000 arasında olabi1ir ve enine veya boyuna kesit1er hazırlanabilir. Hazırlarken kesit çizgisi boyunca eğim düzeltmeleri yapılmalıdır. Mümkün olduğu kadar K ve D yönleri kesitin sağına gelecek şekilde, G ve B yönleri kesitin soluna gelecek şeki1de kesit çizgi tasarlanmalıdır. Kesitleri hazırlarken çoğu zaman 3 boyutta düşünmek ve tabaka doğrultusu, fay doğrultusu, diskordans doğrultusu, diskordans üstündeki ve altındaki tabakaların doğrultusunu aynı anda canlandırmak gerekebileceğini hatırdan çıkarmamak lazımdır.

MÜNHANİLİ-KONTURLU HARİTALARIN HAZIRLANMASI

Bir haritanın amacı bilgiyi yorumlanabilir şekilde sunmaktır. Topoğrafya haritasl, izopak haritası,yapı haritası ve bazı litofasiyes haritası kantitatiftir, sayısal değerler üzerine inşa edilirler. Herbiri, oldukça anlaşılabilir şekilde sunulmuş özgül tipte bilginin grafik bir bütünlemesinde yazının yerini tutamazsa da, graf yolu ile, şimdiye kadar bulunrnuş herhangibir araçtan daha iyi bir şekilde 3 boyutlu kavramı anlatlrlar. Topoğrafya haritaları ve yapı haritaları en çok kullanılan konturlu haritalardır, fakat konturlamanın pek çok sayıda öze]
uygulamalarl vardır.
Münhani (kontur) çizgileri, seçilmiş bir başlangıca göre (örneğin deniz seviyesine göre) eşit değerdeki noktaları birleştiren çizgilerdir. Konturlanmakta alan bilgi (kalınlık, tenör, derinlik, basınç, v.s.), doğrudan doğruya bir sayı değeri olarak bildirilebilir, veyahut ta başlangıcın (iki elementin birbirine) bir oran veya yüzdesi olarak gösterilebilir. Konturlu bir harita, bir yatay düzlem üzerine izdüşürülen, bir yatay düzlem ile bir yüzey (Tabakalanma veya fay düzlemi; topografya) arasındaki arakesit çizgilerini gösterir. Topografya haritalarl ve yapı haritaları, gerçek kontur1u haritalardır. Bununla beraber  eşit
basınç (izobar), sıcaklık (izoterm), kalınlık (izopak) veya litoloji'ye ait (izolit) eşit değerleri kullanmış olanlara "kontur tipinde harita" veya yalnız "konturlu harita" da denir.

GENEL KONTURLAMA KURALLARI

Kural 1. Kontur çizgileri kesişmezler.
Kontur çizgileri belli değerleri temsil ederler, herbir çizgi farklı bir değer taşıdığından bu çizgiler birbirini kesemez. Örneğin 100 m konturu yalnız 100 m değerini temsil eder. 200 m konturu yalnız 200 m değerini gösterir. Bu nedenle hiçbir kontur çizgisi üzerinde 100 ve 200 m değerleri bulunmayacağından ve iki çizgiye ortak nokta olmayacağından bu iki çizgi birbirini kesemez. Çıkıntılı yarlara ilişkin (konturların birbirine bitişik, kaynaşmış gibi göründüğü) özel durumlarda konturlar birbirini keser gibi gözükürse de aslında bu çizgiler birbirine dokunmakta değildir de birbiri üstündedir.
Kural 2. Kontur çizgileri farklı veya eşit değerdeki konturlarla kaynaşmazlar.
Düşey bir düzlem haritaya geçirildiği zaman konturlar birebir gibi gözükür. Mekanda ise bu çizgiler dokanakta değildir de birbiri üstündedir.
Örnegin aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi 400 m yüksek dik bir yar’ın haritasında tabanda 100 rn. konturu ve düşey olarak üstünde 400 m konturu vardır. Haritada 200, 300 ve 400 m konturlan birbirine yapışmış gözükür. Tatlı eğimli (a) haritasında ise çizgiler, eşit aralıklıdır.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #8 : 02 Mayıs 2009, 15:08:01 »


Kural 3. Kontur her zaman kapanır veya harita kenarında sonuçlanır.
Denizin çevresinde yavaş yavaş yükseldiği konik bir tepe, ve her deniz düzeyini gösterir. kontur çizgileri örnek olarak gösterilebilir. Eğer  bu durum. yüksekten örneğin bir fotoğrafla
saptanabilirse tepe gittikçe küçülen halkalarla çevrili bir ada gibi gözükür. Haritadaki yükselen sahil çizgileri gittikçe küçülen çapta iç içe konsantrik daireler halinde olur. Doğada egim her yönde eşit değerli olamayacağından konturlar tam dairesel olmayıp degişik şeklerde olabilir. Fakat her zaman için kapanır.
 



Özel Hal (a). Harita alanındaki küçük tepeler her zaman için bir takım kapalı konturlar gösterilmiş bulunur (önceki sayfadaki "a" şekline bakınız).
Özel Hal (b). Harita alanı küçük (sınırlı) olunca tepenin yalnız bir kısmı gösterilmiş olur. Konturlar harita kenarlarında kesilir, yamaç doğrultusu hep bir yönde olur.
Özel Hal (c). Harita tepenin bir orta alanından iki yöne uzaklaşan yamaçları görülen doruğu kaplayabilir. Doruktan itibaren yamaç gittikçe haritanın kenarında sonuçlanırsa da mekanda tepenin gözüken uçları ötesinde devam eder.
Alçak (çöküntü alanı) alan konturları sınırlayıcı vadi kenarlarındaki yavaş yavaş yükselen denizin kıyıları şeklinde düşünülebilir. Eğer her yönden bir orta noktaya (göle) doğru çukurluk artarsa, deniz yükseldikçe büyüyen çapta iç içe halkalar şeklinde sahil çizgileri gelişir (A). Akarsu vadisi gibi çukurlukların yalnız 3 doğrultuda vadi duvarları vardır. Bu yüzden kontur çizgileri, vadi çeperlerinde gittikçe yükselen bir takım V ler' (B) oluşturur ki, yükselen deniz seviyesinden itibaren (0) gittikçe daha büyük olur. V lerin sivri ucu ( topoğrafik haritalarda) vadi yukarıyadır; V nin açık tarafı ise deniz, göl ve ana nehir tarafına bakar. Vadi çeperi V sini gösteren konturlar, vadiyi belirleyen en iç konturlar, vadinin ayrılmış olduğu kara kütlesinin içlerine doğru uzanır.




Yatay bir düzlemin gerçek bir düzlemle arakesidini temsil eden kontur çizgileri söz konusu göre yatay düzlem bir tepe veya vadinin kenarlarını kesecektir. Ara kesit çizgisi tepeyi veya çukuru simgeler.




Konturlanan değer ne olursa olsun eğer yüksek değerler etrafında düşük değerler varsa, en yüksek değer kapalı bir kontur ile çevrilmiş bulunur. En yüksek değerin yalnız iki yönünde düşük değerler bulunursa en yüksek değerin iki yanında tekrarlanan eşit değerli konturlar vardır (Şekil: 2-4).




 1)  Haritanın ölçeği,
 2)  Konturlanmakta olan değerler ve üstündeki değişim miktarı
 3)  Haritanın özel amacı için istenen ayrıntı miktarı

Harita ölçeği küçük ve engebe büyük  olursa, kontur ara uzaklığı mutlaka çok olur. Eğer ölçek büyük ve değişimler küçük olursa, kontuların ara uzaklığı oluşan şekillerin iyi gösterilebilmesi için az olmalıdır. (Şekil:2-5).

Örnek A. (0) noktaları kuyu yerlerini gösterir. Noktalar arasındaki uzaklık 10cm'dir. Harita olçeği 1 cm= 1 km'dir. Yatay ölçekte 1", 10' düşey ölçekte yükselim için gerekli uzaklıktır..
100' ve 500' yükselti arasındaki uzaklık boyunca (100' da bir kontur geçirilecekse) S-l ve S-
2 arası 4 eşit birime ayrılmalıdır. Kontur arası 50' olursa (yani 50' bir kontur geçirilecekse) 8
eşit birim bulunmalıdır.


Örnek B. (0) noktalan kuyu yerlerini gösterir.                                                             
Noktalar arasındaki uzaklık 2.5" tur.                                                 
Harita Ölçeği = 1 mil’ dir (1/600).

İki kuyu lokasyonu arasındaki kot farkı 119' (225-106) tır. 2 Kontur arası olursa, bu uzaklık ancak eşit olarak bölünebilir. Bu ara uzaklık çoğu haritalar için küçük olduğundan daha geniş ara uzaklıklar kullanmak daha iyidir. Örneğin 25' gibi, ve bölümlerin yaklaşık sayısını belirleme gereği vardır. 119 u 25' ara uzaklığına bölmekle geriye kalan 19/25 için 4 eşit bölüm gereklidir. 25 i temsil eden doğru orantılı yatay uzaklığı belirleme için uzaklık hesapla bölünebilir, fakat çogu kez konturlanacak verilere göre ince hesaplar uzun zaman alır. Bölümleri gözle yapmayı öğrenmek, zaman zaman da ince hesaplarla deneştirerek gözü alıştırmak iyidir. (0) noktası ile 125' kontur noktası ile başlangıç arasındaki harita uzaklığını   ( l06') hesapla saptanması aşağıdaki şekilde yapılır :





Not: 200’ ve 300’ kontur çizgileri iki yüksek alan (Z ve Z’) arasında bir vadiye bükülürler. Her ne kadar 100’ kontur çizgisinin alçaklığı izlemesi için 100’ başlangıcı mevcut değilse de mantıklı konturlama başka türlü hareket içinde elde veriler yoksa, 100’ çizgisinin öteki konturlara paralel gelmesini gerektirir.

MEKANİK KONTURLAMA




Konturlara eşit ara uzaklık verme, eğimin değişmediği varsayımına dayanır, eğer bilinen 3 nokta yardımıyla eğim belirlenebilirse bu değer değişiklik geçirmez. Belirlenen eğim derecesi bir buruna veya bir kıvrımın karşılıklı kanatlarına ilişkin olabildiğine göre bu yöntemi büyücek uzaklıklara uygulamak için çok dikkatli, olmak gerekir. 




KONTURLU YERALTI HARİTALARI

Jeoloji kesitleri jeoloji ve petrol birikimini düşey bir düzlemde gösterirler; Yer altı haritaları ise bunları yatay bir düzlemde gösterir. Üç boyutlu gerçek bir tablo elde edebilmek için, kesitlerle beraber haritalarında bulunması şarttır.
Yeraltı haritalarının çoğu, Kontur Haritalarıdır. Bu haritalar aynı özelliğe sahip noktaların birleştirilmesinden elde edilirler ve aşağıdaki çeşitleri vardır:
1. Yapl Üzerindeki kontur (Yapl Kontur) haritasl
2. Kalınlık kontur 'haritasl – İzopak/İzokor
3. Porozite ve Permeabilite kontur haritası
4. Basınç kontur'haritası -İzobar
Bunlardan başka yeraltı haritalaru unsurları da gösterebilir.
• Paleojeoloji
• Ortam
• Litoloji ve Fasiyes - İzolit
• Petrol ve Su karekteristikleri

Her türlü yeraltı haritaları için en iyi "baz harita" yalnız kuyuları, kuyu yerlerini, gösteren lokasyon haritasıdır. Yeraltı haritası üzerinde yerüstü bilgilerinin bulunması bir dezavantajdır, yorumlamayı güçleştirir.
Bir stratigrafi istifinin herbiri birimi bir kılavuz katman olmaya elverişli değildir, çünki kılavuz katmanın hem altında ve hem de üstündekinden degişik tanınır bir litolojisi veya fosil içeriği olmalıdır; aşınmadan oldukça korunmuş bulunmalı ve geniş yayılımı olmalıdır. Bir deniz ortamında durulmuş çökeller, karasal çökeltilerden daha çok kılavuz katman olmaya elverişlidir, çünki denize1 katmanlar daha bitevil olma eğilimindedir. Bir yapı kontur haritası için referans (datum) güvenilir bir stratigrafik seviye olmalı ve mümkünse üretim zonunun üstünde bulunmalıdır.

YAPI KONTUR HARİTASI

Yapı konturları topoğrafik konturlar gibi eş yükseltili çizgilerin yüzeye projeksiyonudur. Belli bir jeolojik seviye-düzlem üzerindeki eş yükseltili çizgilerin yatay bir düzlem üzerine iz düşürülmesidir. Bir yapı üzerindeki kontur haritası, belli bir yapı ile bu yapıyı kesen bir seri yatay düzlemlerin ara kesitlerinden ibarettir. Konturların yanına yazılan rakamlar yapıyı kesen düzlemlerin deniz seviyesine göre (+ veya -) yükseltilerini gösterir. Şekilde görüldüğü gibi aralı çizgiler eğimli düzlem üzerindeki 100 m ara ile çizilmiş eş yükselti çizgileridir, Bu çizgiler daha sonra yatay bir düzleme izdüşürülmüştür. İzdüşürülmüş çizgiler tanımlanmış bir yüzeyin yapı konturlarıdır ve yükseltileri üzerinde görülmektedir. Bir tabakanın doğrultusu eğimli düzlem üzerindeki yatay çizgi -yatay düzlem ile arakesiti olduğundan bütün yapı konturları doğrultu çizgilerini temsil etmektedir. Şekilde XY çizgisinin altındaki düşey düzlem X1Y1 kıvrılma çizgisi (menteşe gibi) boyunca döndürülerek yatay konuma getirilmiştir. Bu düzlem üzerinde eğim açısıl oluşturulabilir. Eş yükse1ti çizgilerini tam ölçeğinde yataya döndürülmüş bu düşey düzlem üzerinde X1Y1 e paralel olarak çiziniz. Yapı kontur haritasının konturlarını eşdeğer yükselti çizgilerine kadar uzatıp MP çizgisini çiziniz.
MP bu düşey düzlem üzerinde eğimli tabakanın (MNPO) ‘nın izdüşümüdür. Ve PMY1 açısıda eğim açısıdır.
Kontur haritalarının şekli yapının şeklini yansıtır: Örneğin bir monoklinal, bir antiklinal kıvrım, bir teras, bir dom-kubbe yapısı gibi. Eş aralıklı çizgisel birbirine paralel fakat gittikçe artan değerleri gösteren bir kontur grubu monoklinal- bir yöne eğimli bir yapıyı temsil etmektedir.
Bütün kontur haritalarına bir ‘’tiplog’’ eklemeli ki, konturu çizilen referans seviyesinin stratigrafik yeri açıkça görülsün.
Kontur haritaları için belli bir ölçek yoktur, ihtiyaca göre 1/ 2500 ve 1/50 000  arasında değişebilir.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #9 : 02 Mayıs 2009, 15:19:52 »



İZOPAK VE İZOKOR HARİTALARI

İzopak ve İzokor haritaları kalınlık gösteren kontur haritalarıdır ancak haritalar üzerinde kullanılan kalınlık rakamlarının izokor veya izopak değeri olup olmadıkları mutlaka belirtilmelidir.
Yeraltındaki bir kum kütlesinin kalınlığı 2 yoldan gösterilebilir:
•   Asıl kalınlık İzopak ‘ın temel değerleridir.
•   Dik bir sondaj kuyusunda ölçülen zahiri kalınlık- İzokor
İzokor haritaları rezervuar hacmi hesaplamalarında ve rezervuar trendlerini incelemede çok yararlıdır.
Haritaların çizilmesinde diğer önemli bir hususta seçilecek ‘aralıklar’ dır. Amaca uygun seçilmelidir. İnce bir kum tabakasıyla kalın stratigrafik bir zonun haritası çizilirken başka başka ölçekler alınmalıdır. Keza, kalınlık haritası çizilecek tabaka veya yatağın üst ve alt sınırları gayet iyi olarak belirtilmeli, bütün sahada saptanabilecek şekilde olmalıdır.
Kalınlık haritaları, biri yukarıda, biri de aşağıda bulunan iki yapı kontur haritasının birbirinden çıkarılması yolu ilede çizilebilir. Bu takdir de harita için gerekli kontrol noktaları,
Üst üste konmuş  iki yapı haritasını kesişme noktalarındaki derinlik (kalınlık) farklarıdır.
Çizgilerle gösterilen izopak haritası çoğu zaman yeterli ise de, karışık şartların olduğu
yerlerde renklendirmek yerinde olur.
İzopak veya izokor haritaları tabaka kalınlıklarını göstermek1e beraber, bu tabakanın (veya
yatağın) şeklini göstermezler (Şekil 32).




Çökelmiş sedimanların yüzeyleri, özellikle denizlerde sahillerde ve deltalarda çökelmiş bulunanların üst yüzleri genellikle düzdür. Stratigrafik aralıkların izopak haritaları, bu aralıkların paleo-eski yapısını, yani çökeldiği zamandaki yapısal durumunu gösterirler. Bu nedenle izopak haritalarından tektonik çalışmalarda da yararlanılır. 

Büyüyen (gelişen veya çökelme esnasında meydana gelen faylar düşen blokda kalın istifler meydana gelmesine neden olurken; çökelme sonrası faylar stratigrafik istiflerin kalınlığına bir etki yapmaz. Böyle sahalarda yapılan izopak haritaları fayın düşen blokunda ek (daha kalın) bir istifin çökelmesinin olup olmadığını, dolayısıyla da çökelme ile birlikte faylanma olup olmadığını ortaya koyabilir (Şekil: 33).




İzopak haritaları, yapısal geçmişi analiz etmek için çok yararlı gereçlerdir. Nitekim birtakım seri eski yapı haritalarının çizimiyle, muayyen bir aralığın yapısal gelişimini, (tabandaki tabakaların çökelmesinden sonra ) sırasıyla takip etmek mümkün olabilir.
Yine böyle bir seri yapı haritalarının yardımıyla yer altı jeoloğu, petrol veya gaz göçünün  muhtemel yollarını, kapanların mevcut olup olmadıklarını veyahut da bunların sonradan yok oldukları söyleyebilir.
İzopakların yorumu, belli bir yapı üstüne gelen aralıkta (stratigrafik seride) incelme olursa, bunun çökelme esnasında söz konusu yapının büyüdüğü (geliştiği) anlamına dayanır. Yapıların büyümesine ait bir örnek Suudi Arabistan’ daki tuz domlarından verilebilir:
•   Tuz domu yapıları, kavis şek1inde yapı1ar olup büyüyen tuz domları tarafından meydana getirilirler. İzopaklarda yapı1an bir analiz bu yapıların iki gruba ayrılabileceklerini göstermiştir; Birincisi, yapıların çökelmeden sonra oluştuğu yerler. İkincisi de, tektonik hareketlerin uzun bir süre oluşmadığı, aynı zamanda, yapıların çok yeni oluştuğu yerlerdir.
Bu iki grup arasındaki fark, petrolün varlığını veya yokluğunu saptamaktadır. Nitekim çökelmeden kısa bir süre sonra meydana gelen yapılar içinde petrol bulunmakta, ötekilerin içinde ise bulunmamaktadır. Bunun nedeni, bu sahadaki petrol göçünün, rezervuar kayaçların çökelmesinden kısa bir süre sonra meydana gelmesidir. Petrol yukarıya doğru göç ederken mevcut yapı (kapan) içine girip toplanmış, kapan olmadlgl zaman egim yukarı yoluna devam etmiştir. Aşağldaki şekiller bu olay açıklamaktadlr (Şekil 34).




Yukarıdaki gözlemler yapıldıktan sonra, henüz sondaj yapılmamış yapılardan çıkarılan sismik
kayıtlarla kontur haritaları karşılaştırılıp analizi yapılmış ve böylece sismik yansıtıcı görevini yapar  birçok yaşlı yapıların ortaya çıkarılması mümkün olmuştur. Bu sayede de sondajlarda başarı oranı artmaktadır.


ÇEŞİTLİ HARİTALAR

Hidrokarbon birikimlerini aramada kullanılan diğer çeşit yeraltı haritalarını iki grupta toplamak mümkündür:
1)   Jeololojik bilgileri gösteren haritalar,
2)   Rezervuar bilgileri içeren haritalar.
1.Jeolojik bilgileri gösteren haritalar
a. PaIeostriiktiir haritasI : Bir rezervuarın veya önemli bir kılavuzun (serinin) daha genç bir tabakanın çökelmesi sırasındaki yapısal durumu gösterir. Paleostrüktür haritası, bir aşınma döneminin son bulduğu bir zaman' a (yani bir diskordansa ait olarak da) çizilebilir.
b. Paleojeolojik harita: Bir erozyon dönemi sonundaki yüzey jeolojiyi, dolayısıyla eski bir diskordansın yeryüzünde gösterilmeyen tabakalarını gösterir.
c. Paleolitolojik harita : Paleojeolojik haritanın bir çeşididir ; jeolojiyi keyfi olarak seçilmiş bir yatay düzlem üzerinde göstermektir. Örneğin bir petrol rezervuarında her 100 veya 200 m de bir geçirilecek düzlemler üzerine işlenecek jeoloji  ile çeşitli üst üste gelen kum yataklarının fay düzlemi üzerindeki durumu açıkca etüd edilebilir.
d. PaIeocografya haritasI : Geçmiş, muayyen bir zamanda, deniz kıyılarının, dagların, ırmakların ve genel olarak arz  topoğrafyasının şeklini gösteren haritaya verilen addır. Paleojeolojik haritanın coğrafi şekillerini gösteren çeşididir.
e. Paleotektonik harita : Bu da, tlpkı bundan öncekiler gibi bir haritadır, ancak bu harita üzerinde geçmiş ve muayyen bir zamandaki tektonik bilgiler, yani antiklinaller, senklinaller, faylar, şariyajlar vb. gösterilmiştir. Keza volkanizma faaliyeti, orojenez gibi olaylar da bu tip haritalarda (genel olarak bölgesel) gösterilir.
f. Fasiyes haritaları : Sedimanter bir havzada, bir formasyonun veya bir grup tabaka sisteminin; fasiyes (litolojik bakımdan) değişimlerini gösteren haritalara verilen addır. Litofasiyes haritasl, bu fasiyes değişimlerini ya kalitatif, veyahutta kantitatif olarak gösterir. Her iki çeşidin de kullanıldlgl ve önemli olduklarl yerler vardır. Ayrı bir formasyon; Örneğin bir yerde (havzanın bir ucunda) kaba taneli konglomeralardan oluşurken, başka bir yerde kumtaşlarından, şeyl1erden nihayet bir başka yerde de kireçtaşlarından ibaret olabilir.
g. Rasyo (oranlama) haritalan : Bir litolojik birimin (örnegin kumtaşl, kireçtaşı, şeyl, evaporit gibi) kalınlığının, diğer geriye kalan litolojik sınıfların toplam kalınlığına olan oranıdır. Bu suretle elde olunan oransal değerlerin bir harita üzerine geçirildikten sonra aynı orana sahip noktalardan geçirilen konturlarla rasyo haritasl elde edilmiş olur.
h. Yüzde haritasl : Yüzde kontur haritası da rasyo haritası gibidir. Yalnız oranlar yerine burada yüzdeler kullanılır. Sonuç olarak bu iki harita birbirine çok benzer.
2. Rezervuar bilgileri gösteren haritalar
a. İzobar haritası : Rezervuar basmCll11g6steren izopak tipi bir haritadlr.
b. izoprodüktivite haritası : Ureti.J.noranlarlm gosterir.
c. İzopotansiyel harita : Rezervuar potansiyelini gosterir.
d. Petrol / Gaz rasyo (oran) haritası


KIVRIMLARIN KONTURLANMASI


Genel konturlama kuralları yeraltı yapı haritalarının konturlanmasına uygulanır, fakat veriler genellikle seyrek olacağından bu haritaların yapımı ve yorumu ile ilişkili özel bilgiler verilecektir.
1)   Herhangi bir bölgedeki genel doğrultu ve eğime ‘bölgesel doğrultu ve eğim’ denir; bölgesel doğrultu ve eğim derecesi mutlaka değişmez değildir, fakat değişim hızı dereceli olmak eğilimindedir (Alttaki Şekil). Kontur çizgilerinin böylece paralelliği vardır ve doğrultudaki birden olan herhangi bir değişim verilerin yanlış olduğunu veya faylanmanın varolduğuna işaret eder.




2)   Eğim miktarındaki bir değişim yersel yapıya işarettir. Eğer eğim çok diklenirse (ki birbirine
3)   yakın konturlarla gösterilmiştir ) faylanmayı gösterebilir (üstteki şekil), veyahutta dik bir kıvrımın kanadı vardır. Eğer eğim azalırsa (ki birbirine uzak konturlarla gösterilmiştir) eğimin yerine göre bir kıvrımın (antiklinalin doruğunu veya bir teknenin (senklinalin) karığını gösterir.
4)   Bölgesel eğimde bir doğrultu değişimi (terslenmesi) yerel kıvrılma belirtisidir. Bölgesel eğimin terslenmesi bir çanağın dibinde de görülebilir. Terslenme miktarı, terslenmenin bölgesel değişmesiylemi yoksa yersel yapı ile mi oluştuğunu gösterir.




•   Yaplca yüksek alanın ekseni bölgesel doğruItuya paralel bulunacak olursa girintiler de (koylar) doğrultuya paralel olur. Bölgesel eğimin doğrultusu girintinin ekseninde terslenecek olursa eğim aşağlda daha yüksek bir alan oluşur (Sekil 6-13). Olağan eğimin herhangi bir terslenmesi önemlidir, yerel yapıya işaret eder.




5. Yapl yönünden yüksek alanlar dom (kubbe) şeklinde olabilir. Böyle olunca eğimin yönü her zaman  için bir orta alandan başlayarak her yönde ışınsar;antklinal şeklinde ise eğimin yönü bir orta doruktan başlayarak iki yönde uzaklaşır; bir burun söz konusu ise eğimin yönü bir orta dorukdan başlayarak 3 doğrultuda uzak1aşır. Eğer yükselim kontur ara uzaklığından daha büyük ise her 3 yapınında yüksek alan dolayında kapalı konturları olabilir.






9. Kapalı yapı alçakları olağan değildir ve eğer daha başka yorumlama olanaklı olmazsa yapı alçaklarının konturlanması yoluna gidilmemelidir. Kapalı yapı alçakları ya kılavuz seviyenin aşındırılmış bir yüzey olduğunu yada faylanmanın varlığını anlatır. Alçağın büyüklüğü ne kadar çok olursa faylanma olasılığıda o kadar artar. Kireçtaşlarının sık sık erime mecraları vardır ki, yeraltı haritasında kapalı alçak olarak gözükür, fakat yapıdan çok aşınma yüzeylerini belirtir.

10. Herhangi bir burunda eğim aşağıya doğru konturlar, eğim yukarı geniş ara uzaklığı yedirinceye kadar, sık ara uzaklıklı olmak eğilimindedir. En sonunda bölgesel eğim derecesi yeniden kazanılır.


FAYIN TANINMASI

Yeraltl jeolojisinde fay ancak sonucavanmla tanınabi1ir, meğer ki, bir kuyu fay düzlemini bir
noktada kesmiş olsun. Kesme noktasl, fay düzlemi ile sondaj kuyusunun kesiştiği yerdir.
Yeraltı verilerine bağlı olarak fayın varlığını ortaya koyan:
• Eğim derecesinde birden artış
o Dogrultu yöniinde birden dönüş veya
• Bazı zaman uzunlamasma bir kapalı alçaklık gibi durumlar vardır .
Konturlamada, hem ne kadar böyle bir yorumlama fayın varlığı hakkında değerli bir belirti sayılırsa da ortada, gerçek tam yoktur, ve bu yüzden faylanmayı sonucavarımla buldurtan veriler herhangi bir yeraltı haritasında iyiden iyiye gözden geçirilmelidir. Yapıkontur haritalarında gösterilebilecek uzunlamasına kapalı alçaklar (çukurluklar) ya bir graben alanını (a) veya düşen bir bloku (b) anlatır. Eğer kapalı bir alçak yüksek bir alanda bulunursa bir grabenin var olması olasılığı çok fazladır (6-15).

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #10 : 02 Mayıs 2009, 15:28:58 »

$ekil 6-15. Kıvrımların bir fayı kesip kesmediğinin belli olmadığı durumlarda olasılıklı konturlu


Çizimler.
Bazı  hallerde çok dar bir kuşak boyunca gözüken kapalı bir alçaklık bir fay düzlemine doğru
eğime kllavuzluk eder ($ekil 6-16). Bir klavuz seviyenin doğrultusunda birden değişim, fayların bölgesel doğrultuya eğik veya dikey bulunduğu alanlarda görülür. Doğrultuda degişim aynı zamanda bir burunun da varlığını anlatır fakat yalnız bir girinti bulunursa faylanma daha açıklık kazanan bir yorumlama olur. Bir burunun iki yanında da birden girinti olabilir ve genellikle doğrultunun yönünde daha da dereceli bir degişim görülür. Eğer konturlama az sayıdaki (örneğin 2 veya 3) kuyuya dayanıyorsa, iki yorumlama arasındaki seçim güç olmayabilir.




Eğim derecesinde doğrultuya dikey ani bir artış, faylanmaya işaret eden en olağan ipucudur (Sekil 6-17). Doğrultuda ani değişimle (94) birlikte olan eğim derecesinde birden artış "faylanma" için pek olağan bir belirtidir. Bununla beraber bir değişimle birlikte olmayan eğim derecesindeki bir değişimin çok zaman fayl anlatır, özellikle eğim derecesi dar bir kuşakda artacak olursa(Şekil 6-18).






FAYLI TABAKALARIN KONTURLANMASI

Faylanmış tabakaların konturlanmasında, hem kılavuz seviyesinin konturlanmasında hem de açılı fay düzleminin konturlanmasında olmak üzere birçok karmaşık problemlerle karşılaşılabilir. Her ne kadar kl1avuz seviyenin konturlanmasl asıl amaç ise de, fay ile fayın kestiği yüzey arasındaki ilgiyi tam olarak belirtmek için eldeki harita parçasında genellikle yaklaşık düzenli yüzeylerdir. Kavisli ve düzlemli yüzeylerin birleştirilmesi konusunda, daha önce verilmiş olan1ardan başka konturlama öğütleri gereklidir. Fay çizgisi konturlu harita üzerinde, eğer fay dik eğimli ise tek bir kalın çizgi halinde gösterilir ($ekil 6-5, 6-6). Eğer fay eğimli (egim atımlı) ise fayın gösterilebilmesi için iki paralel çizgi gereklidir. Bu çizgiler yükselen ve alçalan blokların sınırıdır ve iki çizgi arasındaki zon (kuşak)





$ekil 6.5(sol) Dik eğimli fay .Stratigrafik düşey atım ox le gösterilmiştir (550-325=225).
$eki16.6.(sag). Dik eğimli fay(a), Normal fay (b).
Klavuz seviyenin klavuz seviyenin bir kısmının veya tümünün var bulunmadığı alanlardır. Açmanın (iki fay bloku arasl) genişledigi katmanın eğim aşağıya hareket ettiği uzaklığa baglıdır ($ekiI 6-6b). Yükselen blokta hiç değilse iki kuyu, alçalan bloktan da hiç değilse iki kuyu fay düzlemini kesmelidir ki, başlangıç açmasının genişliği tam olarak belirlenebilsin.

Kılavuz seviye üzerine çizilen konturlar fayda kesilebilir, çünkü fay çizgisi başlangıç seviyesini doğru bölümlere ayırır ve bunlardan herbiri ayrı bir konturlama problemi yaratır.
Ters faylarda yükselen bloktaki konturlar, alçalan bloktaki konturların üzerine gelir.





FAY DÜZLEMİNİN KONTURLANMASI

Sondajlar sırasında yeterli sayıda kesme noktasl saptanmamışsa fay düzleminin konturlanması, tıpkı bir kılavuz seviye yükseltilerinin konturlanmasl gibi yapılır. Bu yol, fay çizgisinin " daire" yöntemi ile bulunmasında tercih edilir; çünkü fayın doğrultu ve eğimi tabakaların eğimi ne olursa olsun, çok daha doğru olarak saptanabilir. Kesme noktalarında çizilen konturlar, birden çok sayıda fay bulunup bulunmadığını da belirlemeye yardım eder. Doğrultuda gelişigüzel degişim1er veya düşey atım miktarlarında tutmazlıklar çok sayıda fayı anlatır. Eşit kesimin kaybolduğunu veya eşit kalınlığın eksildiğini gösteren kontrol noktalarını tek bir kontur birimi haline getirmekle yoğun faylar arasındaki ilgi bulunabilir. Bazl alanlarda faylar sonuçlanmak eğilimindedir, ve böylece stratigrafik düşey atım miktarlarında bir değişim herzaman için mutlaka birden çok sayıda fayın varlığına işaret değildir.
Düşey atım miktarında dereceli artım, düşey atımı gitttikçe çoğalan tek bir faya işarettir. Düşey atım miktarlarında birden değişimler ise birkaç fayı gösterir. Bütün konturlama problemlerinde elde ne kadar çok sayıda kontrol noktası varsa sonuçlar o derece doğru çıkar. Veriler azsa kişisel yorumlama payı büyük olur. Faylar, tabakalarda eğilme değil de kırılma ile oluştuklarından konturlamada bazı özel durumlar yaratırlar. Kurallar, genel konturlama kurallarından iki fay düz1emi arasında açısal ilişkilerin bulunabilmesi bakımından farkederler. Bir fay düzleminin konturlanması seyrek olarak kendinden objektifdir. Fakat kesilen tabakalar ile alan ilgisi bakımından fayın konumunu daha iyi belirlemek ve veri olmayan alanlara fayın izdüşümünü almak amacıyla klavuz seviyelerin konturlanmasıyla fay düzleminin konturlanması birlikte yapılır. Fay düzleminin konturlanma kuralları aşağıdaki gibidir :
1.Bir fay düzleminin konturları açık uçlu olabilir, konturların mutlaka kapanması gerekmez.
2.Fay düzleminin açık uçları, fay ile eşit yükseltili kı1avuz seviye arasındaki konturların kesişme noktalarındaki belli başlangıç düzlemi konturlarına kavuşur. Bu kesişme  noktalarındaki her bir kı1avuz seviyesinin fay düzlemi sınırlarını belirler. Kılavuz seviye üzerindeki tamamlanmış harita, fay düzlemi konturları arasındaki kesişme noktalarını birleştiren kalın bir çizgiye malikdir. Bu fay çizgisi, kı1avuz tabakada aynı kontur birbirlerine birkaç fay blokunu ayırır, fakat fay düzlemi konturları genellikle en son harita üzerinde gözükmez (Şekil 6-22, 6-23, 6-26).
3. Faylar olağan olarak kılavuz tabakalardan değişik eğimlidirler ve bu nedenle fay düzlemi konturlarından yalnız bir kısmı belli bir kılavuz seviyesinin konturlarına karışır.
4. Fayın düşey yönde pek sınırlı olduğu hal hariç tutulursa, fay düzlemi konturları belli bir Başlangıç düzleminin hem altındaki ve hem de üstündeki katmanları keserler.
5. Birkaç fay düzlemi çoğu kez bir temel harita üzerinde konturlanır. Bu konturlar, faylar doğada birbirlerine kestikleri oranda karışabilirler.
6. Kıvrmlı bir yapı için tipik olan tatlı kavislerin bulunduğu yerde bir fay düzlemi konturlarının ani dönüşleri görülebilir.






ORTAM ANALİZİNİN PETROL ARAŞTIRMALARlNDA UYGULANIŞI

Bugün olan olayların geçmişte de aynı şekilde oluşa geldiği kuramı, yani Uniformitanianizm kuralının ortaya konulmasından sonra yaşlı kayaçların ortam analizi hız kazanmıştır. Günümüz çökelme ortamlarının incelenmesi ile elde edilen bulgular daha eski ortamların aydınlatılmasında kullanılmakta ve başarılı sonuçlar alınmaktadır. Yaşlı kayaçların çökelme ortamlarının belirlenmesi, incelenen bölgenin jeoloji evrimine ışık tuttuğu kadar, doğal zenginliklerin belirlenmesinde de yararlı olmaktadlr. Günümüzde ortam analizinin güçlü bir yöntem olarak uygulandığı en önemli uygulamalı jeoloji alanı petrol endüstrisidir.

ÇÖKELME ORTAMI NEDİR?

Yeryüzünde belirli alanı kapsayan ve belirli fiziksel, kimyasal ve biyolojik koşulları bünyesinde bulunduran deniz, göl, akarsular gibi çökelme bölgeleridir.

ORTAM ANALİZİ NEDİR?

Doğada gördüğümüz kireçtaşları belirli  bir ortamın ürünüdürler. Yani belirli bir yerde, belirli
fiziksel, kimyasal ve biyolojik koşullar altında oluşmuşlardır. İşte bu yerin ve sözü edilen koşulların belirlenmesi ortam analizi' dir.

ORTAM ANALİZİ NASIL YAPILIR?

Madem ki doğada incelemek için mostralardan çekiç ile kırdığımız kireçtaşları belirli bir ortam ürünüdür, o halde bu ürünün kendisini oluşturan ortam koşullarının izlerini taşımaktadır. Bu izIerin incelenmesi ile ortam ne olduğuna yaklaşılabilir. Bu işi yaparken, kuşkusuz, gözlediğimiz iz ve belirtilerin ne anlama geldiğini bilmek gerekir. İşte bu bilgi de ancak günümüz karbonat ortamlarının incelenmesi ile sağlanabilir. Demek ki ortam analizi oldukça kapsamlı bir konudur. İşe güncel karbonat ortamlarını öğrenmekle başlanır ve daha sonra doğadaki kireçtaşlarına yönelinir. Bu taşlar tüm ayrıntıları ile değerlendirildikten sonra, günümüz ortamındaki çökelmelerle kıyaslanır ve nihayet bu taşların hangi ortamlarda oluştuklarının yorumuna geçilir. Bu yorumun doğruluğu oranında da sözü edilen kayaçların ekonomik potansiyeli ortaya çıkar.

KARBONATLAR (KiREÇTAŞLARI) NASIL VE NERELERDE OLUŞURLAR?

Karbonatlar çoğunlukla otokton çökellerdir. Diğer bir deyişle, bu çökelleri oluşturan bileşen1er bizzat çökelme ortamı içerisinden türerler. Çökelimleri sıcaklık, ışık, basınç, çalkantı, derinlik, tuzluluk, pH (asitlik-baziklik), Eh (Oksidasyon-redüksiyon), terijen malzeme geIimi organik yaşam, vb. fiziksel, fiziko-kimyasal ve biyolojik koşuIlarla kontrol edilir. Günümüzde bu koşulların en iyi geliştikleri yerler tropikal sığ denizel sulardır. Bu nedenle de bu sular altında zengin bir karbonat birikimi süre gelmektedir. Bu bölgeler çok büyük miktarlarda karbonat malzemesinin üretildiği birer fabrika gibidirler. Üretilen malzemenin önemli bir kısmı olduğu yerde biriktirilirken, bir kısmı kıyılara doğru taşınır ve buralarda gelgit düzlükleri, lagün, set adaları, vb. çökeller halinde biriktirilirler (Şekil 1). Bir kısmı da üretim bölgesinden daha ileriye doğru taşınır ve derin deniz çökellerini oluştururlar. Bu bakımdan güncel karbonatları batimetrik olarak 3 ayrı zonda incelemek mümkündür. Bunlar Eulitoral Zon, Sublitoral Zon ve Derindeniz fasiyesleri’ dir.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #11 : 02 Mayıs 2009, 15:35:34 »
EULİTORAL ZON

Bu zon gelgit ortamından 50 m. derinliğe kadar uzanır. Bu zon içerisinde deniz göreceli olarak sığ, çalkantılı, berrak, ışıklı ve organizma içeriği bakımından oldukça zengindir. Bu zonda




Karbonat gelişimini engelleyen en önemli faktör terijen (karasal) malzeme gelimidir. Bilindiği gibi terijen malzeme denizlerde bulanıklığa neden olmakta; güneş ışınlarının  daha derinlere inmesini zorlaştırmakta ve organizma yaşantısını güçleştirmektedir. Bu bakımdan eulitoral zonda karbonat çökelimi, denizin akarsu ağızlarından uzak veya terijen malzeme getiriminden çeşitli nedenlerle korunmuş bölgelerde maksimum düzeydedir. Günümüzde eulitoral karbonat sedimantasyonu tipik olarak Bahama ve Basra Platformları üzerinde görülmektedir (Şekil 2 ve 3).




Bahama Platformu çepeçvre derin denizlerle çevrelenmiş, 20 büyük ve binlerce küçük adadan oluşmuş bir yiikselim alanıdır. Üzerindeki su derinliği 7-10 rn. kadardır. Deniz tabanından itibaren yüksekliği batıda 500 m., doğuda ise 4000 m.'dir. Platform iizerinde yapılmış olan sondajlar, bu yükselimin toplam kalınlığı 5000 m.'yi bulan sığ denizel karbonatlardan oluştuğunu göstermiştir. Söz konusu karbonat çökelimi Kretase başından beri siire gelmektedir. Bahama Platformunda su sıcaklığı 22°C-31°C arasında değişir. Yağış miktarı yılda 100-150 cm. kadardır. Bölge firtmalann etkisine açıktır. Nitekim bu etki Platform üzerindeki karbonat dağılımını büyük ölçüde kontrol eder.
Bahama Platformu üzerinde çok çeşitli karbonat oluşumları gözlenir. Bun1arı tüm  ayrıntıları ile Andros Adasl ve çevresinde incelemek mümkündür. Burada oluşan belli başlı fasiyesler: mercanlı-algli resifler, oolitli ve iskeletli karbonat kumları, üzümtaşları, pelletli karbonat çamurları ve diğer karbonat çamurlarıdır (Şekil:2).
Mercanlı-algli resifal oluşuklar Andros Adasının en fazla rüzgar alan doğu kesiminde gelişmişlerdir. Ancak tipik resif şeklinde olmasalar bile, mercan ve alglerin oluşturduğu fasiyeslere Platform kenarları boyunca da rastlanır. Oolitler çoğu kez gelgit akımlarına  bağlı olarak setler şeklinde depolanmışlardır. Bunlar daha ziyade Andros Adasının batısında, platform kenarında yer alır ve iskeletli karbonat kumları ile birlikte bulunurlar. Sözü edilen platformun orta kısımlarında da pelletli ve iskeletli karbonat çamurlarıyla, üzümtaşları gözlenir. Bu fasiyesler Andros Adasına  doğru dolomitli ve stromatolitli karbonat çamurlarının egemen olduğu gelgit düzlüğü çökellerine geçerler.
Basra Körfezinin Irak ile Oman arasındaki güney kesimi Arabistan kıtası ile bağlantılı bir eulitoral karbonat platformudur. Platform üzerinde Jura' dan bu yana sığ.denizel karbonat çökelleri birikmektedir. Basra Platformunda karbonat çökellerinin dağılımı iki faktör tarafından kontrol edilir. Bunlar taban topoğrafyasl ve kıyı ile açık deniz arasında, kıyıya paralel bir konumda yer alan set adalarının varlığıdır. Bu adaların rüzgar alan yamaçlarl boyunca mercanlı-algli resifler ve iskeletli karbonat kumları gelişmiştir. Set adaları yer yer gelgit kanalları ile kesilmiş ve kanal bitimlerinde oolitlerin egemen olduğu gelgit deltaları meydana gelmiştir. Set adalarının açlk deniz tarafında genellikle iskeletli karbonat kumları ve çamurları gözlenir. Kara tarafında ise pelletli karbonat çamurların biriktiği bir lagün yer alır. Platformun Arabistan kıyıları boyunca ise dolomitli ve evaporitli karbonatların depolandığı geniş bir gelgit düzlüğü bulunur (Şekil:3).





SUBLİTORAL ZON

Sublitoral zon denizlerin 20-200 m. arasındaki derinlikleri kapsar. Bu derinlik limitleri
içerisine kıta sahanlıkları ile kıta yamaçlarının üst kısımları girer. Sublitoral zonda çökelmiş
olan karbonatlar, petrografik özel1ikleri itibari ile, eulitoral zon çökelleri ile derin deniz
çökel1eri arasında bir geçiş litolojisi oluştururlar. Çoğunlukla karbonat kum ve çamurlarından meydana gelmiş1erdir. Bunlar genellikle 5-15 bin sene önce başlamış olan son deniz
yükseliminin ürünüdürler. Sublitoral zonu 2 kısıma ayırarak incelemek mümkündür. Bunlar iç ve dış kıta sahanlıklarıdır.
Kıta sahanlıklarının iç kesimleri: karalara daha yakın, güçlü dip akıntılarından yoksun ve dış kıta sahanlıklarına nazaran daha fazla terijen malzeme alan yerlerdir. Bu nedenle de  çökelleri az karbonatlı, killi, silt1i, ve ince tanelidir (Şekil- 4). Biyojenik bileşenleri arasında bivalves, ekinoid ve bentonik foraminiferler önemlidir. İç kıta sahanlıklarının güçlü akıntılara sahip, terijen malzeme ge1iminin olmadığı kesimlerde ise kırmızı alg ve bryozoer içerikli karbonat kumları yaygındır.




Dış kıta sahanlıkları karalardan uzakta yer alırlar. Güçlü akıntı sistemlerine sahiptirler. Çökel içerikleri arasında karbonatlar miktar olarak fazla ve çeşit1idir. Karbonat bileşenleri içerisinde kırmızı alg, bryozoer, stinger, mercan, foraminifer ve ekinoidler önemli bir yer tutarlar (Şekil 5). Kırmızı alg, mercan ve bryozoer gelişimlerinde daha çok sağlam ve katı zeminlerin bulunduğu yerlerde rastlanır. Özellikle kırmızı algler Akdeniz ve Brezilya'nın kuzeydoğu açık1arında yaygın karbonat kumları oluştururlar.





Birçok dış kıta sahanlıklarında bu organizmaların setler halinde geliştikleri de gözlemlenmiştir. 1-5 m. yükseklikte olan bu setler birer küçük topoğrafik yükselti görünümündedirler. Üzerleri bir çok deniz canlıları tarafından kaplanmış olup, bugün  40-180 m. derinliklerde yer alırlar. Kırmızı alglerin dışında, büyük bentonik foraminiferler, bryozoer ve mercanların da bu tür yükseltiler oluşturdukları bilinmektedir. Hatta bu tür yükseltiler derin denizlerde yer alan mercan, bryzoer veya serpulid resifleri için bir temeloluştururlar. Sahanlık yamacına paralel bir konumda gelişen derin deniz resiflerine Meksika Körfezi, Güneydoğu Amerika, Doğu Amerika, Batı Afrika, Avustralya ve Batı Hindistan civarında rastlanır. Bu resiflerin deniz düzeyinin bugüne nazaran daha düşük olduğu 10-15 bin sene önce meydana gelmiş oldukları fikri yaygındır.  Karbon -14 yöntemi ile yapılmış olan yaş tayinleri de bu fikri desteklemektedir.
Dış  kıta sahanlıklarının derinliklerinde rastlanan diğer bir çökel türü de oolitlerdir (Şekil 6). Bu oluşukların alg setlerinin önünde ve 160 m. derinliklerde bulunmaları gerçekten ilginçtir (Ör: Meksiko Körfezi, Avustralya, vb.). bilindiği gibi bu çökeller daha çok sıcak, çalkantılı ve en fazla 2 m. derinliklerde gelişirler. Bu neden ile söz konusu oolitlerin de, tıpkı derin deniz resifleri gibi, son Holosen transgresyonu sırasında sığ deniz koşulları altında oluşmuş birer kalıntı çökeller oldukları sanılmaktadır.





Dış kıta sahanlıkları içerisinde kalıntı çökellerin fazlalığına bakarak, bu ortamlardaki tüm karbonatların son deniz yükselmesi sırasında meydana gelmiş ve gittikçe derinlere gömülmüş çökeller oldukları ve günümüz koşullarını yansıtmadıkları fikri çıkartılmamalıdır. Bugün de bu ortamlarda bir çökelme mevcuttur. Güncel çökeller ile Holosen çökelleri karışık bir halde bulunurlar. Kalıntı Holosen çökellerini kendilerine özgü litolojik ve dokusal özellikleri ile yenilerinden ayırt etmek mümkündür.

DERİN DENİZ FASİYESLERİ

Derin deniz kavramı 200 m. den daha derin suları ifade eder. Bu sular içerisinde karbonat çökelimi 3 parametre tarafından kontrol edilir. Bunlar: karbonat üretimi, terijen malzeme gelimi ve karbonata doygunluk derecesidir.
Derin denizlerde karbonat üretimi daha çok biyolojik koşullara bağlıdlr. Bol besin taşıyan dip sularının okyanus yüzeyine çıktığı yerler ile, sıcak su akıntılarının etki alanında kalan yüzey suları çok zengin bir canlı top]uluğunu barındırır ve karbonat üretirler.
Terijen malzeme gelimi okyanuslarda  karbonat dağılımını düzenleyen ikinci bir önemli parametredir. Bu tür getirimlerin fazla olduğu yörelerde karbonat birikimi etkinliğini yitirir veya tamamen engellenir.
Derin denizlerde karbonat çökelimini denetleyen en kritik faktör karbonat doygunluk derecesidir. Okyanusların sadece yüzey suları karbonata karşı doygundur. Derinlerde ise durum farklıdır. Belirli bir derinlikte karbonat çöke1me miktarı ile erime miktarı eşittir. "Denge Sınırı" olarak tanımlanan bu derinliğin daha altında karbonatlar çöke1emezler. Denge sınırının altına inildikçe sıcaklık azalır, hidrostatik basınç ve C02 miktarı artar. Bu koşullar altında da söz konusu derinliklerde karbonatlar çökelmez, aksine erirler. Denge sınırının yer aldığı derinlik bölgeden bölgeye, okyanustan okyanusa değişiklik gösterir. Derin deniz karbonatları çoğunlukla planktonik organizma türlerinden oluşur. Bu türlerin en yaygın olanları Globigerin, Kokolit ve Pteropoda' lara ait olanlardır (Şekil 7). Pelajik karbonat akıntılar ile taşınmış sığ denizel karbonat çökellerine rastlanır.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #12 : 02 Mayıs 2009, 15:39:42 »





YERÜSTÜNDE VE YERALTINDA HERHANGİBİR KİREÇTAŞI BİZE NE İFADE EDER?

Doğada incelediğimiz herhangibir kireçtaşı, çökeldiği ortam içerisinde:
1.   Yeterli malzeme üretimini,
2.   Çökelmeyi sağlayacak gerekli koşulların varlığını,
3.   Çökelmiş malzemenin günümüze kadar korunmuş olduğunu ifade eder.

Ancak çökelme ortamının  ne olduğu, malzemenin nasıl üretildiği ve çökelme koşulların neler olduğu hakkında doğrudan doğruya bir ipucu vermez. Bu sorunların yanıtı ancak söz konusu kireçtaşı ayrıntılı olarak incelenmesi ile mümkündür.

ORTAMSAL YÖNDEN KİREÇTAŞLARI NASIL İNCELENMELİDİR?

İster yerüstü, isterse yeraltı çalışmalarında olsun, herhangi bir kireçtaşı ortamsal açıdan incelemek için onun geometrisini, litolojisini, çökel yapısı ve fosil içeriğini ayrıntılı bir biçimde ortaya koymak yorumlamak gerekir.

GEOMETRİ

Bir karbonat kayacını geometrisi, o kayacın çökelme ortamının jeomorfolojisine, çökelme öncesi topografyasının şekline ve çökelme ortamının yukarıda sözü edilen özellikleri hakkında  bir fikir edinilebilir. Geometrinin tayini ancak arazi çalışmaları, bölgesel korelasyon ve eş kalınlık (izopak haritası) hazırlanması ile mümkündür.

LİTOLOJİ

Litolojik çalışmalarda önce kireçtaşlarının bileşenleri ve daha sonra ise gene1 kitlesel özellikleri incelenir.
1. Bileşenler: Herhangi bir kireçtaşı (A)tane, (B) matriks, (C) çimento ve (D) gözenek olmak üzere 4 ana bileşenden oluşur.
A-   Tane: Kireçtaşlarında tane, kayacın çatısını oluşturan ve silt boyutundan daha iri alan elemanlardır. Bunlar iskelet parça1arı, pellet, kompozit taneler, sargılı tane1er ve terijen taneler olmak üzere 5 kısma ayırmak mümkündür.
İskelet parçaları, Çökelme ortamı içerisinde yaşayan organizmaların kavkı ve iskeletlerinden oluşan tanelerdir. Ör: Ekinoderm, Mollusk, Mercan, vb.
Pelletler, Çoğu kez çamur yiyici organizmaların dışkısı olarak gelişmiş, oval şekilli tanelerdir. Bunlar bazen organizma iskeletlerinin mikritizasyonu sonucu da oluşurlar.
Kompozit taneIer, üzüm taşları ve algli kompozit taneler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bunlar, organik bir çimento veya alg işlevleri sonucu birbirlerine tutturulmuş birden fazla taneden (çoğu kez pelletlerden) oluşurlar.
Sargılı taneIer, bir çekirdek etrafında karbonat kristallerinin veya alglerin dairesel veya ışınsal bir düzende sarılması sonucu meydana gelirler. Bunlar arasında en önemlileri oolit,  pizolit, rodolit ve onkoidllerdir.


Terijen taneIer, litoklast ve intraklast olmak üzere ikiye ayrılırlar: Litoklastlar çökelme ortamı içerisinde türemeyen ve havza dışından taşınan tanelerdir. Ör: Kuvars, mika, kayaç parçasl vb. İntraklastlar ise çökelme havzasl içerisinden türeyen ve çökelmekte olan kireçtaşları ile aynı yaşta olan tanelerdir.
Ortam analizlerinde tanelerin bileşimlerini, iç yapılarını, boyutlarını, şekillerini, yuvarlaklıklarını, yüzeysel özelliklerini, kayaç içerisindeki konum ve yönelimlerini ayrıntılı bir biçimde incelemek lazımdır.
a) Bileşim: Kireçtaşlarında taneler çoğu kez aragonit (mercan, yeşi1 a1g, pellet, oolit vb.), magnezyumlu kalsit ( kırmızı alg, foraminiferler, ekinoderm, vb.) ve kalsitten (bazl mollusk türleri) oluşurlar. Aragonit ve magnezyumlu kalsitik taneler daha ziyade Holosen yaşlı veya daha genç çökeller içerisinde egemendirler. Daha yaşlı kayaçlarda ise bu taneler kalsite dönüşürler. Tane bileşimlerinin ortamsal yorumdan ziyade, karbonatların diyajenetik evrimlerinin aydınlatılmasında önemlidir.
b) İç Yapı : Karbonat taneleri çoğu kez kristalli bir dokuya sahiptirler. Organik niteliklerinden ileri gelen bazı şekiller içinde belirgin bir iç yapı göstermezler. İç yapıya sahip olanlar ise oolit, pizolit, onkolit ve rodolitlerdir. Konsantrik bir sarılım gösteren bu taneler ortam analizlerinde özellikle çökelme ortamında enerji düzeyini göstermeleri bakımından önemlidirler. Oolitler çoğu kez yüksek enerjili ortamların ürünü olup, gelgit düzlükleri içerisinde, gelgit deltaları, kanal dolguları veya setler şeklinde gelişirler. Onkolit ve rodolitler ise mavi-yeşil ve kırmızı algler tarafından oluşturulur ve oolitlere nazaran daha düşük enerjili ortamlara işaret ederler (Ör: Lagün ve Sığ deniz gibi).
c) Boyut : Karbonatlarda tane boyutunun ortam analizlerinde uygulanışı sınırlıdır. Kırıntılı çökellerde iri taneli bir sedimantasyonun yüksek enerjili  bir ortam ifade etmesine karşın, bu durum karbonatlar içinde geçerli olmayabilir. Zira tane boyutu büyük ölçüde organizmaların niteliğine de bağlıdır. Düşük  enerjili bir ortamda çok iri iskeletli organizmalarında yaşamış olabileceği söz konusudur. Diğer bir deyişle karbonat kayalarda tane boyutu her zaman için hidrodinamik koşulların göstergesi değildir. Böyle bir değerlendirme çoğu kez hidrolojik koşulların etkisi ile gelişmiş tane dayanımlı (Ör: Karbonat tane taşı) çökeller ile, bileşiminde iskelet parçaları bulundurmayan fasiyesler için geçerlidir.
d) Şekil ve Yuvarlaklık: Terijen kayaçlarda bu iki özellik tanelerin taşınma  tarihçesidir ve çökelme ortamlarının fiziksel koşullarının aydınlatılmasında önemlidirler. Ancak, karbonat tanelerinin büyük bir kısmı organik kökenli olduklarından, bu tanelerin şekil ve yuvarlaklığına bakılarak her zaman için çökelme ortamları hakkında birşey söylenmez. Organizma kavkıları yaradılıştan farklı  şekil ve yuvarlaklıkta olabilir1er. Pelletler çok iyi yuvarlanmışlardlr; ancak hidrolik işlevler ile yakından uzaktan hiçbir ilişkisi yoktur. Kuşkusuz bu tür tanelerin az oranda yer aldığı veya çökelimlerinde biyolojik işlevlerden çok, hidrolik işlevlerin etkin olduğu az oranda yer a1dığı veya çökelimlerinde biyolojik işlevlerden çok , hidrolik işlevlerin etkin olduğu litolojiler için, bu parametrelere bakarak ortamsa1 bir tahminde bulunmak mümkündür. Ör: Dalga kırılma zonunda oluşmuuş ve dalga işlevleri ile taneleri şeki1lendirilmiş karbonat istif ve tane taşı gibi.
e) YiizeyseI Özellikler: Karbonat taneleri üzerinde belirli ortamlara özgü bir yüzey şekli hemen hemen hiç yoktur. Mineralojik özelliklerinden ötürü tane yüzeylerinde çoğu kez erime ve mikritleşme izleri gözlenir.
f) Kayaç içerisindeki konum ve yönlenmeleri: Taneler kayaçlar içerisinde yama, mercek ve lamina oluşturacak bir şekilde veya gelişigüzel bir biçimde dağılmış olabilirler. Yama, mercek ve lamina halindeki oluşuklar biyotürbasyon ve çökelme ile ilgili bazı ipuçları verebilirler. Ör: Mercek şeklinde bir birikim küçük bir kanal yapısına, yama halindeki bir gelişim biyotürbasyona ve laminalanma ise süspansiyon halinde yavaş bir çökelmeye işaret eder. Ayrıca, tanelerin tabaka düzlemlerine karşın konumları da ortamsal açldan önemlidir. Tabakalaşmaya paralel bir yönlenme sulu ortamdaki süspansiyon malzemeden yavaş yavaş bir çökelmeyi, tabaka düzlemleri ile açı yapacak şekilde bir yönlenme ise daha çok çökelmedeki akıntı etkisini ve yönünü gösterir.
B- Matriks: Kireçtaşlarında matriksi oluşturan malzeme genellikle mikrittir. Mikrit organizma iskeletlerinin biyojenik ve hidrolik olarak aşındırılmaları veya inorganik çökelme sonucu oluşur. Ortam analizinde enerji göstergesi olarak kullanılır. Ortam enerjisi ile matriks miktarı ters orantılıdır. Diğer bir deyişle mikrit miktarı arttlkça enerji azalır.
C- Çimento: Kireçtaşlarının gözeneklerini dolduran ve diyajenez sırasında oluşan kristalli maddedir. Kireçtaşlarında en yaygın çimento kalsittir. Çimento genellikle tane dayanımlı (Ör: Karbonat istifleri, karbonat tanetaşı ) litolojiler içerisinde ge1işir.Bu tür litoloji1er ise çoğun1ukla yüksek enerjili ortamların ürünüdürler. Çimento tipleri diyajenetik ortamı be1irlemede önemlidirler.
D: Gözenek: Bu konu kütlesel özellikler başlığı altında incelenecektir.
2. Kiitlesel ÖZellikler: Bu başlık altında kireçtaşlarının renk, kimyasal bileşim, alıntı çökel niteliği (erimeyen kalıntı), doku, istiflenme, gözeneklilik-geçirgenlik ve adlama konuları ince1enir.
A-   Renk: Kayaçlar içerisinde renk 4 ayrı faktörün toplam bi1eşkesi olarak ortaya çıkar. Bun1ar, 1) Tane bileşenlerinin kendi renkleri, 2) Çimento ve matriks rengi, 3) Kayaç içerisinde dağılmış olan renk pigmentleri ve 4) Kayacın genel tane boyutunun küçüklüğü.
Kireçtaşları içerisinde başlıca renk pigmentleri arasında bitümlü, demiroksitli ve demir sülfidli maddeler ile glokonit gibi mineralleri saymak mümkündür. Renk ortam analizlerinde önemli bir ayıraç değildir. Ancak çökelme ortamının Eh (oksidasyon-redüksiyon potansiyeli) koşullarını yansıtması bakımından faydalıdır. Ör: Bol oksijenli karasal ortam1arda kırmızı çökellerin geliştiği gibi.
B- Kimyasal Bileşim: Kireçtaşlarında kimyasal bileşim çalışmaları kalsiyum karbonat miktarının tayini, element ve izotop analizleri konularını içerir. Bu tür çalışmalar kireçtaşlarının çeşitli amaçlar için ekonomik kullanılabilirliğini saptamaktan başka, diyajenetik ve çökelme ortamlarının tayininde çok yararlı olur.
C- Kalıntı Çökel: Kireçtaşlarına asitle muamele edilerek tamamen eritilmesinden arta kalan erimeyen kalıntı çökellerin mineralojik ve kimyasal oIarak incelenmesi ile, bu kayaçların diyajenez, ortam analizi ve stratigrafik korelasyonları açısından önem1i sayılabilecek bazl ipuçları elde edilmektedir. Bu yöntemle özellikle terijen ve ağlr minerallerin kayaç içerisindeki bölgesel dağılımlarını incelemekte ve bu malzemelerin kaynak alanları saptanmaktadır.
D- Doku: Karbonat kayaçlar genellikle iki doku tipini gösterirler. Bunlar taneli ve kristalli dokulardır. Taneli dokuda taneler birbirlerinden ayrıktırlar. Aralarında matriks veya çimento yer alır. Ör: Rekristalize kireçtaşı ve dolomit. Kireçtaşları içerisinde taneli doku daha egemendir. Kristalli doku daha çok kireçtaşlarının diyajenezi sırasında yeniden kristallenme sonucu ge1işir. Yeniden kristallenme sırasında kayacın tüm birincil bileşenleri kalsit kristalleri tarafından ornatılır. Bu bakımdan krista1en kireçtaşları ortam analizi için en elverişsiz kayaçlardır.
E- İstiflenme: Kireçtaşları içerisindeki tane bileşenlerinin miktar bakımından faz1alık-sıklık derecesi olarak ifade edilir. İstiflenme derecesi tane bileşenlerin boyut, şekil, konum ve kayaç dokusuna bağlı olarak degişik1ilik gösterir. Ortam analizinde istiflenme derecesi çökelme ortamlarının enerji düzeyinin bir göstergesidir. Seyrek istiflenme (tane az, mikrit fazla) düşük enerjili ortamı, sık istiflenme ise (tane fazla, mikrit az) yüksek enerjili bir ortam ifadesidir. Ancak, kireçtaşlarında bu konuya dikkatle yaklaşılmalıdır. Zira biyolojik üretimdeki fazlalık ortam enerjisinden bağımsız olarak istiflenme derecesini arttırabilir. Ör: Düşük enerjili bir ortamda çok sayıda organik kavkı üretimiyle sık istiflenmiş kireçli çökeller oluşabilir.
F - Gözeneklilik: Gözenek kayaç1ar içerisinde yer alan, herhangi bir tane, matriks veya çimento ile doldurulmuş olan bir boşluk bir hacim olarak tanımlanabilir. Petrol jeolojisinde gözeneklilik ikiye ayrılarak incelenir. Toplam gözeneklilik ve etkin gözeneklilik. Toplam gözeneklilik kayaç içerisindeki tüm boşluk hacminin kayacın tüm kütlesel hacmine oranı olarak tanımlanır. Etkin gözeneklilik sadece birbirleri ile bağlantılı gözeneklerin miktar olarak ifadesidir. Terijen kayaçlarda olduğu gibi, karbonatlarda da gözeneklilik tane bileşenlerinin boyut, şekil, küresellik, yuvarlaklık, yönlenme ve istiflenmelerinin bir fonksiyonudur. Herhangi bir kireçtaşında gözenek ge1işimi iki nedene bağlıdır. Bunlar: Çökelme ile ilgili işlevler sonucu gelişen gözeneklerdir "birincil", diyajenetik işlevler sonucu gelişen gözeneklere ise "ikincil" gözenek adı verilir.
Gözeneklilik: Ortam yorumunda bir gösterge değildir. Daha çok diyajenetik ortam ve  koşul1arı ile ilgilidir. Ancak birincil gözenek bakımından zengin kayaçlar daha çok tane dayanımı ve yüksek enerjili bir ortamın ürünü olan çökellerdir. Dolomitleşme, didolomitleşme ve erimeye bağlı olarak gelişen ikincil gözenekler, bazen dolaylı olsa da çökelme ortamı hakkında bazı ipuçları verebilirler.
Geçirgenlik: Herhangi bir kayacın belirli vizkozitedeki akışkanlıları geçirme yeteneğinin bir ifadesidir. Bu bakımdan kayaçların etkin gözenekliliği ile yakından ilişkilidir. Petrol jeolojisindeki önemine rağmen geçirgenliği ortam analizinde bir veri olarak kullanmak güçtür.
Adlama: Kireçtaşlarının sınıflamasında genellikle köken, bi1eşim ve dokusal özellikler esas alınır. Bugün en çok kullanılan ve dokusal parametrelere dayanan 2 sınıflama vardır. Bunlar Folk, 1959 ve Dunham 1962  sınıflamalarıdır. Bu iki sınıflama anahatları ve birbirlerileriyle olan ilişkisi Şekil 8'de veri1miştir. Her iki sınıflamada da Tane-Mikrit oranı esas alınmıştır.

Çevrimdışı ozguryolcu

  • FM Yönetici
  • *
  • İleti: 7473
  • Liked: 83
  • İtibar: +16831/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • MADENCİLİK FORUM SİTESİ
Ynt: Yeraltı Jeolojisi
« Yanıtla #13 : 02 Mayıs 2009, 15:45:48 »



Dunham sınıflamasında Tane-mikrit oranı karbonat çamurtaşından karbonat tanetaşına doğru gidildikçe artmaktadır. Bu durum söz konusu kayaçların çökelme ortamı enerjisindeki farklılığı da yansıtmaktadır. Aynı oran artışı Folk sınıflamasında mikritten sparite geçerken de
gözlenir. Bundan da anlaşılacağı gibi Dunham ve Folk taneli dokudaki kireçtaşları esas olarak 3 gruba ayırmışlardır:
1. Mikrit dayanımlı,
2. Tane dayanımlı ve
3. ve 2. Grup arasında yer alan geçiş litolojileri.
Folk mikrit dayanımlı kayaçlarının "mikrit' olarak, tane dayanımlı olanlar ise "sparit" olarak isimlendirilmişlerdir (sparitler içerisinde, taneler arasında mikrit hemen hemen hiç yoktur ve onun yerini sparkalsit çimento almıştır). Geçiş litolojilerini hem taneli (dolayısıyla önemli ölçüde spari kalsitik çimentolu), hemde mikritli oldukları için mikrit ve sparit ke1imelerinin kısaltılarak birleştirilmelerinden oluşturulan "miksparit" terimiyle ifade etmiştir. Ör: Pelmiksparit  Dunham sınıflamasındaki karbonat çamurtaşı ve karbonat vaketaşı genelde mikrit dayanımlıdır. Karbonat tanetaşı ise tane dayanımlı litolojileri, yani sparitleri ifade eder. Geçiş 1itolojileri ise karbonat istiftaşları ile temsil edilir. Bu duruma göre: Tane cinsleri de göz önüne alınıp, yukarıda açıklanan genel isimlerin içerisinde %lO' dan fazla da pellet içeren
bir kireçtaşı Dunham'a göre: Pelletli karbonat vaketaşı, Folk'a göre ise: Pelmikrit olarak
isimlendirilir.
Dunham (1962) sınıflaması uygulanması oldukça pratik"tir. Taneler birbirine destek olacak kadar-bol değillerse, çamur içinde yüzer durumda kalan tanelerin oluşturduğu dokuya "çamur
destekli"; karbonat çökeli içindeki taneler birbirine destek olacak şeki1de ise, "tane destekli"
denilmektedir. Koloni yapan mercanlar ve laminalı stromatolitik mavi-yeşil algler gibi bağlanma özelliği gösteren karbonat kayaları "bağlamtaşı" olarak tanımlanmıştır. Çamur oranının  %10'dan fazla olmasl adlamada bir sınır olarak alınmıştır( Çamurtaşı, Vaketaşı). Tane destekli olarak oluşan karbonat kayaları da çamur ve çimento içeriğine bakılarak istiftaşı veya tanetaşı olarak adlandırılır.

Jordan Sınıflaması





Bu kavramlarda, organizmaların engelleyici, sarıcı, bağlayıcı ve çatı yapıcı özellikleri dikkate alınmıştır. Ayrıca, çakıl boyu karbonat tanelerinin %10 veya daha fazla oranlarda bulunmasına göre yüzentaş ve moloztaş gibi dokusal terimler de eklenmiştir.

ÇÖKEL YAPILAR

Çökel kayaçlar içerisinde gözlenen ve çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişmiş olan değişik ölçekteki şekil ve yapılardır. Ortam analizlerinde çok yararlanılan bu oluşukları oluşum zamanlarına göre 2 ye ayırarak incelemek mümkündür.
1)   Çökelme ile eş zamanlı yapılar
2)   Çökelme sonrası oluşan yapılar
1)Çökelme ile eş zamanlı yapılar
A-Tabakalaşma
a) Paralel Tabakalaşma: Süspansiyon halindeki malzemeden çökelme sonucu oluşurlar. Her türlü ortamlarda bulunurlar.
b) Çapraz Tabakalaşma: Akıntı ve dalga işlevleri sonucu gelişirler. Karasal'dan denizele kadar birçok ortamlarda izlenirler. Çaprazlık açılarına göre, bazen ortam göstergesi olarak kullanılabilirler. Küçük açılı  (en fazla 12°) düz1emsel çapraz tabakalar çoğunlukla plaj ve kıyı boyu setleri içerisinde bulunurlar. Orta açılı (18-28°)  düzlemsel çapraz tabakalar özellikle delta önlerinde, bazen de akarsu çökellerinde ve kıyı boyu setleri içerisinde görülürler. Büyük açılı (24°-34°) olanları ise çoğu kez rüzgar ve seyrek olarak da delta önü çökelleri içerisinde rastlanır.
c) Laminasyon: Depolanmadaki süreksizliğin, depolanan malzeme özelliklerinin zaman zaman değişiminin veya bu malzemeyi depolayan etkenin hızlarındaki değişimin bir sonucu olarak değişir. Ortam analizlerinde laminasyon çökelme ortamlarının bentonik yaşam koşullarına ışık tuttuğu için önemlidir. Laminaların geliştiği ve korunduğu ortamlar içerisinde bentonik organizma kalıntısı çok az veya hiç yoktur. Zira laminasyonlar bentonik organizmalar tarafından kolayca tahrip edilebilen yapılardır.
d) Dereceli tabakalaşma: Birçok ortamlarda oluşabilir. Ancak çoğunluğuda türbidit ortamlarında gelişir.
e) Homojen kayac;lar: Homojen ve hiçbir yapı göstermeyen kayaçlar ya tamamen yoğun bentonik organizma faaliyetleri veya hızlı homojen malzeme depolanması sonucu oluşurlar. Bu nedenle de bu tür  kayaçlar çökelme koşulları bakımından faydalı bilgiler verirler.

B- Tabaka üst yüzünde gelişen yapılar:
a)   Yağmur ve buz kristal izleri: Bu tür izler doğrudan doğruya karasal ortamları belirlerler.
b)   Kuşgözü yapıları : Gelgit ortamları içerisinde yer alan  çökellerden gaz ve hava kabarcığı çıkışı sonucu gelişir ve bu ortamların göstergesi olarak kabul edilirler.
c)   Biyojenik iz ve oyuklar: Bu yapılar çeşitli bentonik organizmaların hareketleri sonucu daha çökelme sırasında tabakalrın üzerinde veya jçerisinde gelişen  oluşuklardır. Ortam analizlerinde daha çok ortamların derinliği hakkında bir fikir verirler. Bilindiği gibi bentonik organizmalar oksijenin yeterli olduğu derinlik limitlerinde yaşayabilirler. Biyojenik iz ve oyukların en yaygın olduğu ortamlar lagün ve gelgit düzlüklerdir.
d)    Dalga ve akıntı izleri: Ripl-marklar denizel, ripl-mark'lar ise akarsu, deniz ve rüzgar ortamlarında gözlenirler. Düşük hızlı akıntı rejimlerini karakterize eden bu yapılar ortam analizlerinde, akıntı veya esinti yönü hakkında bilgi verirler.
e)    Kuruma Çatlakları : Karasal ve gelgit düzlüğü çökelleri için karakteristik yapılardır.
f)   Taban Yapıları: Doğada tabaka altlarında gözlenen bu yapılar aslında birincil durumda tabaka gelişirler. Bunlar orta şiddette veya kuvvetli bulanık akıntıların üzerinden geçtikleri şeyl veya çamurtaşı gibi ince taneli malzemenin tabaka yüzeyindeki etkileri sonucu oluşurlar.
Şekilleri itibarı ile kaşık, yiv, oluk, oyuklar halindedirler. Akıntı yönünün tayininde büyük kolaylık sağlayan bu yapılar genellikle bulanık akıntı (türbidit) çökelleri için karakteristiktirler. Çoğunlukla kıta yamacı ve derin deniz ortamlarına işaret eden taban yapıları daha birçok sığ ortamlarda da gözlenmişlerdir.
C- Tektonik olmayan deformasyon yapıları:
a) Yiikleme, top ve yastık yapıları : Bu yapılar  farklı sertlikte çökellerin depolanma sonucu üst üste geldikleri yerlerde ve daha taşınmanın olmadığı sıralarda oluşurlar. Göreli olarak sert ve yoğun çökeller ( daha sert ve yoğun olan çökeller ağırlandıklarında ötürü yumuşak, çamurlar çökelme ortamı hakkında pek bilgi vermez.
b)Göçme ve kayma yapıları : Bu yapı1ar  yumuşak halde bulunan çökellerin yerçekimi ve diğer etkileri ile ani olarak bir yamaç aşağl akma veya kaymalar sonucu oluşurlar. Oluşum mekanizmaları itibari ile de, bulundukları ortamlarda çökelmenin kazara ancak duraylılığın az olduğunu gösterirler. Değişik ortamlarda oluşma olasılığı bulunan bu yapılar en fazla kıta yamacı ve delta ortamlarında bulunurlar.
2. Çökelme Sonrası Oluşan Yapılar
A-   Erime Dokanakları: Kireçtaşlarının sürekli çökelme nedeni ile gömülmesi ve üstündeki basıncın artmasl sebebi ile başlayan erimelerin oluşturduğu testere dişlerine benzer yapılardır. Birincil çökelme kalınlığının azaldığını işaret eden bu oluşuklar çökelme ortamı hakkında herhangi bir ipucu vermezler.
B-   Tektonik Deformasyon Yapıları: Fay,  kıvrım ve çatlak, gibi deformasyon yapılarının ortam analizlerinde herhangi bir önemi yoktur.

FOSİL İÇERİĞİ

Paleontolojik çalışmalarda organizmaların sistematik ve tür karakteristiklerinin tanımlanmasına aşırı  ölçüde ilgi gösterilirken malesef, ortam analizlerinde büyük yararları olacak ekolojik çalışmalara pek az yer verilmektedir. Bu çalışmaların eksikliği özellikle ülkemiz için halen güncel bir sorun olarak ortada durmaktadır.
Organizmalar doğada ekolojik olarak belirli topluluklar halinde yaşarlar. Her topluluğun kendine özgü yaşam tarzı ve belirgin özelliklere sahip bir dünyaları vardır. Bu özelliklerin bir kısmını fosilleşmelerinden sonrada yansıtırlar. Ortam analizlerinde önemli olan fosil topluluğundan hareketle yaşam koşulları açığa çıkarılmasıdır. Çökel kayaçlar içerisinde izlenen fosi1 toplulukları başlıca 3 şekilde oluşmuş olabilirler.
1. Fosil topluluğunu oluşturan organizmalar, içinde bulunduğu kayacın çöke1le ortam içerisinde yaşamış ve fosillerdir. Diğer bir deyişle bu organizma parçaları bu organizma parçaları otoktondur. Ortam analizlerinde en yararlı bilgiler bu tür  toplu1uklardan elde edilir.
2. Fosil topluluğu genelde otoktondur ancak bazı organizmalar daha yaşantıları sırasında  veya ölümlerinden sonra başka bir ortamdan taşınarak getirilmiş ve depolanmıştır.
3.Fosil topluluğunun tümü kayacın çökelme ortamına yabancıdır. Yani bu organizmalar başka bir ortamdan taşınılarak getirilmiş ve içinde bulundukları kayacın çökelme ortamında depolanmışlardır. Bu tür fosil toplulukları ortam analizlerinde pek kullanılmazlar.

Fosil toplulukları ortam analizi açısndan değerlendirilirken bu toplulukların toplumsal veya bireysel bazı özelliklerinin incelenmesi gerekir. Bunlar: Morfolojik bileşim, iç yapl, boyut, biiyiime şekli, korunma, sayısal yoğunluk, sınıf ve tür yoğunluklarıdır.
1.Morfolojik Bileşim.: Morfolojik bile$im tayininde fosil topluluklarını oluşturan bireylerin şekil,cins ve türleri tayin edilir. Bazı cins ve türlerin belirgin ortamlar için karakteristik oldukları göz önüne alınırsa, böyle bir ayırımın ortam analizlerinde kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.
2. İç  yapl : Organizma iskeletlerinin iç yapılarının incelenmesi sistematik tanımlama için şarttrr. Ancak bu tür bir çalışmanın ortam analizlerinde herhangi bir önemi yoktur.
3. Boyut: Organizmaların tekil veya topluluk olarak boyut ölçüleri, ortam analizlerinde doğrudan doğruya karbonatların tane boyutunu belirlediği için önemlidir. Organizma boyutları yaradılışı dışında ; tuzluluk, sıcaklık, su ortamının bulanıklığı, erimiş gaz miktarı    ( Ör.HzS) ve yiyecek mikdan gibi faktorlere de bağlıdır. Ortam koşullarını elveriş1i veya elverişsiz olduklarına göre organizma boyutları belirli ölçüde küçülüp büyümektedir. Örneğin; herhangi bir türe ait organizmalar bir ortam içerisinde normalinden daha küçük veya büyük boyutlarda ise, o takdirde yaşadıkları ortam içerisinde normal koşulların varlığından şüphe etmek gerekir.
4. Biiyiime Şekli : Mercan ve alg gibi bazı organizmalar içinde bulundukları ortam koşullarına göre farklı büyüme şekilleri gösterirler. Bundan yararlanılarak o organizmanın yaşadığı ortam ve koşullarının tahmin etmek mümkündür. Örneğin; bir mercan cinsi olan Favositesler, yüksek enerjili ve çalkantılı resif çekirdeklerinde dom şeklinde dikine bir büyüme, daha düşük enerjili resif yamaçlarında ise yatık ve düzlemsel bir gelişme gösterirler.
5. Korunma: Ortam analizlerinde fosil toplulukları incelenirken, kavkıların korunma derecelerinin, kayaç içerisinde dağılma şekillerinin ve nihayet tabaka düzlemlerine göre yönlenmelerinin saptanması gerekir. Bütün bu artırmalar çökelme ortamının fizikse1 koşulları hakkında yararlı bilgi1er verirler.
6. Sayısal Yoğunluk : Karbonat veya herhangi bir çökel kayaç içerisindeki fosillerin sayısal yoğunluğu, çökelme ortam koşullarının elverişliğini ve ortamdaki yiyecek bolluğunu göstergesi bakımından önemlidir. Ancak fosillerin sayısal yoğunluğunun, çökelme ortamı içerisinde yaşayan organizmaların sayısal yoğunluğunu yansıtmadığını unutmamak gerekir. Örnekleme gerekirse : Herhangi bir ortamda aslında çok daha fazla sayıda organizma yaşıyordur, fakat bunların sadece bir kısmı fosilleşmiştir. Başka bir olasılıkla, çökelme ortamı içerisinde gerçekte daha az organizma yaşamaktadır ve bugün taşta gözlenen iskeletlerin önemli bir kısmı çökelme sırasında ortama dışardan taşınmıştır.
7. Sınıf ve tür yoğunlukları : Sayısal yoğunluk ile sınıf veya tür yoğunlukları farklı şeylerdir. Sayısal yoğunluğu kontrol eden ana parametrenin ortamdaki yiyecek bolluğu olmasına karşın, sınıf ve tür yoğunluğunu kontrol eden parametreler tuzluluk, sıcaklık, deniz tabanının niteliği, vb., ekolojik nedenlerdir. Herhangi bir sınıf veya tür yoğunluğunun artışı, çökelme ortamı koşullarında ancak bu organizmaların tolerans gösterebileceği anoksik koşulların geliştiğine işaret eder. Diğer bir deyişle, sınıf veya tür yoğunluğunun azlığı normal denizel koşulların bir ifadesidir.

KARBONAT ORTAMLARINDA YAYGIN ORGANİZMALARIN EKOLOJİK VE PALEO-EKOLOJİK ÖZELLİKLERİ

Kırmızı Algler : Bunları en iyi şekilde fazla ışıklı ve suların çalkantılı olduğu sığ kıyı şeritlerde gelişme gösterirler. Düşük gel-git seviyeli altında oluşumları önemli miktar ve yayılımlara ulaşırlar. Normal olarak sığ yerlerde çoğunlukla bulunmalarına rağmen, 100 metrenin üzerine çıkan derinliklerdede bu bitkilerin yaşadığı görüşmüştür. Algler esas itibari ile fotosentez yapmak için ışığa bağlı olduklarından ışığın ulaşamadığı derinliklerde yaşayamazlar. Sıcaklık ve tuzluluk değişiminden de alglerin yaşamı üzerinde etkisi görülür. Tuzluluğu normal (350/00 ve sıcaklığı 20°C ' nin altına düşmeyen ılımlı denizlerde algler yaşamlarını sürdürürler.
Kırmızı Algler : Yaşlı kayaçlar (özellikle Tersiyer yaşlı) içerisinde çoğunlukla Mercanlarla birlikte resif ve merceksi karbonat yığışımlarını oluştururlar ve bu tür ortamları karakterize ederler.
Yeşil algler: Genellikle sığ, ılıman, tropik sularda bol bulunurlar. Bunlann bulunduğu sular fazla çalkantllı değildirler. Yaşlı  kayaçlarda, bilhassa Halimeda türü,, resif ardl veya lagün
ortamlarını karakterize etmektedirler.
Mavi-yeşil algler: Bu algler prensip itibari ile karasaldan derin denize kadar her türlü ortamlarda yaşarlar. Ancak bu organizmaların oluşturduğu "stratomatolitler" bugünkü  ortamlarda kıyı şeritlerini gel-git düzlükleri karakterize ederler. Kuşkusuz diğer verilerle de desteklendiği takdirde bu tür oluşumlar yaşlı kayaçlarda kıyı ortamını gösteren en iyi verilerdir.
Radiolarialar: 'Bu silis kavkılı organizmalar sığ denizlerde de bulunmasına rağmen genellikle derin deniz ortamlarını karakterize ederler. Bugünkü okyanus sedimentleri içinde radiolaryalar önemli bir yer tutarlar.
Kokolitler : Bu planktonik algler derin deniz ortamlarına işaret etmektedirler.
Diatomeler : Silisli kavkıları olan bu organizmalar türlerine göre denizelden tatlı suya varan  değişik ortamlarda yaşarlar. Türlerinin incelenmesi sonucu; denizel  tatlı su veya bunların karışımı. olan ortamların birbirinden ayrılmasına olanak hazırlayabilirler.
Foraminiferler
Planktonik foraminiferler: Bentonik foraminiferler genellik1e türlerine bağlı olarak çok değişik yaşama ortamları sergilerler. Kuşkusuz bunların yaşamı planktoniklerde olduğu gibi çok derinlere uzanmaz. Ortam analizlerinde önemli olan bazı türleri  vardır.
Bağlayıcı foraminiferler: Homotrema ve Carpenteria türünden olan bu foraminiferler resif ortamlarını karakterize eder ve bu ortamlarda bir önem taşımazlar. Ancak bağlayıcı foraminiferlerle bir araya ge1diklerinde sığ deniz ortamını belirlerler. Keza, bunlar globigerinid foraminiferlerle birlikte relatif olarak daha derin deniz ortamlarını gösterir.
Küçük, ince kavkı duvarlı foraminiferler: Bunlar arasında Miliolidae grubu önemli yer tutar. Bu organizmalar çoğunlukta oldukları kayaçlarda genellikle resif ardı veya resif ortamlarını karakterize ederler .
Biiyiik bentonik foraminiferler: Büyük bentonikler içerisinde Heterostegina ve Cycloclypeus'lar önemlidirler. Bu organizmalar genellikle resif veya benk önü ortamlarına işaret eder1er.
Siingerler: Normal çalkantılı olan denizel ortamlarda, sert zeminler üzerinde tutunarak yaşayan organizmalardır. Süngerlerin bol olduğu yerlerde terijen malzeme depolanmasınıda yavaş olduğu ortamlara işaret ederler. Kalker spiküllü süngerler normal denizel sularda ve 100 metrenin altındaki derinliklerde yaşarlar. Bunların fazla bulundukları yer1er derinlik itibariyle 10 metrenin altında olan yerlerdir. Silis spikül ve iskeletli süngerler nispeten daha derin ve 200 metreye kadar olan denizlerde yaşarlar.
Mercanlar: Mercan grubu içerisine antozoan, hidrozoan mercanlar ve alg içeren mercan gruplan girerler. Mercanların hepsi sıcak denizel ortamlarda ve tuzluluğun 34 ile 36 ppt olduğu yerlerde yaşarlar. Mercanlar fizyolojik yapıları itibarı ile denizlerin sığ ve oldukça çalkantılı kısımlarını tercih ederler. Bulanık sularda da organizmalar yaşadıkları için çoğunlukla bulundukları yerlerde terijen malzeme depolanması azdır. Ekolojik olarak rnercanlar "Ahermatipik" ve "Hennatipik" olarak iki kısma ayrılırlar. Hermatipik olanları kırmızı alglerle birlikte modern resiflerin büyük bir kısmını oluştururlar. Yaşlı kayaçlarda bu organizmalar yaygın olduğu zaman resif veya benk ortamını gösterirler.
Annelid kurtları : Tatlı sudan denizlere kadar o1an her türlü ortamlarda yaşar1ar çok değişken olan derinliklerde bulunmalarına rağmen, çoğunlukla sığ suları tercih eder1er. Bu organizmalar birbirlerine tutunarak küçük resif yapıları oluşturdukları gibi diğer hayvan kavkıları üzerine yerleşerek de yaşamlarını sürdürürler. Annelidlerin sebep olduğu oyuk iz yapıları da (Burrows and trails) yaşlı sedimentler içerisinde oldukça yaygındır.
Bryozoalar: Bunlar da denizel organizmalardandır. Bryozoaların bulunduğu ortamların sıcaklık ve derin1ikleri değişken olmakla beraber, ılımlı ve derinliği 400 metreden az olan sular bu organizmaların yaşamı için en uygun yer1erdir. Bryozoalar da mercanlar gibi çalkantılı ve berrak yerleri tercih ederler. Ayrıca bu organizmaların yaşamlarını sürdürebilmek için belirli bir sert zemin veya nesneye tutunma zorunluluğu vardır. Bazen bu organizmalar yüzen bitki parçalan v.s de tutunabilir1er.
Brakiyopodlar : Denizel organizmalardır. Bunlar genelliklede yumuşak veya sert olan zeminler üzerinde yaşayabilmelerine rağmen, çoğunlukla pedikülleri sayesinde sert olan zemin ve nesnelere tutunarak yaşamayı tercih ederler. Bu organizmaların bulunduğu ortamların berrak veya çalkantılı olması koşulu yoktur; ancak sedimentasyonun çok çabuk ve fazla olduğu yerlerde yaşayamazlar.
Ekinodermler : Denizel ortamları karakterize ederler. Bazen lagün ve haliçlerde de bulunurlar. Belirli bir derinlik bağımlılıkları yoktur. Kıyı şeridinden derin denize kadar her türlü ortamlarda bulunurlar.
Mollüskler : Genellikle çok değişik ortam koşulları içerisinde yaşayabilirler. Bilhassa Pelesipod ve gastrapod'lar lagünden derin denize kadar değişen ortamlarda bulunur1ar. Ancak
bu organizmaların miktar itibariyle büyük boyutlara ulaştığı yerler, genellikle sığ denizel veya
lagüner bölgeler olmaktadır.  Pelajik gastrapod'lardan olan Pteropod'lar genellikle derin deniz veya açık deniz koşulları altında yaşar ve bunlara ait sedimentler içerisinde bulunurlar.
Ostrakodlar : Genellikle çok kişilik olan bu organizmalar her türlü ortam içerisinde yaşayabi1irler. Bunların ortam analizlerinde başarılı bir şekilde uygulanmasl ancak etrafı paleontolojik açıklamalarla ve bilgilerle mümkündür.
Stromatoporoidler: Bu organizmalar çoğunlukla resif ortamlarını karakterize ederler. Bunların bulunduğu ortam suları genellikle sığ çalkantılı ve berraktır. Stramatoporoidlerin üzerine yerleştikleri zemin çoğu zaman sağlam ve sert olmaktadır.
Trilobitler : Denizel olan bu organizmalar değişik ortam koşullarında ve bazen de resif ortamlarında  yaşamlarını sürdürürler.

KİREÇTAŞLARININ ORTAM ANALİZLERİNDE KULLANILABİLECEK DİĞER VERİLER NELERDİR ?

Kireçtaşları içerisinde yer alan bazı yerli mineraller ile dolomit ve evaporit gibi sık sık kireçtaşları ile birlikte bulunan litolojiler kireçtaşlarının ortam analizlerinde yararlı olurlar.
Kireçtaşları  içerisinde bulunan belli başlı yerli mineraller: şamozit,. Glokonit, fosfat ve Manganez yumrularıdır.Birer demir silikat minerali olan şamozit ve glokoniler tipik olarak denizel ortamı işaret ederler. Her iki mineral de terijen malzeme geliminin az, çökelmenin yavaş olduğu ortamlar için karakteristiktir. Fosfat iyi bir derinlik göstergesidir. Çoğunlukla  30-300 m. arasındaki derinliklerde gözlenirler. Bu mineraller genellikle organik madde içeriği
Bol olan dip akıntılarının yüzeye çıktığı kıtaların sahil zonlarında gelişirler. Fosfatlar da bulundukları ortamda yavaş çökelmeyi ifade ederler. Manganez yumruları çoğunlukla derin deniz oluşukları olarak bilinirler. Ancak sığ denizlerde de oluşurlar.
Dolomit ve evaporitlerin çökelme ortamları karasal'dan denizel'e kadar değişir. Ancak bunlar genellikle buharlaşmanın şiddetli olduğu gel-git düzlüklerinde daha fazla depolanırlar. Diğer verilerle de desteklendiği takdirde, evaporitler yaşlı kireçtaşı ortamlarının tuzluluk,buharlaşma  sıcaklık ve biyolojik koşulları hakkında bilgi verirler.
İncelenen bir fasiyesin çökelme ortamı yorumlarken  kullanılabilecek diğer önemli bir veri de, bu fasiyesin altında ve  üstündeki birimlerin çökelme ortamlarının niteliğidir. Bilindiği gibi normal (geçişli) dokanak ilişkisi gösteren kayaçlar oluşum ortamları çökelme sırasında yan yana olmak zorundadır (Walther Kanunu). Ör: Transgresyon veya regresyona bağlı olarak normal koşullarda bir gel-git düzlüğü çökelinin üzerinde veya altında ancak lagün-gel-git altı veya bataklık-karasal çökellerin yer alabileceği gibi.

BÜTÜN BU İNCELEME VE BİLGİ BİRİKİMİNDEN SONRA ORTAM NASIL YORUMLANIR?

Herhangi bir kireçtaşının geometri, litoloji çökel yapı ve fosil içeriği ayrıntılarıyla  belirlendikten sonra onun ortam yorumuna geçilir. Ortam yorumundan amaç, kireçtaşının nerede çökelmiş olduğunu ortaya koymaktır. Bu da o ortama gel-git düzlüğü, lagün, kıta sahanlığı vb. isim vermekle mümkün olur. Ortama isim verildiğinde söz konusu ortamdaki çökelme koşulları da bir bakıma otomatik olarak belirlenmiş olur. Zira güncel ortam bilgilerimizden bir lagünün veya bir gel-git düzlüğünün coğrafik konumunun, fiziksel,  fizikokimyasal ve biyolojik koşullarının neler olduğu veya neler olabileceği az-çok bilinmektedir.
O halde ortamı isimlendirmek ortam analizlerinde en son aşamadır. İsimlendirme de ancak çökelme koşullarının bilinmesiyle olur. Bu bakımdan, herhangi bir kireçtaşının incelenmesi ile elde edilen bulgulardan, önce o kireçtaşının çökelme koşullarını  belirlemek ve daha sonra ise bu koşulların hangi ortamlara ait olabileceğini tahmin etmek gerekir. Çökelme koşulları araştırılırken bunları 3 ana grupta toplamak. uygun olur. Bunlar fiziksel, fiziko-kimyasal ve biyolojik koşullardır.
Fiziksel koşullar içerisinde ortamların çalkantı derecesi (enerji düzeyi), bulanıklık derecesi (terijen malzeme getirimi), ışık miktarı, derinlik, sıcaklık ve taban topoğrafyasl gibi özellikleri aydınlatılır. Ortamların çalkantı derecesi çökeller içerisindeki kil, silt, mikrit miktarı, boylanma ve fosil karakterleriyle, belirli ölçüde tahmin edilebi1ir. Ör: Mercanlar berrak sulan daha crok tercih ederler. 191kmiktan paleontolojik verilerle saptanabilir. Ör: Kireçtaşları içerisinde fotosenteze bağımlı alglerin ve mercanların bulunduğu ortamın ışıklı olduğunu kanıtlar. Derinlik paleontoloji, litoloji, çökel yapısı ve bazı yerli minerallere dayanılarak belirlenebilir. Paleontolojik veriler organiznmaların nitelik ve ekolojilerinden kaynaklanır. Ör: Mercan, alg, miliolid gibi organizmalar sığ, radioler ve pelajik foraminiferler ise daha derin ortamların göstergesidirler. Litoloji de bazen derinlik hakkında bilgi verir. Ör: Stromatolitler, resifler kıyı ve sığ ortamları, türbiditler ise daha derin ortamları belirtirler. Çökel yapılarından kuşgözü, kuruma çatlağı, ripl-marklar, vb. yapılar sığ derinliklere işaret ederken, taban yapıları genellikle derin denizleri gösterirler. Fosfat ve glokoni gibi bazı yerli mineraller yine belirli derinlik limitlerinin (30-2000 m.) göstergesidirler. Ortam sıcaklığının tayini de çoğu kez paleontolojik ve litolojik veriler ile yapılmaktadlr. Ör: Mercanlar sıcak, radiolerler soğuk suları tercih ederler. Evaporitler sıcak ve kurak koşulları yansıtırlar. Ortamın taban topoğrafyasının belirlenmesi ise ancak yanal fasiyes değişimlerinin ve kalınlık haritalarının hazırlanması ile mümkündür.
Fiziko-kimyasal koşullar içerisinde ortamların tuzluluk, pH ve Eh gibi özelliklerini ince1emek gerekir. Tuzlu1uk genellikle paleontolojik ve litolojik verilerden tahmin edilir. Ör : Mercanlar çoğunlukla %30-40 tuzluluktaki sularda yaşarlar. Ph miktarı litolojik ve mineralojik verilerden bulunabilir. Ör: Kalsit ve aragonitler pH > 7.8 olduğu sularda çökelirler. Fosfatın çökeldiği sularda ise bu değer 7.8' den daha küçüktür. Eh değerine ise kabaca kireçtaşının renk, fosil, çökel yapl ve bazı yerli mineral1eri incelenerek yaklaşılabilir. Ör: Kırmızı renk oksidasyonu, siyah renk indirgeyici  koşulları belirtir. Fosillerin sayısal bolluğu ortamda oksijen miktarının normal olduğunu gösterir. Çapraz tabakalaşma ortamdaki  çalkantıyı, dolayısı ile havalandırmayı ifade eder. Kireçtaşlarında pirit gelişimleri de bu çökeller içerisinde zamanla indirgeyici koşulların gelişmiş olduğuna işaret eder.




Tags: